Sanal dünya gençleri 'keş' yapıyor
Gönderilme zamanı: 31 Ağu 2008, 03:03
Bilgisayar bagımlısı gençler bir yandan 'oyun oynama' sürecinin bagımlısı olurken, diger yandan da oyunu niçin oynadıklarını, bunun anlamının aslında ne oldugunu artık umursamaz oluyorlar.
Oxford Üniversitesi'nden Profesör Susan Greenfield, beyin ve sinir sistemi konularında dünyanın önde gelen uzmanlarından biri. Alzheimer hastalıgıyla mücadele sürecinde, bilgisayar bagımlısı genç neslin de benzer bir beyinsel tahribat riski altında oldugunu iddia ediyor.
Fiziksel bir tahribattan öte, beynin isleyisi ile ilgili 'geri dönüsü olmayan' bir yapısal transformasyona maruz kalan genç nesil, artık kendi kendine düsünüp karar alamayan ve diger insanlarla empati kuramayan insanlara dönüsmekte.
"Global siber dünya, bizim üç boyutlu gerçek dünyamızdan daha güvenli ve risksiz bir hayat sunarmıs gibi görünüyor. Ama bilgi-islem teknolojilerinin geldigi bu asamada, siber dünyayla gerçek hayat arasındaki farkı ayırdetmekten aciz bir kusak yetismekte. Mesela ikiz kulelere gerçekten uçak çarptıgına bile inanmayan insanlar var bu dünyada" diyor Susan Greenfield.
ID: The Quest for Identity in the 21st Century adlı yeni kitabında, Profesör Greenfield yeni neslin beyinsel islev bozuklugu nedeniyle kisilik kaybına ugramakta oldugunu iddia ediyor.
Bilimsel çalısmalarını yürütürken Oxford'taki laboratuarı ile Londra'daki Kraliyet enstitüsü arasında mekik dokuyan Greenfield, Lordlar Kamarası basta olmak üzere üst düzey sosyal ve bilimsel toplantılara konusmacı olarak katılarak zihinsel yapı ve beynin isleyisi hakkındaki teoriler hakkında kamuoyunu bilgilendiriyor.
Çok yogun programına ragmen geçenlerde İngiliz The Times gazetesine verdigi bir röportajda Profesör Greenfield yeni nesilde hızla yükselen suç oranlarının da bu zihinsel bozulmanın sonucu olabilecegini düsündüren teorilerini açıklama fırsatı buldu.
Çok özetle ifade edilecek olursa, Profesör Greenfield'İn 'Hiç kimse teorisi' adını verdigi teorisine göre, bilgisayar oyunları ve sanal dünya; genç neslin algısına göre süreçleri, içerik kavramının önüne yerlestiriyor.
BAĞIMLI YAPIYOR
Amacınızın satoda hapsedilmis bir prensesi kurtarmak oldugu bir bilgisayar oyununu oynadıgınızı düsünün. Bu oyun sürecinde bir sürü canavarı ve kötü adamı öldürüp en sonunda satoya girip prensesi kurtaracaksınız.
Prensesin kim oldugu, satoya niye hapsedildigi gibi sorular artık sizin için önemini kaybediyor, bunları düsünmüyorsunuz bile. Diger yandan, bu oyunun oynanması 'süreci'nde beyniniz dopamin adlı bir hormon salgılıyor. Bu hormon, bagımlılık yaratan bir hormondur ve beyniniz bu hormonu yeterince salgılamazsa huzursuz ve mutsuz oluyorsunuz.
İste bu noktada bilgisayar bagımlısı gençler bir yandan 'oyun oynama' sürecinin bagımlısı olurlarken diger yandan da oyunu niçin oynadıklarını, bunun anlamının aslında ne oldugunu artık umursamaz oluyorlar.
ZİHİNSEL DEĞİsİM KİsİLİK YAPISINI YOK EDİYOR
Sadece bir prensesi satodan kurtarmakla ilgili basit bir bilgisayar oyunuyla sınırlı kalsayı bu bir sorun yaratmayabilirdi. Ancak is siddet içerikli bilgisayar oyunlarına geldiginde durum birden ciddilesiyor:
Çünkü genç beyinler açısından oyundaki sanal bir karakteri öldürmekle sokakta gerçek bir kisiyi öldürmek arasındaki etik ve fiziksel farklılıklar giderek bulanıklasıyor. Beyin ve zihin yapısının bu noktada geçirdigi degisim, genç insanlarda 'kisiligin yok olmasına' neden olmakta.
Aslında Profesör Greenfield bir egitimci veya çocuk gelisimi uzmanı degil. Onun uzmanlık alanı, insan beyni ve bilincin karsılıklı biyo-kimyasal etkilesimleri. Neuro-bilimsel çalısmalarına odaklanmıs bu Profesör için, elde ettigi biyolojik bulguların toplumsal hayatta yaratacagı uzun dönemli etkiler belirsizligini korumakta.
Kimi öldürdügünü, bunu niçin yaptıgını umursamaksızın 'birilerini öldürme' sürecine bagımlı hale gelen ve gerçek hayatla sanal dünya arasındaki farkları ayırdetmekte giderek zorlanan bir neslin aydınlık bir gelecek vaadetmedigi çok açık.
Profesör Greenfield ise "Kendi bireysel bilincini terkederek 'Hiç kimse' olmayı kabullenen bu gençler, giderek köktenci olacaklardır. Egitim konusunda bugüne kadar bildiklerimiz ve ögrendiklerimiz ise bu süreci geri döndürmeye yetmeyebilir" uyarısında bulunuyor.
ALINTIDIR
Oxford Üniversitesi'nden Profesör Susan Greenfield, beyin ve sinir sistemi konularında dünyanın önde gelen uzmanlarından biri. Alzheimer hastalıgıyla mücadele sürecinde, bilgisayar bagımlısı genç neslin de benzer bir beyinsel tahribat riski altında oldugunu iddia ediyor.
Fiziksel bir tahribattan öte, beynin isleyisi ile ilgili 'geri dönüsü olmayan' bir yapısal transformasyona maruz kalan genç nesil, artık kendi kendine düsünüp karar alamayan ve diger insanlarla empati kuramayan insanlara dönüsmekte.
"Global siber dünya, bizim üç boyutlu gerçek dünyamızdan daha güvenli ve risksiz bir hayat sunarmıs gibi görünüyor. Ama bilgi-islem teknolojilerinin geldigi bu asamada, siber dünyayla gerçek hayat arasındaki farkı ayırdetmekten aciz bir kusak yetismekte. Mesela ikiz kulelere gerçekten uçak çarptıgına bile inanmayan insanlar var bu dünyada" diyor Susan Greenfield.
ID: The Quest for Identity in the 21st Century adlı yeni kitabında, Profesör Greenfield yeni neslin beyinsel islev bozuklugu nedeniyle kisilik kaybına ugramakta oldugunu iddia ediyor.
Bilimsel çalısmalarını yürütürken Oxford'taki laboratuarı ile Londra'daki Kraliyet enstitüsü arasında mekik dokuyan Greenfield, Lordlar Kamarası basta olmak üzere üst düzey sosyal ve bilimsel toplantılara konusmacı olarak katılarak zihinsel yapı ve beynin isleyisi hakkındaki teoriler hakkında kamuoyunu bilgilendiriyor.
Çok yogun programına ragmen geçenlerde İngiliz The Times gazetesine verdigi bir röportajda Profesör Greenfield yeni nesilde hızla yükselen suç oranlarının da bu zihinsel bozulmanın sonucu olabilecegini düsündüren teorilerini açıklama fırsatı buldu.
Çok özetle ifade edilecek olursa, Profesör Greenfield'İn 'Hiç kimse teorisi' adını verdigi teorisine göre, bilgisayar oyunları ve sanal dünya; genç neslin algısına göre süreçleri, içerik kavramının önüne yerlestiriyor.
BAĞIMLI YAPIYOR
Amacınızın satoda hapsedilmis bir prensesi kurtarmak oldugu bir bilgisayar oyununu oynadıgınızı düsünün. Bu oyun sürecinde bir sürü canavarı ve kötü adamı öldürüp en sonunda satoya girip prensesi kurtaracaksınız.
Prensesin kim oldugu, satoya niye hapsedildigi gibi sorular artık sizin için önemini kaybediyor, bunları düsünmüyorsunuz bile. Diger yandan, bu oyunun oynanması 'süreci'nde beyniniz dopamin adlı bir hormon salgılıyor. Bu hormon, bagımlılık yaratan bir hormondur ve beyniniz bu hormonu yeterince salgılamazsa huzursuz ve mutsuz oluyorsunuz.
İste bu noktada bilgisayar bagımlısı gençler bir yandan 'oyun oynama' sürecinin bagımlısı olurlarken diger yandan da oyunu niçin oynadıklarını, bunun anlamının aslında ne oldugunu artık umursamaz oluyorlar.
ZİHİNSEL DEĞİsİM KİsİLİK YAPISINI YOK EDİYOR
Sadece bir prensesi satodan kurtarmakla ilgili basit bir bilgisayar oyunuyla sınırlı kalsayı bu bir sorun yaratmayabilirdi. Ancak is siddet içerikli bilgisayar oyunlarına geldiginde durum birden ciddilesiyor:
Çünkü genç beyinler açısından oyundaki sanal bir karakteri öldürmekle sokakta gerçek bir kisiyi öldürmek arasındaki etik ve fiziksel farklılıklar giderek bulanıklasıyor. Beyin ve zihin yapısının bu noktada geçirdigi degisim, genç insanlarda 'kisiligin yok olmasına' neden olmakta.
Aslında Profesör Greenfield bir egitimci veya çocuk gelisimi uzmanı degil. Onun uzmanlık alanı, insan beyni ve bilincin karsılıklı biyo-kimyasal etkilesimleri. Neuro-bilimsel çalısmalarına odaklanmıs bu Profesör için, elde ettigi biyolojik bulguların toplumsal hayatta yaratacagı uzun dönemli etkiler belirsizligini korumakta.
Kimi öldürdügünü, bunu niçin yaptıgını umursamaksızın 'birilerini öldürme' sürecine bagımlı hale gelen ve gerçek hayatla sanal dünya arasındaki farkları ayırdetmekte giderek zorlanan bir neslin aydınlık bir gelecek vaadetmedigi çok açık.
Profesör Greenfield ise "Kendi bireysel bilincini terkederek 'Hiç kimse' olmayı kabullenen bu gençler, giderek köktenci olacaklardır. Egitim konusunda bugüne kadar bildiklerimiz ve ögrendiklerimiz ise bu süreci geri döndürmeye yetmeyebilir" uyarısında bulunuyor.
ALINTIDIR