dinine gönülden bağlı bir lider (M.Kemal Atatürk)

Cumhuriyet ve Atatürk ile ilgili bilgi paylasim forumudur
Cevapla
Kullanıcı avatarı
yazgüneşi
Kilobyte4
Kilobyte4
Mesajlar: 677
Kayıt: 13 Şub 2007, 08:56
Konum: Arizona/Finiks

dinine gönülden bağlı bir lider (M.Kemal Atatürk)

Mesaj gönderen yazgüneşi » 25 Tem 2008, 11:27

dinine baglı bir lider

Resim
"Türk Milleti daha dindar olmalıdır, yani bütün sadeligi ile dindar olmalıdır demek istiyorum. Dinime, bizzat hakikate nasıl inanıyorsam, buna da öyle inanıyorum." -Mustafa Kemal Atatürk-

Atatürk, İslam ahlakını ve dinimizin vecibelerini daha aile ocagındayken ögrenmis, tahsil yasamı boyunca da bu bilgilerini pekistirerek gelistirmistir. "Ilımlı-modern-dindar" yapının, en güzel örnegi ve en basarılı uygulayıcısı, laik Cumhuriyetimiz'in kurucusu Büyük Önder Atatürk'tür. Ulu Önder, her zaman gericilikle mücadele ederken İslam'ı yüceltmis; dolayısıyla bu ikisi arasındaki ayrımı en dogru biçimde yapmıstır. Tekke, türbe ve zaviyeler onun döneminde kapanmıs, ama ilk Türkçe Kuran meali de yine onun döneminde yayınlanmıstır. Türk insanının ihtiyaçlarını ve özelliklerini çok iyi bilen, gericilige, yobazlıga her zaman karsı olan Atatürk, Türk Milleti'ni dinin özüne yöneltmeyi amaçlamıs ve bugün milletçe ulasmayı hedefledigimiz yapıyı her yönüyle tecelli ettirmistir.

süphesiz ki din, Büyük Önder’in de dikkat çektigi gibi demokrasinin ve milli bütünlügümüzün vazgeçilmez bir ihtiyacıdır. Bir milletin fertlerini birarada tutan en güçlü bag olan din, aile, ahlak ve devlet müesseselerinin de devamını saglayan en önemli unsurdur.

Dinin var olmadıgı veya dini degerlerin ortadan kalktıgı bir toplumda, bunun kaçınılmaz bir sonucu olarak aile, ahlak ve devlet kavramları da geçerliligini yitirecek ve kısa süre içinde ortadan kalkacaktır. Böyle bir gelisme ayrıca, tarihi ve kültürü ne kadar eskiye dayanırsa dayansın bir milleti birbirine baglayan milli ve manevi tüm bagların parçalanmasını, anarsinin hortlamasını ve toplumun bölünmesini kaçınılmaz hale getirecektir.

İste bütün bu nedenlerden ötürü, toplum dokusunun vazgeçilmez parçası niteligi tasıyan din müessesesinin devamını saglayamayan bir ulusun sosyolojik ve bilimsel açıdan ayakta durması mümkün degildir. Gerek kisi, gerekse toplum açısından dinin lüzumlu bir müessese oldugunu belirten, siyasi alanda yaptıgı sayısız reformla bu saglıklı bakıs açısını genis kitlelere yaymayı hedefleyen Büyük Önder Atatürk, Türk Milleti’nin dindar olmasını ve dini degerlerini muhafaza etmesini "Din lüzumlu bir müessesedir. Dinsiz milletlerin devamına imkan yoktur"; "Din vardır ve lazımdır." (Yakınlarından Hatıralar, Asaf İlbay, s. 102) sözleriyle tesvik etmistir. Milletini, batıl inanıslardan arındırıp, gerçek dine yöneltmeyi amaçlamıstır. Bunun için de Kuran'ın kolay bir sekilde okunup anlasılmasını saglamak amacıyla Türkçeye çevrilmesi emrini vermistir:

"Sonra Kuran'ın tercüme ettirilmesini emrettim. Bu da ilk defa olarak Türkçeye tercüme ediliyor. Hz. Muhammed'in hayatına ait bir kitabın tercüme edilmesi için de emir verdim." (Atatürk'ün Temel Görüsleri, Fethi Naci, s.55)

Kuran'ın Türkçeye çevirilmesi emrini verirken, Atatürk'ün istegi Müslüman milletinin imanının güçlenmesidir. Bunu ifade ettigi sözleri söyledir:

"Camilerin mukaddes mimberleri halkın ruhi, ahlaki gıdalarına en yüksek, en verimli kaynaklardır. Minberlerden halkın anlayabilecegi dille ruh ve beyne hitap edilmekle Müslümanların vücudu canlanır, beyni temizlenir, imanı kuvvetlenir, kalbi cesaret bulur." (Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, c. 1, s. 225)

Büyük Önder, gerçek dinin temelini ve Müslümanların konuyu hangi kıstaslara göre degerlendirmeleri gerektigini 7 subat 1923 tarihinde, Balıkesir’deki Pasa Camii’nde verdigi hutbede kendisini dinleyenlere söyle ifade etmistir:

"Allah birdir, sanı büyüktür. Allah'ın selameti, sevgisi üzerinize olsun. Peygamberimiz Efendimiz Hazretleri Allah tarafından insanlara dini gerçekleri duyurmaya memur ve elçi seçilmistir. Bunun temel esası, hepimizce bilinmektedir ki, Yüce Kuran'daki anlamı açık olan ayetlerdir. İnsanlara feyz ruhu vermis olan dinimiz son dindir. En mükemmel dindir. Çünkü dinimiz akla, mantıga, gerçege tamamen uyuyor ve uygun düsüyor." (Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri, c. 2, s. 93)

Atatürk, İslam dininin tamamen ilme ve mantıga uygun bir din oldugunu bir baska sözünde de söyle ifade etmistir:

"Bizim dinimiz en makul ve en dogal bir dindir. Ve ancak bundan dolayıdır ki son din olmustur. Bir dinin dogal olması için akla, teknige, ilme ve mantıga uygun olması gerekir. Bizim dinimiz bunlara tamamen uygundur. ... İslam'ın sosyal hayatı içinde hiç kimsenin, bir özel sınıf halinde varlıgını sürdürme hakkı yoktur. Kendilerinde böyle bir hak görenler dini kurallara uygun harekette bulunmus olmazlar. Bizde ruhbanlık yoktur, hepimiz esitiz ve dinimizin kurallarını esit olarak ögrenmeye mecburuz" (Atatürk"ün Söylev ve Demeçleri, 1959, c.2, s. 90)

Büyük Önder Atatürk, Türk Milleti’nin dindar olmasını ve dini degerlerini muhafaza etmesini de,sıklıkla vurgulamıstır. Ayrıca, Atatürk'ün Osmanlı Devleti'nin çöküsünü dine baglayan, Türk düsmanlarına yanıtı ise kesin bir sekilde olmustur:

"Düsmanlarımız, bizi dinin etkisi altında kalmıs olmakla itham ediyor, duraklamamızı ve çöküsümüzü buna baglıyorlar; bu bir hatadır. Bizim dinimiz hiç bir vakit kadınların, erkeklerden geri kalmasını talep etmemistir. Allah'ın emrettigi sey, Müslüman erkekle, Müslüman kadının beraberce din ögrenerek egitilmesidir. Kadın ve erkek bu ilim ve egitimi aramak ve nerede bulursa oraya gitmek ve onunla mücehhez olmak zorundadır. İslam ve Türk tarihi incelenirse görülür ki, bugün kendimizi bin türlü kuralla baglanmıs zannettigimiz sey yoktur. Türk sosyal yasantısında kadınlar bilimsel yönden egitim ve ögretim görmekte ve diger konularda erkeklerden katiyen geri kalmamıslardır. Belki daha ileri gitmislerdir." (Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri, 1959, c.2, s.86)
Dini meseleler hakkındaki görüslerini ögrenmek isteyen Fransız gazeteci Maurice Perno'ya Atatürk yine kesin bir sekilde su cevapları vermistir:

M. Perno:su halde yeni Türkiye'nin siyasetinde dine aykırı hiçbir temayül ve mahiyet olmayacak demek?

Atatürk: "Siyasetimiz dine aykırı olmak söyle dursun, din bakımından eksik bile hissediyoruz."

M. Perno: Zat-ı asilaneleri, düsündüklerini bendenize daha iyi izah buyururlar mı?

Atatürk: "Türk Milleti daha dindar olmalıdır, yani bütün sadeligi ile dindar olmalıdır, demek istiyorum. Dinime, bizzat hakikate nasıl inanıyorsam, buna da öyle inanıyorum. suura muhalif, terakkiye engel hiçbir sey ihtiva etmiyor. Halbuki Türkiye istiklalini veren bu Asya milleti içinde daha karısık, sun'i, batıl inanıslardan ibaret bir din daha vardır. Fakat bu cahiller, bu acizler sırası gelince aydınlanacaklardır. Eger ısıga yaklasamazlarsa kendilerini mahv ve mahkum etmisler demektir. Onları kurtaracagız." (Atatürk ve Din Egitimi, Ahmet Gürbas, Diyanet İsleri Baskanlıgı Yayınları, s.32)

Atatürk her yönüyle oldugu gibi dindarlıgıyla da milletine en güzel örnek olmustur. Ulu Önder, dindar kisiliginin bir göstergesi olarak din adamlarına karsı her zaman samimi bir sekilde hürmetkar olmus ve saygı duymustur.

Cumhuriyet'in ilk Diyanet İsleri Baskanı Rıfat Börekçi, Atatürk'ün kendisine duydugu saygı ve hürmeti söyle anlatmıstır:

"Ata'nın huzuruna girdigimde beni ayakta karsılardı. Utanır, ezilir, büzülür, "Pasam beni mahcup ediyorsunuz" dedigim zaman "Din adamlarına saygı göstermek Müslümanlıgın icaplarındandır." buyururlardı. Atatürk, sahsi çıkarları için kutsal dinimizi siyasete alet eden cahil din adamlarını sevmezdi." (Atatürk ve Din Egitimi - Ahmet Gürtas - Diyanet İsleri Bakanları Yayınları s.12)

Atatürk Kuran okutulmasına da son derece önem vermistir. Hafız Zeki Çaglarman Atatürk'ün bu yönünü söyle anlatmıstır:

"Atatürk'ün kız kardesi Makbule Hanım'la uzun yıllar komsuluk yaptık. Her yıl Ramazan ayı yaklasınca Atatürk kız kardesine; "Makbule, Ramazan geliyor, annemize hatim okutmayı ihmal etme"der ve hatim okuyacak hafıza hediye edilmek üzere bir zarf içerisinde para verirdi." (Din Toplum ve Kemal Atatürk, Ercüment Demirer, s.10)


Atatürk'ün Peygamber efendimize duydugu hayranlık
------------------------------------------------------------------
Atatürk'ün Kuran-ı Kerim'e duydugu derin sevgi ve saygısı, İslam dininin en saf sekliyle yasanmasına olan inancı onun dindar yönünü her dönemde ortaya çıkarmıstır. Her zaman gerçek din ile batıl inançlarla dolu gericiligi net biçimde ayıran Atatürk, birçok konusmasında, samimi ve içten bir sekilde Allah'tan, İslam'dan, Kuran'dan saygı ve baglılıkla bahsetmistir. Hz. Peygamberimizi övmüs ve Türk Milleti'ne, gerçek dine sarılmayı ve daha dindar olmayı tavsiye etmis. Allah'a yönelmede Hz. Muhammed'i rehber göstermistir:

"Bütün dünyanın Müslümanları Allah'ın son peygamberi Hz. Muhammed'in gösterdigi yolu takip etmeli ve verdigi talimatları tam olarak tatbik etmeli. Tüm Müslümanlar Hz. Muhammed'i örnek almalı ve kendisi gibi hareket etmeli; İslamiyet'in hükümlerini oldugu gibi yerine getirmeli. Zira ancak bu sekilde insanlar kurtulabilir ve kalkınabilirler." (Atatürk, Nedim Senbai, A.Ü. Dil, Tarih, Cografya Yay., s. 102, 1979)

Hz. Muhammed'i överek O'nu kendisine örnek alan Atatürk, Hz. Muhammed'in peygamberligine kesin olarak iman etmisti. Hz. Muhammed'e duydugu hayranlıgı ve O'nun peygamberligini heyecanla anlattıgı bir sırada yanında bulunan M. semseddin Günaltay, Ata'nın o anki halini söyle anlatmıstır:

"... Atatürk'ün denizlerden renk alıp renk veren gözleri, masanın üzerinde serili haritaya dikildi ve beni kolumdan tutarak masanın basına çekip parmagını bir noktaya dikti. Bu, kendi elleriyle çizdikleri bir askeri harita idi ve Hz. Muhammed'in büyük Bedir Cengi'ni adım adım gösteriyordu. Hz. Muhammed'e ve O'nun peygamberligine kadar, büyük askeri dehasına hayran olan essiz Sakarya Galibi, Bedir Galibi'ni göklere çıkarırken, "O'nun Hak Peygamber oldugundan süphe edenler, su haritaya baksınlar ve Bedir destanını okusunlar" diye heyecanlandı.

Ata'nın son sözü su olmustu:

- Hz. Muhammed'in bir avuç imanlı Müslümanla mahser gibi kalabalık ve alabildigine zengin Kureys ordusuna karsı Bedir meydan muharebesinde kazandıgı zafer, fani insanların karı degildir, O'nun Peygamberliginin en kuvvetli delili iste bu savastır. (Atatürk ve Din Egitimi, Ahmet Gürbas, Diyanet İsleri Baskanlıgı Yayınları, s.28)

Atatürk"ün Hz. Muhammed'e duyulacak sevgiyi tarif ettigi sözleri ise söyledir:

"Büyük bir inkılap yaratan Hazreti Muhammed’e karsı beslenilen sevgi, ancak onun ortaya koydugu fikirleri, esasları korumakla tecelli edebilir." (semsettin Günaltay, Ülkü Dergisi, sayı 100, s. 4)

Atatürk, dinimizin tam anlamıyla ve aslına uygun olarak yasanmasını ve milletimize dogru, modern, hurafelerden arındırılmıs bir din anlayısını benimsetmeyi hedeflemistir. Hiçbir asırılıga kaçmadan, Kuran'ın modern bir dünyayı tarif ettigini çok net biçimde özümsemistir.

Açıkça anlasılmaktadır ki, gerçek manada dindarlık, heyecanlı fanatiklerin, tutucu, kapalı görüslü kimselerinkinde degil; Atatürk'ün tarif ettigi ılımlı, insancıl, modern yapıda kendini göstermektedir.

Büyük Atatürk’ün, İslam dinini, Kuran-ı Kerim’i, Hz. Peygamberi ve dini müesseseleri öven tüm bu sözleri, O’nun dinimize olan içten baglılıgını gösteren somut ve tartısılmaz belgelerdir.


Atatürk metaryalist degildir.
----------------------------------
Buraya kadar anlattıgımız gibi Atatürk Allah ve ahiret inancına sahip, dindar bir insandır. Bazı çevreler, bize bu cennet vatanı ve Cumhuriyet'i emanet eden, "Gerçege nasıl inanıyorsam, dinime de öyle inanıyorum" diyen Atatürk'ü din düsmanı olarak gösterme gayretindedirler. Kendi siyasi görüslerine destek saglamak ve Türk Milleti’nin Atatürk’e baglılıgını sarsmak amacıyla, Atatürk hakkında asılsız dedikodular yaymaya çalısmakta, üstelik yalanlarını milyonlara aktarmaya çalısmaktadırlar.

Ancak, Atatürk herhangi bir sahıs degildir. Sözleri, fikirleri, tavsiyeleri, milyonlarca insana rehberlik eden, yol gösteren tarihi bir sahsiyettir. Bu gerçegi göz ardı ederek, Atatürk hakkında asılsız bilgiler veren ve yorumlara yeltelenenler genelde materyalist dünya görüsüne sahip çevrelerdir. Bunlar, Atatürk’ü kendilerince din düsmanı gibi tanıtıp kendi materyalist ve Marksist ideolojilerine pay çıkarmaya çalısan kisilerdir.

Bu çevrelerin inandıkları, hiçbir bilimsel dayanagı olmayan ve tamamen gerçek dısı uydurmalardan ibarettir. Aslında bu çevreler nasıl bir çıkmaz içinde olduklarının farkındadırlar. Ancak bu uydurma ideolojiden vazgeçmek yerine, tam aksi bir tutum izlemektedirler. Atatürk gibi fikirlerine herkesin deger verdigi örnek bir kisinin adını kullanarak, ideolojilerini güçlendirmeye çalısmaktadırlar.

Bunların unuttukları bir sey vardır; dindarlık, milliyetçilik, milli ahlak inancı, millet ve bayrak sevgisi gibi üstün kisilik özellikleri, ancak ve ancak milli ve manevi degerlere derin bir baglılıktan kaynaklanır. Bu derece milliyetçi duygular tasıyan, son derece dindar, mukaddesata bu kadar yürekten baglı olan, vatanı ve bayragı ugruna tüm hayatını ortaya koyan, yasamı boyunca milletinin mutlulugu için çalısan, aile kurumunun kutsiyetini savunan bir kisinin materyalist olamayacagı ortadadır.

süphesiz ki materyalistler, vatanlarına, bayraklarına ve milletlerine degil, kendi sahsi menfaatlerine baglıdırlar. Milliyetçi degil enternasyonalisttirler. Aile kurumunu korumayı degil yıkmayı hedeflerler. Milletlerinin mutlulugu için degil kendi kisisel mutlulukları için çalısırlar.

Sadece bu dahi, Ulu Önderimiz'in, ateist ve materyalist olmadıgını, mukaddesatına yürekten baglı oldugunu göstermeye yetmektedir.


T.B.M.M açılısı




Atatürk yalnızca zorluk anlarında Allah’a yönelen bir kul degil, gerçek ve samimi bir dindardı. Allah’a ve dine sarsılmaz bir inancı vardı. Öyle ki Büyük Millet Meclisi'nin açılısından önce bütün milletvekillerinin Hacı Bayram Camii'nde topluca namaz kılmalarını saglamıs ve bunun nedenini "Kuran ve namazın nurlarından faydalanmak" olarak açıklamıstı. Ayrıca Meclis'e girilmeden önce dua okutturulmus ve kurban kestirilmistir. Bu gerçekler Mustafa Kemal’in Büyük Millet Meclisi'nin 23 Nisan 1920 Cuma günü açılmasına karar verdikten sonra, kolordulara, il, bagımsız mutasarrıflık, Müdafaa-i Hukuk Heyeti Merkeziyeleri ve belediye baskanlarına özel olarak bir genelge göndermistir. Büyük Millet Meclisi'nin açılısını bildiren genelge söyledir:

1- Allah'ın inayetiyle Nisan'ın 23'üncü günü Cuma namazının ardından Ankara'da Büyük Millet Meclisi açılacaktır.

2- Vatanın bagımsızlıgı, yüce Halifelik ve Saltanatın kurtarılması gibi en büyük ve hayati görevleri yapacak olan Büyük Millet Meclisinin açılıs günü Cumaya rastlatılmakla, o günün kutlulugundan yararlanılacak ve açılıstan önce bütün Milletvekilleri ile Hacı Bayram Camii'nde kılınacak Cuma namazında okunacak selat ve Kuran nurunda feyz alınacaktır. Namazdan sonra Peygamberimizin sakalı ve sancagı el üstünde oldugu halde Meclis binasına gidilecektir. Orada Kolordu komutanı gerekli önlemleri alacaktır.

3- O günün kutsallıgını güçlendirmek için bugünden baslayarak valilikler, vali beyefendisinin düzenlemesiyle hatim indirilecek, mahayiri serif okunacaktır. Hatmin son kısımları Cuma namazından sonra Meclis binası önünde tamamlanacaktır.

4- Kutsal ve yaralı vatanımzın her kösesinde aynı biçimde bugünden baslayarak muhari ve hatmi serif okutularak Cuma günü ezandan önce minarelerden selavat verilecek ve hutbede halife padisahımızın adı söylenirken, padisahımızın ve topraklarımızın bir an önce kurtulusu ve mutluluga erismesi için dua edilecektir. Cuma namazı kılındıktan sonra hatim duası yapılarak yüce halifelik ve saltanat makamının ve bütün yurdun kurtulması ugrundaki milli çalısmaların kutsallıgı ve milletin her bireyinin kendi temsilcilerinden olusan Büyük Millet Meclisi'nin verecegi vatan görevlerini yerine getirmesine iliskin vaazlar verilecektir. Sonunda halife ve padisahımızın, din ve devletimizin, vatan ve milletimizin kurtulusu mutlulugu ve bagımsızlıgı için dua edilecektir.

Bu dini ve vatani törenin arkasından camilerden çıkıldıktan sonra bütün yurtta hükümet konaklarına gelinerek Meclisin açılmasından dolayı kutlama yapılacaktır. Her tarafta Cuma namazından önce Mevlid-i serif okunacaktır.

5- Ulu Tanrı'ndan tam basarı dileriz.

Resim


alıntıdır.



Kullanıcı avatarı
N2O
Megabyte2
Megabyte2
Mesajlar: 1199
Kayıt: 08 Nis 2007, 17:41
cinsiyet: Erkek

Mesaj gönderen N2O » 25 Tem 2008, 12:41

Güzel bir yazı, tesekkürler...
Arzulanandan ziyade arzu etmeye aşığız...

Cevapla