Her Şeyin Teorisi (11. Boyut)

PC ve Teknoloji dünyasından son haberlere buradan ulaşabilirsiniz.
Cevapla
Kullanıcı avatarı
velociraptor
Yottabyte3
Yottabyte3
Mesajlar: 28441
Kayıt: 14 Mar 2006, 02:33
cinsiyet: Erkek

Her Şeyin Teorisi (11. Boyut)

Mesaj gönderen velociraptor » 15 Tem 2008, 14:59

Evren neden var oldu? Arastırmacılar, bu sorunun yanıtını "Her seyin Teorisi" adını verdikleri bir evren formülüyle yanıtlamayı umuyorlar. İngiliz astrofizik uzmanı Stephen Hawking, yeni bulgularıyla, içinde esizlerimizin bulundugu fantastik bir "hiper uzay"ın kapılarını açıyor. Biz diger evrenleri göremiyoruz; ancak, Hawking teorisinde, paralel evrenlerde olanların bizim korkularımızı, becerilerimizi ve özlemlerimizi etkileyebilecegini ileri sürüyor
Resim

su sırada, siz bu cümleleri okurken, paralel evrenlerdeki esizleriniz de bu cümleleri okuyor olabilirler. Onlar da, bu teoriyi okuyunca, büyük olasılıkla sizin gibi inanmayacak ve baslarını sallayacaklardır.

İlk bakısta çılgınlık ya da bir bilimkurgu fantezisi gibi görünse de, bu teori tamamen matematiksel temellere dayanıyor. Stephen Hawking, "Sonsuz sayıda esiz evrenler var" diyor. Hawking, Cambridge Üniversitesi'nin Matematik Bilimleri Merkezi'nde profesör olarak görev yapıyor. "Amyotrofik lateral skleroz" adı verilen bir sinir hastalıgı nedeniyle, ünlü fizikçinin vücut kasları her geçen gün biraz daha eriyor. 1986'da bir soluk borusu ameliyatı sonucu sesini de kaybetti. O günden bu yana bilgisayar aracılıgıyla iletisim kuruyor. su anda tamamen felçli, ancak zihni, inanılmaz bir hareketlilige sahip. 59 yasındaki astrofizikçi, evrenin var olusunu açıklamak amacıyla yıllardır üstünde çalısılan "Her seyin Teorisi"sinin (Theory of Everything) formülünü olusturmayı basardı ve buna "M-teorisi" adını verdi. Buradaki "M" (magic, mysterios, mother) büyülü, esrarengiz ya da her seyin (bütün teorilerin) anası olarak degerlendirilebilir.

Teori, uzayı, içlerinde bizim esizlerimizin bulundugu baska evrenlerden olusan çok boyutlu bir labirent olarak görüyor. Hawking, bu "kobold evrenler"in yasayanlarını "gölge insanlar" olarak nitelendiriyor. Yani, bizim evren olarak tanımladıgımız belki de, gerçekte iç içe geçmis, birbirini sekillendiren ve hatta belki birbiriyle iletisim halinde olan, birbirine paralel çok sayıda evrenlerin bulundugu sonsuz bir uzayın minik bir kesiti.

Bu, sadece birçok esrarengiz olguya aniden bambaska bir açıdan baktıgı için degil, aynı zamanda sıradan yasamımızın bu kadar basit olmadıgını göstermesiyle de büyüleyici bir evren tasviri. Birçogumuz, yasadıgımız olaylara hep daha fazla anlam yükleme egilimindeyiz. "Yasamımda, ne oldugunu bilmedigim bir degisiklik olacagını hissediyorum" dedigimiz anları hepimiz yasamısızdır. Korkular, hayaller, özlemler, fikirler... Ortada neden yokken, birden bire nasıl çıkıyorlar, nereden geliyorlar?

Genç is adamı, her pazar sabahı esiyle birlikte tenis oynuyordu. O gün de, bütün diger pazar sabahları gibiydi. Daha farklı geçecegini gösteren en ufak bir belirti yoktu. Ancak, bir süre sonra is adamı oyunu savsaklamaya basladı. Servis atısları hep fileye takılıyordu. Konsantrasyonu tamamen dagılmıstı. Huzursuzlugu giderek arttı. Birden aklına annesi geldi ve bu düsünceyi bir türlü kafasından silemedi. Eve döndüklerinde telefonları çaldı, arayan babasıydı. Öglene kadar her yerde onu aramıstı. Annesi bir kalp krizi geçirmis ve hastaneye kaldırılmıstı. İs adamının konsantrasyonu, bu olayı sezinledigi için mi dagılmıstı? Peki nasıl sezmisti bunu? Böyle bir olaya, simdiye kadar sadece parapsikoloji uzmanları açıklama getiriyorlardı. Bilim adamları, ciddiyetsizlikle suçlanmamak için böyle konuların üstünde durmamayı tercih ettiler.


Uzay-zamanın bükülmesiyle olusan "solucan delikler"in zaman yolculugunu mümkün kılabilecegi düsünülüyor.

Resim
Stephen Hawking'in gelistirdigi evren teorisi, hesaplamalara dayalı yepyeni bir açıklama getiriyor. Hawking, mantıksal olarak, beynimizde hiçbir seyin bir bütünden bagımsız gerçeklesmedigini ileri sürüyor. Yani, tenis kortundaki olayları söyle açıklayabiliriz: Görülebilir evrenimizin dısında, iç içe geçmis ve esizlerimizin bulundugu, görülemeyen daha çok sayıda evren var.

İs adamı, annesinin geçirdigi kalp krizini telefonla ögrenmedigine göre, dolaylı yollardan ögrendi; yani esizlerinden biri aracılıgıyla.
Eger Hawking haklıysa, daha pek çok olgu paralel evren teorisiyle açıklanabilecek. Hiçbir neden ya da bulgu olmadıgı halde neden bazen korkuya kapılıyoruz? Esizlerimiz o anda bu korkuları yasadıkları için mi? Neden bazı insanlarla ilk kez tanıstıgımız halde, sanki onu uzun süredir tanıyormusuz duygusuna kapılıyoruz? Baska bir dünyada onu uzun süredir tanıdıgımız için mi? Ya ilk bakısta ask? Aslında böyle bir sey belki de yok ve her sey baska bir evrende yasanan bir askın o an için hissedilmesinden ibaret. Gerçekten de, bir bilimkurgu senaryosuna benziyor. Stephen Hawking, bu fantastik fikre nasıl ulasmıstı acaba?
Bilim adamı, böyle bir evren teorisine nasıl ulastıgını, "Ceviz Kabugundaki Evren" adını verdigi son kitabında açıklamıs.

Bu adı verirken İngiliz oyun yazarı William Shakespeare'in "Hamlet"inden esinlenmis. Eserde Hamlet, "Ey Tanrım, ceviz kabugunun içine hapsolsam da, kendimi bütün âlemlerin kralı gibi görebilirdim, keske su kötü rüyalarım olmasaydı..." diyordu. Hamlet'in bu derin iç çekisi, sanki düsünür Hawking'i tarif ediyor.

Hastalıgı onu, ceviz kabugu olarak nitelendirilebilecek hareketsiz vücudunun içine hapsetmis. Ancak, o aklıyla, sonsuzluga, yani evrene hakim olmak istiyor. Hawking, Hamlet'in sözlerini söyle yorumluyor; bütün fiziksel engellere karsın, sadece beynimizin gücüyle uzayı arastırabilir ve teknik açıdan ulasılması mümkün olmasa da, teorik olarak, ilginç bölgelerin kapılarını aralayabiliriz.
Hawking'in gelistirdigi formül, makroskobik evreni ve temel parçacıkların mikroskobik dünyasını tanımlamakla kalmayacak, "Büyük Patlama" ve onunla birlikte zaman ve uzay boyutlarının baslangıcını da hesaplanabilir hale getirecek. Böylece insan, evrenin en büyük gizemine, daha dogru bir yaklasım gösterebilecek: Evrenin, var olmak için bir tanrıya ihtiyacı var mı? Yoksa varlıgı, tamamen bilinen fiziksel yasalara mı dayanıyor?
Bugün 59 yasında olan fizikçi, bazı basın organları tarafından Albert Einstein ile bir tutuluyor. Ancak birçok meslektası, bu karsılastırmanın Einstein için bir haksızlık oldugunu belirtiyor. Ne de olsa bilim adamı, evreni açıklamaya yönelik gelistirdigi "görelilik teorisi"yle, tam bir devrim yaratmıstı. Ama Hawking yeni bir teori kurmamıs, Einstein'ın kuramını temel alan bir teori gelistirmisti.
Bilim olimpiyatında Hawking, 1974'te kesfettigi ve kendi adını verdigi ısınım ile ön plana çıktı: Fizikçi, temel parçacık demetinin bir kara delik yakınında bulundugunda, nasıl davranacagını hesapladı. Belirli kütleye sahip bir yıldız, ömrünün sonunda, kendi çekim kuvvetinin etkisiyle çöküyor ve uzay ile zamanın anlamını yitirdigi, yani kayboldugu, sonsuz yogunluga sahip bir yapıya, yani kara delige dönüsüyor. Kara deligin çekim alanı o kadar güçlü ki, ısın da dahil hiçbir sey çekim alanından kurtulamıyor. Fizikçiler bu duruma "tekillik" adını veriyorlar. Hawking, çevresindeki her seyi yutan bu tuzakların tamamen karanlık olmadıklarını, ısın yaydıklarını gösterdi. İçinde yasadıgımız evrenin de, "tekillik" durumundayken, Büyük Patlama ile birlikte sekillenmeye baslaması, Hawking'in bulusunu daha da önemli kıldı. Bu sayede bir gün, belki de yaratılıs hikâyesinin sıfırıncı saniyesine ulasılabilirdi. Hawking, "hiçlik" ile "varlık" arasındaki geçis anının aydınlatılmasının, "Tanrı'nın planı"nı ortaya çıkarmak anlamına geldigini düsünüyor.
Bilim adamları, bir "tekillik" durumunun olup olmadıgını; bir büyük patlamanın yasanıp yasanmadıgını; zaman ve uzay boyutlarının bu patlama sonucu ortaya çıkıp çıkmadıgını uzun süre tartıstılar.

Çünkü, İngiliz fizikçi Isaac Newton'ın 300 yıl önce kabul ettigi gibi, zamanın sonsuz bir geçmisten sonsuz bir gelecege uzandıgına inanıyorlardı.

Resim

Newton'ın teorisi, Albert Einstein tarafından gelistirilen "Genel Görelilik Teorisi"yle geçerligini kaybetti. Yeni teori, zaman, uzay ve maddeyi bir birinden ayrılamaz bir bütün olarak düsünüyordu.

Bütün kütleler, ister dev gökadalar ister küçücük asteroitler, uzay-zamana sekil veriyorlar. Bu sekillenme, madde ve ısıgın uzaydaki hareketini belirliyor. Önce Roger Penrose, sonra da Hawking, 1969'da Büyük Patlama'nın gerçek oldugunu ispatladıktan sonra, çekim kuvvetine dayalı teoriyi daha da gelistirdiler.

Yogunluk, Büyük Patlama sırasında kuskusuz çok daha fazlaydı; ne de olsa, evrendeki bütün kütleler bir aradaydı. Patlama gerçeklesince, çevreye hayal edilmesi güç büyüklükte bir enerji yayıldı. Bu ilk enerji, temel parçacıklara ve maddenin kaderini belirleyen dört kuvvete dönüstü. Kozmologlar asıl sorunu, iste bu dört kuvvet konusunda yasıyorlar. Bir evren formülü, bütün zamanlar ve evrendeki bütün olaylar için geçerli olmalı; yani son bir denklem, mikrokozmoz ve makrokozmozda etkili bütün kuvvetleri içermeliydi. Bugüne kadar yapılan matematiksel hesaplamalar, sadece üç kuvveti kapsıyordu: elektromanyetik kuvvet (elektronları atom çekirdegine baglıyor), "güçlü kuvvet" (atom çekirdegini bir arada tutuyor) ve "zayıf kuvvet" (radyoaktif parçalanmayı saglıyor)... Buna karsılık, bütün çabalara ragmen, dördüncü kuvvet olan kütle çekimi, bir türlü "Her seyin Teorisi" ne dahil edilemedi. Nedeni ise, çekim gücünün sadece maddelerde bulunması. Büyük Patlama sırasında kütle, maddesel olmayan bir nok-tada, "hiçlik"i ifade eden bir kuvantumda yogunlasmıstı. Arastırmacıların, "tekillik" durumunu daha iyi anlayabilmeleri için her iki teoriyi "Kuvantum Çekim Kuvveti"nde birlestirmeleri, yani "Çekim Kuvvetinin Kuvantum Teorisi"ni gelistirmeleri gerekiyordu. Ancak, bunu bir türlü basaramıyorlardı.

"Her seyin Teorisi"ne giden yolda baska bir sorun da, atomun standart modelinde yasanıyordu. Parçacıklar, bazı matematiksel islemlere tabi tutulduklarında, ortaya anlamsız ve sonsuz degerler çıkıyordu. Ayrıca standart model, ne parçacık kütlelerini ne de dogal kuvvetlerin siddetini açıklıyordu. Bunlar formülde sabit degerler olarak yer alıyordu.
80'li yılların ortalarında, fizik uzmanları John Schwarz ve Michael Green'in ugrasıları sonucu bir çözüm yolu bulundu. Onlara göre anlamsızlıklar, parçacıkların, denklemlerde sonsuz küçük noktacıklar olarak ele alınmasından kaynaklanıyordu. Peki ama, parçacıkların iplikçikler gibi esneme yetenekleri olsaydı ne olurdu? Yaklasık 10 yıl önce gelistirilen, ancak daha sonra hesapları çıkmaza sokan "sicim teorisi", atomaltı parçacıkları nokta seklinde degil, iplik (sicim) seklinde tanımlıyordu. Sicimler, bir kemanın telleri gibi salınan, 10 (üzeri -33) santimetre uzunlugunda, minicik iplikçiklerdi. Sicimler simdiye kadar gözlenemedi; ancak, büyüklügü matematiksel olarak hesaplanabiliyor: Bir sicimin bir atomun büyüklügüne olan oranı, bir atomun bütün Günes Sistemi'ne olan oranına esit. Ayrıca, belirli bazı sicimlerin, kütle çekimine sahip oldugu ve sicimlerin, aynı zamanda kuvantlar oldukları da bilinenler arasında. Hawking, buradan yola çıkarak "kütle çekiminin kuvantum teorisi"ni gelistirdi.

Stephen Hawking, sicimlerle ilgili çok sayıda hesaplama yaptıktan sonra su sonuca ulastı: Evreni üç veya dört boyutlu kabul ettigimiz sürece, gelistirilen "Kütle Çekiminin Kuvantum Teorisi" bizi tek bir evren formülüne götürmüyor. Dolayısıyla çözümü, çok boyutlu alanlarda aradı. Bu nedenle de sicimde takılıp kalmadı ve hesaplar yaparak, sicimlerden çok boyutlu kuvantlar elde etti. Bunlara "membran" adını verdi ve daha da kısaltarak "bran" olarak kullandı. Bu bran'lar, birden fazla boyutta varlık gösteriyorlardı. Hesaplamalarına devam ederek bir sınıra ulastı: Evrende on bir boyut vardı.
Peki bütün o boyutları neden algılayamıyoruz? Hawking nedenini söyle açıklıyor: Büyük Patlama'nın ardından, zaman boyutu ile üç tane uzaysal (uzunluk, genislik, yükseklik) boyut açılarak kozmik büyüklüge dönüstü. Kalan yedi boyut, konumlarını degistirmeden, yani sicim kadar bir alanı kaplayacak büyüklükte, bir gonca gibi sarılı olarak kaldılar. Bilim adamına göre, böyle yedi boyutlu bir yumak, evrenin her noktasında mevcut.

MTeorisi'ne göre, evren iki boyutlu bran'larla kaplı. Bu branlar için üçüncü boyut, bran'ların frizbi plakları gibi, içinde oradan oraya uçtukları ve hiç birbirlerine çarpmayacakları büyüklükte bir "hiper uzay". "Üç boyutlu kütlecikler" hiç fark edilmeden dört boyutlu bir uzaya, "dört boyutlu kütlecikler" bes boyutlu bir uzaya vb. giriyorlar. Hawking, bu noktada kendi kendine su soruyu sormus: "Üstünde yasadıgımız Dünya nasıl yorumlanmalı?" Yanıtını ise söyle vermis: "Bizim gözlemleyebildigimiz evren, belki de hiper uzayda süzülen üç boyutlu bir bran'dan öte bir sey degil. Ve evrenimiz bu uzayın içinde yalnız degil. Çünkü, sürekli yeni evrenler, yeni bran'lar dogu-yor.

Fizikçiler, bu olaylara "kuvantum fluktuasyonu" adı veriyorlar. Hawking, böyle bir kuvant olusumunu, kaynayan sudaki hava kabarcıgı olusumuna benzetiyor. Bu kabarcıklardan bazıları patlıyor, bazıları da içinde bulundugumuz evren gibi esneyerek genisliyor.
Bilim adamı, sürekli bir üst boyuta geçen branlar'la ilgili, insanın basını döndüren bu varsayımı biraz daha somutlastırabilmek için, hologram örnegini veriyor: Hologramlarda, dogru açıdan bakıldıgında, iki boyutlu bir yüzeyde, üç boyutlu bir nesnenin görüntüsü fark ediliyor. Baska bir deyisle, daha yüksek boyuttaki bilgiler, daha düsük boyuttaki bir olusumun içine kodlanıyor. Öyleyse, üç boyutlu dünyamızda gerçeklesen her sey, aslında daha yüksek boyutlu bir dünya tarafından üretilmis olabilir mi? Ya da bir paralel dünyanın sadece yansıması olabilir miyiz?
Hawking'e göre bu soruların yanıtı evet!


Yasamımız, dünyalı olmayan yaratıklar tarafından oynanan bir bilgisayar oyunu, biz de bilgisayarlarla üretilmis oyuncular olabiliriz. Belki de, sadece bakıp eglendikleri hologramlarız.
Hawking'in teorisiyle, kehanet ve telepati gibi metafizik konular da belki daha dogru yorumlanabilir: Bir hologramda, üç boyutlu bilgiler, iki boyutlu yüzeyin her noktasında kodlanmıs olarak bulunuyor. Hologram levhasını kırdıgınız ve parçalardan birini ısık altında incelediginiz zaman, içinde kodlanmıs olan üç boyutlu nesnenin yine tamamını görürsünüz. Çünkü, nesneye ait üç boyutlu bilgilerin tamamı, yüzeyin her noktasında ayrı ayrı kodlanmıs bulunuyor.

Dünyamız eger bir hologram ise, bütün bilgiler, yine Dünya'nın her yerinde ayrı ayrı bulunuyor olmalı. Bu açıdan bakıldıgında, bu matris bütününün bir parçası olan kisinin, normalde görülemeyen bilgileri bazen fark etmesi çok da olaganüstü sayılmaz. Belki de kâhinler, böyle bilgileri algılayabilen ve okuyabilen insanlardır.
Hawking bu düsüncesinde yalnız degil. Bu varsayımı gelistirirken Hawking'e eslik eden evrenbilimci Alexander Vilekin, "Uzayda, Al Gore'un ABD baskanı oldugu ya da Elvis Presley'nin hâlâ yasadıgı paralel evrenler olabilir" diyor.

Hawking daha da ileri giderek paralel baska bir evrene geçmeyi hayal ediyor. Fizikçi, bilimkurgu dizisi "Star Trek"e, konuk sanatçı olarak katıldıgı bölümünde, Isaac Newton ve Albert Einstein ile poker oynamıs, Marylin Monroe da dizinde oturarak ona sans dilemisti. Bilim adamı "Her türlü hikâye gerçek olabilir; bir evrende Marylin Monroe, diger evrende de Kleopatra ile evli olabilirim. Böyle olduguna dair elimizde bir kanıt yok. Keske olsaydı, o zaman poker oyununda çok para kazanabilirdim" diyor.
Sicimler ve branlar'dan olusan bu fantastik bakıs açısı gerçek olabilir mi? Hawking, evrenin varlıgını tek bir formülle açıklayacak "Her seyin Teorisi" nin henüz tamamlanmadıgını, bunun belki de ancak 21. yüzyılın sonuna dogru mümkün olacagını belirtiyor. Ancak formül tamamlandıgında da Tanrı'nın evren formülüne ulasmıs olacaklarını, bu noktanın da insan aklının nihai zaferi olacagını belirtiyor.
http://www.focusdergisi.com.tr/bilim/00151/
En son velociraptor tarafından 15 Tem 2008, 15:30 tarihinde düzenlendi, toplamda 9 kere düzenlendi.
Knowledge determines destiny, And ye shall know the Truth and the Truth shall make you free



Kullanıcı avatarı
OneSelf
Kilobyte1
Kilobyte1
Mesajlar: 279
Kayıt: 30 Eyl 2007, 01:09
cinsiyet: Erkek

Mesaj gönderen OneSelf » 15 Tem 2008, 15:08

viewtopic.php?t=40005&highlight=boyut

Buda sizin verdiginizin bir kısmı :)

Kullanıcı avatarı
velociraptor
Yottabyte3
Yottabyte3
Mesajlar: 28441
Kayıt: 14 Mar 2006, 02:33
cinsiyet: Erkek

Mesaj gönderen velociraptor » 15 Tem 2008, 15:31

yazinin tamamini okumaktan üsenenler icin önemli yerlerini mavi ve teorinin kendisini kirmizi yaptim ;)
Knowledge determines destiny, And ye shall know the Truth and the Truth shall make you free

Cevapla