Bulgar Mir Gazetesi ve Atatürk'ün Değerlendirmeleri

Cumhuriyet ve Atatürk ile ilgili bilgi paylasim forumudur
Cevapla
Kullanıcı avatarı
yazgüneşi
Kilobyte4
Kilobyte4
Mesajlar: 677
Kayıt: 13 Şub 2007, 08:56
Konum: Arizona/Finiks

Bulgar Mir Gazetesi ve Atatürk'ün Değerlendirmeleri

Mesaj gönderen yazgüneşi » 04 Tem 2008, 18:02

ATATÜRK'ÜN BULGAR BASININDAKİ ÖNEMLİ BİR POLEMİK HAKKINDAKİ BİLGİ VE GÖRÜsLERİ





Mustafa Kemal Atatürk'ün Sofya Atasemiliterligi, Osmanlı Devleti'nin o dönemdeki uluslararası iliskileri, stratejik gelisme ve degerlendirmeler göz önüne alındıgında son derece önemli bir görevdir. Bu önemli görevin bir geregi olarak da jeopolitik, strateji ve uluslararası iliskiler açısından önemli degerlendirmeleri içeren kimi raporlar kendisi tarafından ilgili birimlere sunulmustur. Bu önemli raporlardan biri de Bulgarca "Mir" gazetesinin yapmıs oldugu yayınla baslayan önemli bir polemik hakkındadır.

Edirne ve sarkî Trakya için Rusya'nın Bulgaristan'a vaki teklifi hakkında "Mir" gazetesinde yapılan yayınlar üzerine Sofya Atasemiliteri Mustafa Kemal Bey'den bilgi ve görüs istenmistir. Bunun üzerine Mustafa Kemal, Erkan-ı Harbiye-i Umumiye Dairesi İkinci subesine, 8 Nisan 330 tarih ve 300 numaralı tahrirata yanıt olarak 28 Nisan 330 tarihli yazısını göndermistir. Buna göre:
"Mir" gazetesi 31 Mart 1914 tarihli nüshasında "Romanya Kralının Beyanatı" serlevhasıyla yazdıgı basmakalede Kral Karol'un Matin gazetesi bas yazarına vuku bulan demecini söz konusu etmistir. Bu makalede, Kavala'nın Yunanistan'a bırakılmasının Almanya'nın ısrarıyla meydana geldigi beyanından sonra, Slav düsmanı olan Almanya'nın Edirne'yi ve sarkî Trakya'yı yeniden almak üzere Türkleri tesvik ettigi iddia edilmistir. "Ve Rusya'nın Edirne 'yi ve sarkî Trakya'yı Bulgaristan'a temin etmek fikrinde olduguna ve bu hususta Bulgaristan hükûmet-i hazırasına iki defa teklifte bulunduguna fakat liberal hükümetin o teklife kulak asmadıgına" deginilmistir. Ayrıca "...bizim hükümet ise Rusya'nın bu teklifine cevab vermege bile tenezzül etmemistir. Elbette cevab vermez; çünkü Avusturya ve O'nun müttefiki olan Almanya'yı gücendirmek istemez" ifadesiyle mevcut hükümete çok agır bir elestiri yöneltilmistir. Bunun üzerine "Matbuat İdaresi", bu teklife iliskin "mehafil-i resmiyede adem-i malûmat beyan olundugunu yazarak" "Mir"in iddiasını tekzip etmistir. Bu tekzip sonrasında "Mir", kendisinin vermis oldugu havadisi dogrudan dogruya tekzip etmesiiçin hükümete bir çagrıda bulunmus ve bu konuda resmî kanıtlar sunabilecegini yazmak suretiyle iddiasında ısrar etmistir.
Bundan sonra3 yarı resmî gazetelerden olan "Dolya" 11 Nisan 1914 tarihli nüshasında "Mugfil Yalanlar" serlevhasıyla bir basmakale yazarak "Mir"in iddiasını yine yalanlamıstır. Bu tekzip yazısında, mevcut hükümete belirtildigi sekilde bir teklif olmadıgı "Mir"in bu asılsız iddialardan maksadının "hükümeti avam ahalinin gözünden düsürmek için partizanlık yapmak" oldugu belirtilmistir.
"Dolya"nın bu basmakalesi üzerine "Mir" yine ortaya atılmıstır. 13 Nisan 1914 tarihinde eski iddiasını daha da ileri götüren "Mir" hükümet gazetelerine hitaben söyle seslenmistir:

Alıntı:
"Hariciye Nezareti'nin hazine-i evrakında bulunan vesaikten 1913 senesi Agustosuna aid olanları mütalaa ediniz. Bahusus o senenin Agustosunun nısf-ı evvelkideki muharreratı dikkatle okuyunuz. Ve hele 10 Agustos 1913 tarih ve 797 numerosuyla Petersburg'dan keside olunmus olan telgrafnameyi pek ziyade dikkatle pis-i mütalaaya alınız."
"Mir"in bu iddiası üzerine "Dolya" o tarihteki telgraflar arasında o mealde bir telgraf olmadıgını beyan ederek anılan telgrafın mealini yayınlaması için "Mir"e çagrıda bulunmustur. Matbuat idaresi de gazetelere verdigi bir bildirimde, Gesof Partisi'nin merkez kurulundan gönderilecek olan bir temsilciye bu telgrafnamenin ibraz edilecegini bildirmistir. Fakat bu telgrafnamenin meali "Mir"in iddiasına uygun çıkmazsa "Mir" gazetesinin aldatıldıgını belirtmesini de sart kosmustur.

Bu teklif üzerine "Mir" yazarlarından biri Hariciye Nezareti'ne giderek söz konusu telgrafı görmüstür. Bunun üzerine "Mir" 16 Nisan tarihli nüshasında su açıklamayı yapmıstır:

Alıntı:
"Muharririmizin kanaati su ki Rusya Londra müsalehenamesinin icrasına çalısmak için hazır imis fakat bunu Bulgaristan'a ihtar ettikten sonra maateessüf müsahade etmis ki gerek bizzat Bulgaristan ve gerek Bulgaristan'ın
dostları bu müsalehenamenin icrasını istememisler. Bu husus 10 Agustos tarihli olan telgrafnamede sarahaten beyan ediliyor, fakat, hafi evsafı istidlal olunuyor. Bu keyfiyeti daha evvel tarihli olan iki telgrafnamede beyan olunur ki bu 10 Agustos tarihli olan telgrafnameyi de izah eyliyor."
18 Nisan 1914 tarihli nüshasında "Mir", "Müdhis Telgrafnameler" serlevhasıyla yazdıgı bir basmakalede - yine söz konusu soruna dönerek- yalnız o telgraf ile iddiasının meydana çıkmayacagını, bunun için 5 Agustos 1913 tarih ve 746 numaralı ve 7 Agustos 1913 tarih ve 782 numaralı telgrafların da degerlendirmeye alınmasını istemistir.

"Mir"in iddiasına göre, bu telgraflar yorumlanınca Türkiye'yi Londra antlasmasıyla çizilen sınıra çekmek için;


Alıntı:
"Rusya'nin bir nümayis-i askerî yapacagım fakat bunun için Avusturya'nın da bu nümayise istirak etmesini, mesela onun da bahren nümayiste bulunmasını talep eyledigi anlasılacak imis. Zira Türkiye aleyhine yapılacak bir nümayis-i askerîde Avrupa'nın iki zümre-i düveliyesinden birer mümessilin birlikte hareket etmesi lâzım imis. İttifak-ı Müselles Devletleri'nden bu is için en münasibi de Avusturya imis. Zira Balkanlarla en ziyade alâkası olan o imis."

Yine "Mir"in iddiasına göre, Rusya'nın bu teklifi o vakit mevcut hükümet tarafından da iyi karsılanmıs ve Avusturya'ya basvurularak Edirne ve sarkî Trakya'nın temini için onun da Rusya ile birlikte Türkiye aleyhine "nümayis-i bahriye" yapması istirham olunmus ise de Avusturya buna kulak asmamıs ve bu sorunda Türkiye'yi tercih eylemistir.

"Mir"in bu ısrarı üzerine, Matbuat İdaresi yeni bir bildirimde bulunarak "Mir 'in beyan eyledigi o iki telgrafnamede dahi kendisine zahir olarak bir devlet-i muazzama bulmak için Rusya hükümetinin Bulgaristan'ı davet ettigine dair birsey olmadıgını" duyurmustur. Bununla da yetinmeyen Matbuat İdaresi bütün gazete idarehanelerinden birer temsilci çagırarak "Mir"in tarih ve numaralarını belirtmis oldugu üç telgrafı onlara okumustur. Böylece Mir'in iddiasını onaylayacak mealde olmadıklarını onlara anlatmak isteyen Matbuat İdaresi, çagrılıların bu telgraflardan not almalarına veyahut onların metin ve ibarelerini belleklerinde tutabilmelerine engel olmak için bazı önlemler de almıstır.
"Mir", Matbuat İdaresi'nin bu yaptıkları karsısında da sessiz kalmayarak 19 Nisan 1914 tarihli nüshasında anılan telgraflann ibarelerinden bazılarına aynen yer vermistir. Buna göre, 5 Agustos tarihli ve 674 numaralı telgrafta su ifade yer alıyormus:

Alıntı:
"İmparatorluk hükümeti (Rusya) yalnız olarak harekete geçmek fikrinde bulunmuyor. Rusya, Türkiye meselesini pek mühim addettigi için diger devletlerle beraber o mesele hakkında vesait-i diplomatika ile ciddî olarak sarf-ı mesaiye amadedir. Eger Avusturya tarafından tedabir-i zecriye veya müdahale için bir teklif vaki olursa, o teklifi Rusya'nın tehalükle kabul edecegi zannolunur."

7 Agustos tarihli ve 782 numaralı telgrafta, "Eger Avusturya tarafından bir teklif vaki olursa diger devletlerle beraber malî boykottan daha siddetli harekette bulunmaktan Rusya hükümeti imtina etmeyecektir "deniyormus.

10 Agustos tarihli ve 797 numaralı telgrafta ise "Londra muahedesini icraya Türkiye 'yi mecbur eylemek üzere diger bir devlet-i muazzamanın daha bulunmadıgına Rusya 'nın müteessif oldugu " bildiriliyormus.

Mustafa Kemal (Atatürk), "Mir" gazetesinin iddiasıyla baslayan ve Bulgar kamuoyunu uzunca bir süre mesgul eden tartısmaları geçirdigi asamalarda birlikte aktardıktan sonra bu konuda kendi görüsünü söyle açıklamıstır:



Alıntı:
İste "Mir" gazetesinin iddiası üzerine Rusya'mn mahûd teklifi hakkındaki münakasat bâlâdaki safhalardan geçerek hitama ermistir. Fakat "Mir"in iddiası tamamıyla sabit olamamıstır. Zira: "Mir"in iddiası Rusya hükümetine zahir olmak için Bulgaristan'ın bir devlet-i muazzama daha bulunmasına ve bu devlet-i muazzamanın müzaheretiyle Rusya, Trakya ve Edirneyi Bulgaristan'a temin etmege çalısacagına dair idi.

Halbuki "Mir"in istinad etmek istedigi telgrafnameler meali O'nun o iddiasım tamamen teyid etmiyor. Binaenaleyh Rusya'mn Bulgaristan'a böyle bir teklifte bulundugu anlasılmıyor.

"Mir"in bu davadan maksadı sırf partizanlık oldugu anlasılıyor, zira avam ahaliye karsı bu suretle demek istiyor ki:
"Bakınız simdiki hükümet ne kadar haindir. Trakya ve Edirne'yi Bulgarlara temin etmek için Rusya O'na bir zahir bulmasını teklif ettigi halde, O isitmek bile istemedi. Yahut Avusturya'ya müracaat ettiyse bile Avusturya O'na kulak asmadı.
İste görünüz Rusya mı Bulgaristan'ın hayırhahı yoksa Avusturya mı?
Burası meydanda iken simdiki hükümet, yine Rusya'yı bırakıp Avusturya'nın arkasından gidiyor. Böyle hain hükümete itimad olur mu? Geliniz bizi Russofillleri tutunuz!..."

Sofya Atasemiliteri Erkan-ı Harbiye Kaimakamı
Mustafa Kemal

Atatürk'ün Bulgar basınında meydana gelen bu polemik ve geçirdigi asamalar hakkında verdigi bilgiler ile sundugu kendi degerlendirmesi, gerek Balkan Savasları sonrasındaki gelismeleri saglıklı olarak anlayabilmek ve gerekse I. Dünya Savası'nın çıkmasına yalnızca birkaç ay kalmısken Osmanlı Devleti'nin ne gibi kaygılar tasıdıgını görmek bakımından son derece aydınlatıcıdır. Atatürk'ün yazısmasının gerçeklestigi zamanda zaten mevcut olan Üçlü İtilaf ve Üçlü İttifak bloklarının mensuplarından olan Rusya ile Avusturya- Macaristan imparatorlugu arasında -yakın gelecekte Saraybosna suikasti sonrasında meydana gelerek karsılıklı savas ilanlarıyla I.Dünya Savası'na yol açan türden- bir sıcak çatısma Balkan Savasları esnasında engellenebilmisti. Ancak bu gönülsüz barısın bu devletlerin Balkanlarla ilgili politikalarının karsılıklı uzlasmazlık ve kaygıları içeren hassas dengeler üzerine kurulmus oldugu gerçegini degistirmedigi ortadaydı. Bundan dolayıdır ki gelecekte yasanabilecek olan bir buhranda taraflar açısından Bulgaristan'ın hangi yanda yer alacagı sorunu stratejik açıdan büyük bir önem tasıyordu .

Bulgaristan'da, I. Balkan Savası'nda büyük ölçüde ele geçirdigi Osmanlı
Makedonyası'nın II. Balkan Savası'nda Sırbistan ve Yunanistan'a ve ayrıca Güney Dobruca'nın da bu ülkelerle birlikte hareket eden Romanya'ya kaptırılmıs olmasından kaynaklanan bir hayal kırıklıgı ve buna engel olmayan Rusya'ya karsı bir kırgınlık olması dogaldı ve bu durum bu ülkedeki Germanofillerin durumunu kuvvetlendiriyordu. Bu da Russofıllerin en büyük handikapıydı. Bundan ötürü Russofillerin Bulgar kamuoyunu kazanabilmek için -Rusya, Yunanistan ve Sırbistan'ı kaybetmemek için fazlaca baskı yapamadıgından Bulgaristan'ı tatmin için Türklerin Edirne Vilayeti biçilmis kaftandı- Edirne ve Dogu Trakya'yı gündeme getirmeleri kendileri açısından anlasılabilir bir yaklasımdır. Çünkü II. Balkan Savası'nın çıkmasından yararlanan Türkler de bu topraklarını geri almıslardı. İste bu baglamda "Mir"in iddiası Rusya'nın Dogu Trakya ve Edirne'yi Bulgarlarda bırakmak için çalıstıgı ancak ister Bulgar Hükûmeti'nin basiretsizligi isterse Avusturya'nın destek vermemesi gibi nedenlerle bunun gerçeklesemedigi yolunda olmustur.
Konu ile ilgili olarak Atatürk'ün degerlendirmesi son derece nesnel ve saglıklıdır: Bulgar basınındaki polemik Russofıllerin Bulgar kamuoyunu kazanmaya dönük bir operasyonunun yansımalarından ibarettir.
Rusya'nın anılan teklifinin tam olarak netlesmeyen içerigi tümüyle "Mir"in iddia ettigi tarzda olsa bile bu Russofıller açısından yalnızca bir dayanak noktası ve önemli bir propaganda malzemesi olabilirdi ve nitekim olmustur da. Fakat bu durum Bulgarlara Makedonya'nın ya da Güney Dobruca'nın kaybını hazmettirecek ve buna engel olmayan Rusya'ya duyulan kırgınlıgı giderecek bir gerçek olamazdı. Nitekim I. Dünya Savası basladıktan sonra da İtilaf Devletleri'nin Bulgaristan'ı kendi saflarına çekebilmek için Edirne ve Dogu Trakya'yı gündeme getirmeleri, Bulgarların II. Balkan Savası ile koskoca Makedonya'yı kaybettikleri ve bu telafi edilmedikçe çıkarlarının İtilaf Devletleri yanında yer alan Sırbistan ve (daha sonra bu yana katılacak olan) Yunanistan'la bagdasamayacagı gerçegi karsısında etkisiz kalmıs ve Bulgarlar da İttifak Devletleri'ne katılmıslardır.

Burada tartısılabilir olan bir husus da, diger etkenlerin yanı sıra, Bulgarları Cermenlerin bulundugu bloka yaklastırabilecek olan baska nedenlerin de var olup olmadıgı sorunudur. Hem bu soruna ısık tutabilecek ve hem de Atatürk'ün ulusal dıs politika yaklasımını anlamamıza yardımcı olabilecek "6 Aralık 1913" tarihli bir baska belgeye deginmek bu baglamda çok yararlı olacaktır:



Alıntı:

23 Tesrin-i Sani 329
Mahsus ve mahremdir


Harbiye Nezaret-i Celilesine

Bulgar Erkan-ı Harbiye-i Umumiye Reisi General Fiçef ile vukubulan bir mülakatımda hasbeltemas harb-i ahir harekâtından bahs olundugu sırada müsarünileyh, o günde sefer-i mezkûre hakkında yazmakta oldugu tarih-i harbin müsveddeleri ve bilcümle dokümanları oldugu halde bir sanatkâr sıfatıyla idare-i kelam ediyor ve diyordu ki:

" Yaptıgım harb plam General Dimitriyef in Lüleburgaz civarında verdigi raporların tesiriyle fikren duçar oldugu tebeddül müstesna olmak üzere harfiyen ve muvaffakiyetli bir surette tatbik olunmustur. Çünkü ben Osmanlı Erkan-ı Harbiyesinin harb planını ve tekmil tecemmu-ı sevkülceys hesabatım tamamen ögrenmistim. Bunların kaffesi mahfuzdur.
Bana bu malûmatı veren Alman zabitanından, bilhassa Goltz Pasa 'dan çok istifade ettik.
Tecemmu-ı sevkülceysiyenin ve harekât-ı harbiyenin cereyanı esnasında dahi Osmanlı Erkan-ı Harbiyesinin her günkü tasavvur atından ve tecemmu-ı sevkülceys mıntıkasında her gün toplanabilen kuvva ve ahvali hakkında muntazaman malûmat alıyordum.

Berlindeki atasemiliterimiz Almanlar tarafından tamamıyla ve günü gününe..."

Evet, Bulgar Genelkurmay Baskanı General Fiçef, I. Balkan Savasında Osmanlı Genelkurmayının savas planlarını ve bütün stratejik toplanma hesaplarını Alman subaylarından ve özellikle Goltz Pasa'dan yararlanarak elde ettiklerini, üstelik savas harekâtının devamı süresince de bu bilgilenmenin sürdügünü söylüyordu. Sizce, dogrulugu hâlinde, yalnızca bu durum bile Bulgarların Cermen blokuna güvenmeleri için yeter sebep degil midir? Bu durumda, Türk ordusunda ıslahat ve benzeri amaçlarla görev yapmakta olan Almanlara nereye kadar güvenilebilirdi? Bundan dolayı, Mustafa Kemal Atatürk -kuskusuz dogruluk derecesi yine tam olarak bilinemeyen- bu konudaki sözlerini baglarken su anlamlı uyarıyı yapmak geregini duymustur:

Alıntı:
"...Ancak malûmat-ı mezkûrenin istihsalinde gösterdigi mebani-i yegâne cidden Alman zabitanı ve Alman menbası ise bu hususun âti için sayan-ı dikkat bir mesele olarak nazar-ı ehemmiyete alıması lâzım gelecegi mütalaasında oldugum maruzdur.
Alman menabisi vasıtasıyla bu maruzat-ı acizanemin General Fiçef tarafından isitilmesi müsarünileyhle tesisine çalıstıgım münasebat-ı mahsusayı gayrimümkün kılacagı tabiî oldugundan bu babda icab edenlerin nazar-ı dikkatlerinin celbini istirham ederim."
Rahatlıkla anlasılacagı üzere Mustafa Kemal hiçbir blokun yanında ya da karsısında degildir. Hiçbir devlete ve millete karsı nedensiz ve gereksiz sempati ya da antipati de duymamaktadır. O, yalnızca ülkesinin ve milletinin yanındadır. Ülkesi ve milleti için ne yapmak gerekirse onu yapmanın idrak ve gayreti içindedir. Atatürk'ün, I.Dünya Savası'nda -Almanların Türk ordusunun sevk ve idaresinde söz sahibi olmalanndan duydugu rahatsızlıgı anlatmak için- Enver Pasa'ya gönderdigi bir rapor bunun en güzel kanıtlarından biridir:

Alıntı:
"...: Bütün Suriye ve Hicaz simdiye kadar oldugu gibi her hususta, bir Müslüman Osmanlıya ait olur ve bunun taht-ı emrinde olarak Sina cephesinin harekâtım müstakilen diger bir Osmanlı deruhde eder. İste menafi-i vataniyeye en muvafık olan sekil budur...Ancak bu halde General Falkenhayn'ın bütün Suriye ve Hicaz'a kumanda eden zatın taht-ı emrine girmesi münakasaya mütehammil olmayan bir meseledir. Bu halde devlet nazarında en âli mesul bir Osmanlı olup bütün kuva-yı dahiliye ve siyasiye onun elinde ve Falkenhayn münhasıran bir askerî kumandan vaziyetinde kalır. Sevk ve idarenin hutut-ı asliyesi ile beraber bilcümle hidemat ve vilayetlerin ve asairin idaresi bizim memleketimizin bir öz evladının taht-ı idaresinde bulunur...Suriye heyet-i umumiyesinin Falkenhayn'a verilemeyecegi meselesinde Almanları kırmak ve onların kuvvet ve lüzumlarım ihmal etmek gibi kısa bir mülahazaya tâbi olmadıgıma itimad buyurmahsınız.... Bugün Falkenhayn her vesilede herkese karsı Alman oldugunu ve elbette Alman menfaatini en ziyade düsünecegini söyleyecek kadar mütecasirdir...bu sözü sarf eden bir Alman konsolosu olmayıp yüz binlerce Türk kam için karar vermek mevkiinde bir kumandan
olursa isin tamamen menafi-i vataniyemize gayr-ı muvafık cereyan edecegini anlamamak mümkün degildir...memleket kamilen bizim elimizden çıkarak bir Alman müstemlekesi haline girmis olacaktır. Ve General Falkenhayn bu maksad için bizim borcumuz olan altınları ve Anadolu'dan getirdigimiz son Türk kanlarım kullanmıs olacaktır..."

O'nun ifadelerinde görülen ve her zaman ulusal çıkarları vurgulayan bu özelligi, sonraki hayatında da pek çok örnekle görüldügü üzere devam etmistir. Milli Mücadele yıllarında Türk-Sovyet, Türk-İtalyan, Türk-Fransız iliskilerinin akısına bakıldıgı zaman yine bagımsız ulusal dıs politika yolunda tek kılavuzunun Türk milletinin yüksek çıkarları oldugu görülür. Burada gözetilen hangi devletin hangi rejimle yönetildigi, eskiden dost ya da düsman oldugu degil, Milli Mücadele'nin kazanılması için ne gerekiyorsa onun yapılması kaygısı olmustur.

Cumhuriyet döneminden de ulusal dıs politikaya iliskin pek çok örnek verilebilir: II. Dünya Savası'nın ayak sesleri gelirken Balkanlarda tansiyon yükselmistir. Bu kosullarda, I. Dünya Savası'nın zararlarını telafi etmek isteyen devletler revizyonistler, statükoyu korumak isteyen devletler ise anti revizyonistler olarak ayrısmaya yüz tutarken, savasın acılarını yakından bilen Atatürk "yurtta sulh, cihanda sulh" ilkesiyle, yeni nesillerin, genç fidanların boy vermesi, Cumhuriyet Çınarının köklenmesi için Türk- Yunan dostluguyla baslayan ve Balkan Antantı ile noktalanan barısı koruma çabalarına öncülük etmistir. Ancak Hatay söz konusu oldugunda, saglıgının daha da bozulmasını umursamayarak askerî manevralara katılmıs, "bana çizmelerimi giydirmesinler" diyerek ülkesi ve milletinin çıkarlarının gerektirdigi her türlü özveriyi göstermis, hiçbir seyi ulusal çıkarların üzerinde tutmamıstır.

Atatürk, ülkesi ve milleti için gerektiginde her zaman savasmaya hazır bir barısçı olmustur.

alıntıdır.
altın değerinde forum Resim
______________________
O kadar soru sordum bi kere bile ' O F ' demedin forum Sordum.com



Cevapla