2.Dünya Savaşının Kaderini Değiştiren Generaller

Diğer bölümler ile alakasız konular buraya
Cevapla
Kullanıcı avatarı
trwe
Petabyte3
Petabyte3
Mesajlar: 7262
Kayıt: 25 Eyl 2013, 13:38
cinsiyet: Erkek
Konum: Türkiye Cumhuriyeti

2.Dünya Savaşının Kaderini Değiştiren Generaller

Mesaj gönderen trwe » 13 Ağu 2019, 02:15

İkinci Dünya Savaşı'nın Kaderini Çizenler

İkinci Dünya Savaşı'nın akışını değiştiren çok sayıda dönüm noktası vardır. Ülkelerin kaderini belirleyen bu kritik olayların karar alıcıları olan ve tarihin gidişatına etki eden generalleri sizlerle paylaşmak istiyorum.

MİHVER DEVLETLER

HEINZ GUDERIAN

Prusya doğumlu general Almanların meşhur Blitzkrieg yani Yıldırım Savaşı taktiğininin mucididir.

Resim

Birinci Dünya Savaşı’nda görev yaptığı sırada siper savaşlarının statik durumunu yerinde etüt etti ve mekanize birlikler hakkında ilk kez fikir üretmeye başladı. Savaş sonrası dönemde silahsızlandırılan Alman Ordusu’nda görev aldı ve bu dönemde panzer birlikleri doktrininin ana hatlarını oluşturmaya başladı. Üretim yasağı sebebiyle askeri tatbikatlarda kamyonların üzerinde muşamba geçirilerek yapılan sahte tanklardan yararlandı. Hitler’in iktidara gelmesi ve silah üretim yasağının delinmesiyle birlikte Almanya’nın ilk panzer birlikleri de ortaya çıkmaya başladı. Bu sırada Achtung Panzer (Dikkat Panzer) isimli kitabını yazdı. Versay Anlaşması’ndan doğan yasağı Sovyet Rusya yardımıyla delen Almanlar ürettikleri tanklara ağır traktör adı vererek Rusya’ya ihraç ediyor gibi gösterdi ve panzer birliklerinin birkaç yıl sonra hallaç pamuğu gibi atacağı Rusya topraklarında bu araçları ilk kez test etti. Guderian'ın da bulunduğu Wehrmacht – Kızıl Ordu ortaklığındaki askeri manevralarda tankların piyade desteği olmaksızın cepheyi nasıl yardığı ve düşmanı çevirdiği etkin bir şekilde görüldü. Havacılık teknolojisinde yaşanan gelişmeler sayesinde uçakların rollerinin de artması tank ve uçak işbirliğini gündeme getirdi. Bu fikir aslında ilk olarak İngiliz strateji uzmanlarından çıkmasına rağmen bu doktrini hayata geçiren ve panzer birliklerini bu şekilde örgütleyen Heinz Guderian oldu. Guderian ayrıca oluşturduğu panzer tümenlerine kundağı motorlu topçu ve motorize piyade unsurlarını da ekleyerek birlikleri mükemmel şekilde teşkilatlandırdı. Öyle ki İngiliz tarihçi ve harp uzmanı Liddell Hart savaş sonrası yazılarında başta Guderian olmak üzere tank ve uçağı koordineli biçimde kullanan Alman komutanlarının hakkını verdi ve ülkesi adına özeleştiride bulundu.

Kağıt üzerinde kalan teorilerini 1939’a kadar hayata geçiremeyen Guderian için beklenen fırsat Polonya’nın işgaliyle geldi. 1 Eylül günü komşusu Polonya’yı işgale başlayan Almanya, panzer tümenleri ve Luftwaffe’nin organize saldırıları sayesinde 1 ay gibi kısa bir sürede zafere ulaştı. Özellikle Birinci Dünya Savaşı'nın ardından böyle hızlı bir işgal tüm dünyanın dikkatini çekti. Guderian’n komuta ettiği panzer birliklerinin büyük rol oynadığı bu kolay zaferin ardından Hitler gözünü Fransa’ya çevirdi. Guderian da asıl parlamasını Fransa’da gerçekleştirdi. Birinci Dünya Savaşı’ndaki hataya düşülmemesi için Hitler’e bizzat uyarılarda bulundu ve Schlieffen Planı yerine Manstein Planı’nı kabul ettirdi. Zaten Hitler de baştan beridir tank savaşıyla ilgili doktrinlere destek veriyordu. Ardennes’deki sık ve aşılması güç ormanlardan panzer tümenlerini büyük bir gizlilik içinde geçiren Almanlar müttefikleri beklemediği bir noktadan baskına uğratarak Maginot Hattı’nın yanından dolaşmayı başardı. Bu yarmanın ardından ileri harekata devam edilmesini öneren ve bu konuda yüksek komutanlığı ikna eden Guderian’ın panzer tümenleri Sedan’a doğru hücumuna devam ederek şehri ele geçirdi. Manş Denizi’ne doğru harekata devam edilmesi konusunda da istediği elde eden başarılı general böylece İngiliz ve Fransız ordularını birbirinden ayırmış oldu. İngilizlerin tek geri çekilme noktası olan Dunkerque Limanı’na kadar ilermesine rağmen Hitler’den son dakika gelen emir nedeniyle durmak zorunda kaldı ve 300 bin müttefik askerinin Britanya’ya kaçmasına müdahale edemedi. Yine de Fransa gibi o dönemin en büyük ikinci kara ordusuna sahip bir ülkenin 6 haftada düşmesine doğrudan etkide bulundu.

Düşman hattını bir kere yardıktan sonra piyadeyi beklemeden ileri harekata devam edilmesi gerektiğini savunan ve bu atak stratejisi sayesinde Hızlı Heinz lakabını alan Guderian, 1941’de İkinci Panzer Grubu ile birlikte Rusya sınırına intikal etti. İkinci Panzer Grubu, Barbarossa Operasyonu kapsamında teşkilatlandırılan Merkez Ordular Grubu’na dahil olarak Moskova’ya yapılacak harekatta mızrak başı görevini üstlendi. Temmuz ortasında Sovyetlerin en önemli şehirlerinden Smolensk’i alan İkinci Panzer Grubu özellikle Belarus ile Ukrayna’nın Kuzeyi’nde yüzbinlerce Kızıl Ordu askerini esir aldı. Moskova’ya doğru ileri harekata devam emrini veren Guderian, Hitler’den gelen Güney’e dönün emri nedeniyle Kiev’e büyük bir çark manevrası yaparak 600 bin Sovyet askerinin esir edildiği operasyona katıldı. Ancak bu harekat nedeniyle Moskova hedefinden uzaklaşıldı ve Guderian’ın panzerleri ancak kış geldiğinde Moskova önlerine varabildi. Eksi 50’lere kadar düşen hava nedeniyle tanklar çalışmaz duruma geldi ve ayrıca ikmal hatlarının düzgün çalışmaması yiyecek, ısınma, yakıt, cephane konusunda kıtlığa yol açtı. Daha güvenli ve kolay savunulabilecek bir bölgeye geri çekilme fikrini Hitler ile görüşmek için ana karargaha giden Guderian beklediğini bulamadı. Hitler, gerekirse siper kazılıp düşman karşı saldırılarının püskürtülmesini emretti ama Guderian toprak donduğu için bunun imkansız olduğunu anlattı. Hitler’in, icabında top mermileriyle kraterler açabilirsiniz önerisine, zaten toplara mermi bulamıyoruz eldeki cephaneyi de böyle bir iş için harcayamayız şeklinde yanıt vermesiyle birlikte gerilen ipler iyice koptu ve görevden alındı.

Savaşın kalanında geri hizmette bulunan Guderian, 1943’te Zırhlı Birlikler Genel Müfettişliği ve daha sonra 1944’te Genelkurmay Başkanlığı yaptı. Ancak Hitler’in ve onun etrafındaki cephe tecrübesi olmayan komutanların müdahaleleri nedeniyle görevini istediği biçimde ifa edemedi. Bu nedenle 28 Mart 1945’te yani savaşın bitimine 1 ay kadar bir süre kala istifa etti. Savaş sonrası müttefiklerce yakalanmasına rağmen cezalandırılmadı. Herhangi bir savaş suçu işlememiş olması da bu duruma bir etkendi. Tam bir Prusya subayı olan Heinz Guderian entelektüel bir birikime de sahipti. Örneğin Barbarossa Operasyonu sırasında Tolstoy’un evini karargah olarak kullanmadan önce tüm değerli ve antika eşyaları bodruma taşıtarak kilitlemiştir ve zarar görmesini önlemiştir. Askerler tarafından da çok sevilen bu büyük komutan zırhlı arabasıyla çatışmaların en çetin olduğu bölgelere dahi gidiyor ve cepheyi yerinde inceliyordu. Örneğin Fransa’da bir çatışma sırasında düşman askerlerini esir etmiş ve tanksavar silahıyla bir Fransız B1 tankına ateş açmıştır. Savaş bittikten sonra özellikle İngilizlerden büyük övgüler aldı ve ölmeden önce birçok kez İngiltere’de harp sanatıyla ilgili toplantılara katıldı. Heinz Guderian 14 Mayıs 1954’te Bavyera’da hayata gözlerini yumdu.

ERWIN ROMMEL

Nazi Almanyası’nın en tanınmış ve popüler tank komutanıdır. Ağırlıklı olarak Kuzey Afrika’da görev yaptığından ve Sahara Çölü’nde inanılmaz işler başarmasından ötürü lakabı Çöl Tilkisi oldu.

Resim

Polonya Seferi sonrasında Fransa’da 7. Panzer Tümeni’nin komutasını alan Rommel, tank savaşlarını çabuk kavradı. Savaşta harekete ve kurnazlığa önem veren bir komutan olduğu için panzer tümenleri yeteneklerini göstermesi için iyi bir fırsat oldu. Fransa’da gerçekleştirdiği harekatlar 7. Panzer Tümeni’nin “Hayalet Tümen” olarak adlandırılmasına yol açtı. Nereden çıkacağı veya nereden saldıracağı belli olmayan bu tümenle müttefiklere büyük sıkıntılar yarattı ve Hitler’in gözünde değeri yükseldi. Yine Hitler tarafından 1941’de İngilizler karşısında perişan duruma düşen İtalyan Ordusu’nu toparlaması için Kuzey Afrika’ya gönderildi. Burada meşhur Afrika Korps’u (Alman Afrika Kolordusu) kuran Erwin Rommel artık tarihe geçmeye hazırdı. İlk etapta İngilizlerin ilerleyişini durdurmak için Afrika’ya gönderildiği halde elindeki az sayıda ve derme çatma birliklerle kendisinden kat kat üstün durumdaki İngilizleri Mısır’a kadar sürmeyi başardı. Derne, Tobruk, Bingazi gibi şehirleri İngilizlerden alarak müttefiklere çok zor günler yaşattı. Ancak Akdeniz’de güç hala İngilizlerin elinde olduğu için beklediği desteğe bir türlü kavuşamadı. Gerek Malta’nın ele geçirilememesi, gerek Rommel’in yaptığı cüretkar ilerleyişin İtalyan Genelkurmayı tarafından kıskanılması gibi durumlar nedeniyle Alman ilerleyişi yavaşladı. Süveyş Kanalı’na oldukça yaklaşan Rommel bir yandan da sürekli destek alan ve mevcudunu artıran İngilizler karşısında son olarak El Alamein’e kadar ilerleyebildi. Bitirici vuruşu yapacak gücü kalmadığından harekat başarısızlıkla sonuçlandı ve Kuzey Afrika’da çöküş sürecine girildi. İmkansızlıklar nedeniyle birçok şaşırtmacaya başvurmak zorunda kalan Rommel bu sayede kendisinin 4-5 katı büyüklüğündeki Commonwealth ordularını uzun süre oyaladı. İngilizlerden ele geçirdiği tank, zırhlı araç ve kamyonları dahi kullanmak zorunda kaldı. Karşı saldırıları toprağa gizlediği 88’lik uçaksavar bataryaları ile savuşturdu. Öyle ki bu toplar İngiliz tankçıları için savaşı tam anlamıyla cehenneme çevirdi. Bunun haricinde arabaların üzerine ahşaptan tank maketleri geçirerek sahte saldırılar düzenlemek yahut tankların arkasına çalı çırpı bağlayarak tozu dumana katıp elindeki mevcudu olduğundan fazla göstermek gibi hilelere başvurdu. Ancak 1943’te ABD güçlerinin Cezayir’e çıkartma yapması ve İngilizlerin de Montgomery yönetiminde ilerleyişini sürdürmesi Rommel’in Afrika macerasını bitirdi. Buna rağmen Tunus’a çekilirken bile Anglo-Amerikalılara büyük kayıplar verdirdi. Kasserin Geçidi’nde kazandığı galibiyet buna en büyük örnektir.

Rommel, beklenen büyük müttefik çıkarmasına karşı önlem alması amacıyla 1944’te Fransa’ya gönderildi. Normandiya’daki savunma hattını örgütlemek için çalışmalarını sürdüren Rommel iddialara göre Hitler karşıtı klikle işbirliği yapıyordu. Savaşın Almanya aleyhine dönmesiyle birlikte mağlubiyetin kaçınılmaz şekilde yaklaştığını gören bazı bürokrat ve subaylar Hitler’i darbeyle indirip müttefiklere barış talebinde bulunulması gerektiğini düşünüyordu. Bazı kaynaklara göre Rommel de bu gruba mensuptu ve Normandiya Çıkarması’nın ardından Hitler’e karşı gerçekleştirilen bombalı suikastte parmağı vardı. O sırada aracıyla Fransa’da hava saldırısına uğradı ve başından yaralanarak hastaneye kaldırıldı. Suikastten kurtulan ve iyice paranoyak hale gelen Hitler’in kulağına Rommel’in de olduğu bir grup subayın ismi geldi. Söylentileri ciddiye alan Hitler, Rommel’e intihar etmesi için emir verdi. Bu iddiaların doğruluğu hala tartışılıyor ancak gerçek olan şu ki halkın çok sevdiği Rommel için büyük bir cenaze töreni düzenlendi ve Alman Mareşali devlet töreniyle toprağa verildi.

Sadece Alman ulusunca değil düşmanları tarafından bile büyük saygı gören bir komutandı.

ERICH VON MANSTEIN

Otoritelere göre İkinci Dünya Savaşı’nın en büyük taktisyenidir. Özellikle Doğu Cephesi’nde Kızıl Ordu karşısında yaptığı manevralarla savaşın Almanya lehine uzamasını sağladı.

Resim

Nazi Partisi üyesi olmayan ender komutanlardan biri olan Manstein buna rağmen mareşal olabilmiştir. Kendini adını taşıyan Manstein Planı sayesinde Almanlar hiç beklenmedik bir noktada Fransa’yı işgal etmeye başlayarak 6 hafta gibi bir sürede Batı Cephesi’nde kesin zafer kazandı.

Barbarossa Operasyonu sırasında Kırım’ı ele geçiren ve bu sayede mareşalliğe terfi ettirilen Manstein, savaşın Almanya aleyhine dönmesiyle birlikte daha hayati görevlere getirildi. Kızıl Ordu’nun sayısal ve donanımsal üstünlüğü ele geçirdiği anlarda yaptığı kritik harekatlarla önemli başarılar kazandı. Özellikle Stalingrad bozgununun ardından Kafkaslardaki birliklerin geri çekilmesini sağlayan manevralara imza atarak savaşın Almanlar için 1943’te bitmesine engel oldu. Derme çatma ve yedek birliklerden teşkil ettiği Don Ordular Grubu, Stalingrad’da mahsur kalan 6. Ordu’yu kurtarmak için Rus hatlarına karşı hareketa girişti. Şehre oldukça yaklaşan Manstein ve ordusu buna rağmen yetersizlikler nedeniyle geri çekilmek durumunda kaldı ama bir yandan da Kafkaslardan çekilen 1. Panzer Tümeni’nin kuşatmadan kurtulmasını sağladı. Şayet 6. Ordu’nun yanı sıra Kafkasya’daki tümen de teslim alınsaydı savaş Almanya için bitebilirdi. Ancak bunun yetinmeyen Manstein, ordusunun gücünü yeniden toparladıktan sonra fazla ileri çıkan Kızıl Ordu tümenlerine karşı bir çevirme harekatı gerçekleştirdi. Dağılan Sovyet birliklerini takip ederek ilerleyişini sürdürdü ve Harkov’u geri aldı. Bu belki de Almanların Doğu Cephesi’nde yaptığı son başarılı taarruzdu. Manstein bundan sonra Dinyeper Nehri’nin gerisinde güvenli bir savunma hattı kurmak için çekilmek gerektiğini Hitler’e önerdi ama bu fikir sert bir şekilde reddedildi. Mansterin akılcı ve gerçekleri gören bir komutandı. Dolayısıyla artık Moskova yahut bir başka önemli Sovyet şehrinin ele geçirilemeyeceğini biliyordu. Onun yerine elde kalan ve hayli geniş çaplı olan bölgeler kontrol altında tutulmalıydı. Hitler’in hedefi ise çok daha farklıydı. 1943 yazına kadar yeni Tiger ve Panther tanklarıyla donatılan Alman tümenlerinin Kursk çıkıntısındaki Sovyet tümenlerini teslim alarak Moskova’ya yürümesini planlıyordu. 5000’e yakın tank ve 2500 kadar uçak toplayan Almanlar tüm bu kuvvetle büyük bir Sansür oynayacaktı. Manstein ise Rusların muhakkak saldıracağını ve binbir zorlukla toplananan bu kuvvetlerle düşman taarruzlarının eritilmesi gerektiğini düşünüyordu. Ancak Hitler yine cephedeki komutanları yerine karagahındaki savaş tecrübesi olmayan generalleri dinledi ve elinde kalan son gücü de Kursk Savaşı’nda kaybetti. Çok sayıda askeri tarihçi Hitler’in Manstein ve Guderian’ı dinlediği takdirde savaşı uzatabileceğini iddia etmişti. Keza Manstein’ın kendisi de Doğu Cephesi’nde Nazi Partisi üyesi tecrübesiz askerler değil de generaller dinlenmiş olsaydı Sovyetler Birliği’nin yenilebileceğini belirtmiştir.

Savaş sonunda İngilizlere teslim olan Manstein bir süre hapis kaldıktan sonra serbest bırakıldı ve Federal Almanya Ordusu’na danışmanlık yaptı. 9 Haziran 1973’te hayata gözlerini yuman bu büyük komutan aynı zamanda son Alman mareşaliydi.

ISOROKU YAMAMOTO

ABD’yi İkinci Dünya Savaşı’na sokan Pearl Harbor baskınını planlayan Japon amirali.

Resim

Rus – Japon harbi ve Birinci Dünya Savaşı’na katılarak yeni donanma teknolojilerini bizzat etüt etme şansına erişti. Özellikle uçak gemilerinin savaş meydanına çıkmasıyla birlikte ilgisi bu alana kaydı ve bu su üstü platformlarının geleceğin silahı olduğuna kanaat getirdi. Uçak gemilerinin hem deniz hem de hava üstünlüğünü sağlayacak yegane unsur olduğunu ilk öne süren stratejistlerden biridir. Eğitiminin bir bölümünü Birleşik Devletlerde alan ve bu nedenle savaş öncesinde Amerika’ya karşı dost bir tutum sergilenmesini gerektiğini belirten Yamamoto, mecbur kaldığı için ABD’nin Pearl Harbor Üssü’ne yapılacak saldırıyı planladı. Birleşik Devletlerde bulunduğu sürede düşmanın devasa üretim gücünü fark eden Japon amirali uzun vadeli bir savaşta Amerika’yı yenemeyeceklerini biliyordu. Bu nedenle Birleşik Devletleri 6 ay süreyle felç ederek Pasifik Adaları’nı ele geçirilmesini ve buradaki kaynakların Japon savaş makinesini işler halde tutmak için kullanılmasını önerdi.

Yamamoto’nun bu fikrinde ne kadar haklı olduğu ortaya çıktı çünkü ABD donanması Pearl Habor baskının 6 ay kadar sonra yeniden Pasifik’te bayrak dalgalandırmaya başladı. 1942’deki Midway Savaşı’nda şaşırtma harekatı yapmak için zırhlı grubuyla birlikte Kuzey’deki Aluet Adalarına saldıran Yamamoto uçak gemilerinden oluşan ana saldırı gücünü ise Amiral Nagumo’ya emanet etti. Nagumo’ya güvenerek büyük bir hata yaptı ve bunun bedelini uçak gemilerinin büyük bölümünü kaybederek ödedi. ABD’ye nihai darbeyi vuracakken üstünlüğü tekrardan onlara kaptıran Yamamoto bu nedenle saldırı pozisyonundan savunma pozisyonuna geçti ve Pasifik Adalarının savunmasını örgütlemeye başladı. 1943’te Solomon Adalarındaki birlikleri denetlemeye giderken Japonların telsiz şifrelerini kıran ABD’liler tarafından pusuya düşürüldü. Uçağı isabet alan amiral hayatını kaybederken Japon İmparatorluğu ise elindeki en nitelikli askeri kaybetti. Tarihte ilk kez bu kadar yüksek rütbeli bir komutana suikast düzenlenmesi Amerikalıların Yamamoto’yu ne kadar ciddiye aldıklarına bir kanıttır.

MÜTTEFİK DEVLETLER

GEORGI JUKOV

Sovyetleri Birliği’nin en ünlü mareşali ve Berlin Fatihi. Çarlık Rusyası’nda fakir bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi.

Resim

Georgi Jukov askerlik çağına eriştiğinde süvari olarak orduya girdi ve Birinci Dünya Savaşı'na katıldı. Ekim Devrimi’yle birlikte Bolşeviklere katılan Jukov bu tarihten sonra yükselmeye başladı. Rus iç Savaşı’nın ardından sonraki süreçte yükselişini sürdürdü ve 1939’da Moğolistan’a gönderilerek ilk önemli görevine atandı. Burada Kızıl Ordu’nun Uzakdoğu ordularını olası Japon taarruzuna karşı örgütledi. İlk ciddi sınavını Khalkhin Gol Savaşı’nda verdi. Japonların piyade tabanlı taarruzlarına başarılı tank manevralarıyla karşılık vererek zafer i Sovyetler Birliği’ne getirdi. Bu çatışmalar düşük önemde sınır savaşları olarak görünseler de Japonya’nın Sibirya defterini tamamen kapatmasını sağladı. Bu sayede Sovyetler Alman işgali sırasında Sibirya tümenlerini Batı’ya taşıyarak savaşın gidişatını değiştirdi. Moğolistan’daki başarısının ardından Stalin’in en güvendiği komutanlardan biri oldu. Öyle ki Kızıl Ordu’daki neredeyse tüm rütbelilerin kıyıma uğradığı kovuşturmadan kurtulabilen ender komutanlardan biri oldu. Büyük Anavatan Savaşı’nın başlamasıyla birlikte Leningrad’ı savunması için kente gönderilen Jukov daha sonra Stalin tarafından Moskova’ya çağrılarak başkentin savunmasını örgütledi. Alman ordusu şehrin kapılarına dayanana kadar çevredeki tüm kadın ve çocukların da çalışmasıyla kuvvetli bir savunma hattı oluşturuldu. Kilometrelerce dikenli tel, siper ve mayınlı arazi Alman panzerlerini bekliyordu. Zaten tükenmiş bir halde bulunan düşman tankları bu savunma hattını geçemedi ve Moskova kurtuldu. Bununla yetinmeyen Jukov, Uzakdoğu ve Sibirya’dan gelen taze tümenlerle soğuktan ve açlıktan kırılan Almanlara karşı amansız karşı saldırılarda bulundu ve cephe hattının Moskova’nın uzağına taşıyarak şehri tamamen kurtardı.

Bir sene sonra Stalingrad Savaşı’nı komuta etti. Şehrin içinde korkunç sokak savaşlarıyla meşgul olan Almanları kuşatarak hem şehrin kurtulmasını hem de Alman 6. Ordusu’nun imha edilmesini sağladı. Bu harekata Uranüs Operasyonu adı verildi. Almanların kanatlarının İtalyan ve Rumen birliklerince savunulduğunu gören ve buradaki zayıflığı fark eden Jukov iddialı bir plan hazırlayarak Stalin’e sundu. Planın hayata geçmesine kadar Almanları oyalayan ve Volga Nehri’nin doğusunda kuvvet biriktiren Kızıl Ordu nihai taarruza geçerek İtalyan ve Rumenleri kısa sürede püskürttü. 6. Ordu’yu çembere alan Jukov verdiği emirlerle geri çekilmeleri kesinlikle yasakladı ve Almanların karşı taarruzlarını püskürterek hem Stalingrad’ı kurtardı hem de Almanlara çok büyük bir darbe vurdu.

1943 yazına gelindiğinde ise Kursk çıkıntısına yapılacak Alman taarruzunu haber alarak çok kuvvetli bir savunma hattı oluşturulmasını emretti. Kademeli şekilde kazılan siperler tanksavar toplarıyla güçlendirildi ve aşılması neredeyse imkansız bir savunma duvarı meydana getirildi. Bu hatta çarpan Alman saldırısına ihtiyat tümenleriyle cevap veren Jukov, Doğu Cephesi’nde durumu tamamen Sovyetlerin lehine çevirdi. Bu muharebelerin hepsinde sert ve disiplinli tutumu sayesinde zaferi elde ederek Stalin’e de kendisini iyice kanıtladı ve Berlin’e yapılacak son taarruzun komutasını almayı başardı. Berlin planını uygulamaya koyan Jukov nihai taarruz için 2.5 milyon Sovyet askerinin yanı sıra 8 bine yakın tank, binlerce uçak ve milyonlarca top mermisi yığınağı yaptı. Almanlara son darbeyi vuracak olan Berlin taarruzunda Nazilerin inatçı direnişini ne olursa olsun kırmakta kararlı olan Jukov Berlin Muharebesi’nde 300 bin civarında personelini kaybetti ama Alman başkentini ele geçirerek fatih ünvanını kazandı. Zafer sonrası Moskova’da düzenlenen askeri törende en önde beyaz bir atın üzerinde yürüyen Georgi Jukov savaşın bitmesiyle Stalin tarafından önemsiz görevlere atandı. Kruşçev döneminde ise iyice gözden düştü.

GEORGE PATTON[/b](Benim gibi havalı,sert,asi ve disiplinli....Zaten resminden belli oluyor)

Amerikalıların ünlü zırhlı birlik komutanı George Smith Patton, adını ilk kez Kuzey Afrika’da duyurdu.

Resim

Müttefiklerin, Almanların Afrika kıtasındaki son tutunduğu yer olan Tunus’u ele geçirme seferinde yer aldı ve emrindeki birlikleri başarıyla yönetti. Savaşın durağanlaştığı bir dönemde göreve başladı ve aldığı cesur kararlar neticesinde Kuzey Afrika’nın Mihver kuvvetlerinden temizlenmesini hızlandırdı. Buradaki işi bittikten hemen sonra 7. Ordu’nun komutasını ele alarak Sicilya’ya çıkarma yaptı ve savaşı Avrupa’ya taşıyan ilk adımı atmış oldu. Disiplini elden bırakmayan sert tutumu sayesinde askerleri Sicilya’yı kısa sürede ele geçirdi. Bu aşırı hırslı yapısı onun başına çoğu zaman dert açtı ve istenmeyen adam ilan edildi. Örneğin İtalya’da bir askeri hastane denetiminde yaralı askerlere kötü davranması ve bir ere dayak atması nedeniyle kızağa çekildi. Bu olaydan 11 ay sonra Normandiya Çıkarması’na katılacak 3. Ordu’ya komuta etmesi için yeniden göreve çağrıldı çünkü Müttefik orduları Fransa’da dar bir kıyı şeridine sıkışıp kalmıştı. Patton ise Alman hatlarını yaracak nitelikteki tek isimdi. Tıpkı Alman meslektaşları gibi düşman cephesini bir kez yardıktan sonra kat edebildiği en uzak mesafeye giderek ikmal hatlarını, önemli istasyon ve şehirleri ele geçirme taraftarıydı. Bunu Fransa’da çokça uygulasa da yine asiliği başına bela oldu. İkmal noktalarından aşırı uzaklaştığı için ana karargahtan birçok kez durması yönünde emir aldı ama bu emirlere çok da kulak asmadı. 3. Ordu ile kısa sürede rekor mesafeler kat ederek Almanya’nın doğal sınırı olan Ren Nehri’ne dayandı. Bitirici darbeyi vuracağı an Almanların Kuzey’de Ardennes üzerinden gerçekleştirdiği büyük taarruz nedeniyle durmak zorunda kaldı. Kuzey’e doğru büyük bir çark harekatına girişerek zor durumdaki Müttefik ordularını kurtardı ve Almanları Ren’in doğu yakasına itti. 1945’te Ren Nehri’ni de geçen Patton’un 3. Ordusu böylece Sovyetlerin Berlin’den daha ileriye gitmesine de engel oldu. Sovyetler Birliği’nden hiç hoşlanmayan Patton bunu çoğu zaman söylemlerine de yansıtıyordu. Örneğin Berlin’deki büyük zafer geçidi sırasında kendisine 3000 metre menzilli yeni js3 tanklarını gösteren Mareşal Jukov’a, bir tankçısı o mesafeden ateş ederse onu mahkemeye göndereceği cevabını verdi. Harbin ardından Münih bölgesinin askeri valiliğine getirilen Patton, savaşın devam etmesini ve Sovyetler Birliği’nin Avrupa’dan atılmasını gerektiğini savunuyordu. Ayrıca eski Nazi bürokratlarını görevlerine geri getirmesi de oldukça tepki çekiyordu. Bu görüşleri nedeniyle eleştirilere uğrayan asi general 1945 Aralık ayında şüpheli bir trafik kazasında yaşamını yitirdi[b].(hayır,ABD derin devleti tarafından öldürüldü....)


DOUGLAS MACARTHUR

ABD’nin en ünlü komutanlarından ve stratejistlerinden Douglas MacArthur Filipinler’den çekilirken söylediği “I shall come back” (Geri döneceğim) sözü ve ağzından düşürmediği mısır koçanından piposu ile akıllara kazındı.

Resim

İkinci Dünya Savaşı sırasında ABD’nin Uzakdoğu cephesini yönetti ve gerçekleştirdiği başarılı operasyonlarla Japonların teslim olma sürecini hızlandırdı. Japonların saldırgan tutumunun farkındaydı ve Washington’un ivedi olarak Filipinler’e destek göndermesi gerektiğini söyledi ama çok fazla yardım alamadı. Elindeki olanakları kullanma yoluna giden MacArthur adalardaki Birleşik Amerikalı birlikleri olası bir Japon işgaline karşı örgütlemesinin yanı sıra yerel bir direniş gücü de kurmayı başardı. İşgalin başlamasıyla bu birlikler savaşarak Bataan Yarımadası’na çekildiler ve bir süre daha bulundukları bölgeyi tutarak Japonlara zaman kaybettirdiler. Bu sırada eski bir torpidobotla Avustralya’ya giden MacArthur Filipinler’i terk ederken meşhur “geri döneceğim” cümlesini kurdu. Avustralya’ya ayak bastıktan sonra Japonları Güneydoğu Asya adalarından püskürtme planını uygulamaya koydu ve ilk iş olarak Yeni Gine’ye çıkarma yaparak Japonları buradna püskürttü. Böylece Avusturalya’ya yapılacak olası bir çıkarmayı engellemiş oldu. 1944’e kadar birçok stratejik noktayı ele geçiren MacArthur, asıl hedefi Filipinler’e yöneldi. Amerikan’ın asıl ağırlığını Avrupa ve Pasifik Okyanusu cephelerine vermesi karşısında sıkça eleştiride bulunsa da sonunda donanmanın da desteğiyle Filipinler’e çıkarma yaptı. Bu çıkarma sürecinde yaşanan Leyte Körfezi Savaşı da gelmiş geçmiş en büyük deniz savaşı muharebesi oldu.

Filipinler’e yeniden ayak basarak sözünü tutmasıyla birlikte ileri harekata devam etti ancak adaların temizlenmesi 1945 yazına kadar sürdü. Savaşın bitmesiyle birlikte 2 Temmuz 1945’te Japonya’yı teslim almak için USS Missouri zırhlısıyla Tokyo’ya geldi ve Japon İmparatoru Hirohito’ya teslim anlaşmasını imzalattı. Kore Savaşı’na kadar Japonya’da işgal valisi olarak görev aldı ve ülkenin yeniden yapılandırılmasını sağladı. Kore Savaşı’yla birlikte Türkiye’nin de yer aldığı Birleşmiş Milletler kuvvetlerinin komutanlığını aldı. Savaşın ardından uzun yıllar sonra ilk kez ABD’ye dönen MacArthur siyasete atılma denemelerinde bulunsa da başarılı olamadı ve yaşamının sonuna kadar New York'ta ikamet etti.

Kaynak Site: http://harpsanati.blogspot.com/2015/08/ ... tiren.html
TRWE_2012
Bir Tarih Sever
TRWE_2016
FEDAKARLIK OLMADAN ZAFER OLMAZ....!
-----------------------------
LINUXMASTER 2018
ZAFER'E GİDEN YOL,FEDAKARLIKTAN GEÇER...!
-----------------------------
BATTALGAZİ 2023
Heaven to My Friend, Hell to My Enemy ....!



Cevapla