Führer'in Bilinmeyen Yönleri_2

Diğer bölümler ile alakasız konular buraya
Cevapla
Kullanıcı avatarı
trwe
Terabyte2
Terabyte2
Mesajlar: 4433
Kayıt: 25 Eyl 2013, 13:38
cinsiyet: Erkek
Konum: Düzce/Akçakoca

Führer'in Bilinmeyen Yönleri_2

Mesaj gönderen trwe » 30 Kas 2013, 00:38

Führer'in Bilinmeyen Yönleri_2
---------------------------------------------------------
Resim

Hitler de ordusunun Paris’e ilk gireceği günü, çeşitli cephelerde düşmanın ne kadar dayanabileceğini ve Roosevelt’in ölüm tarihini de önceden bilmişti. Nitekim “Bilinmeyen Hitler” adlı kitabında Wulf Schwartzwaller iddiaları doğruluyordu: “Hitler Landsberg hapishanesindeyken en düzenli ziyaretçileri Münih Üniversitesi Jeopolitik Enstitüsü Profesörü General Karl Haushoffer ile Rudolf Hess’ti. Hitler “Kavgam” adlı kitabını bu iki önemlin ismin yardımıyla yazmıştı.

Haushoffer, Hitler ve Hess çok uzun söyleyişlere,müzakerelere dalıyorlardı. Haushoffer esoteric bilimlerin yanı sıra Zen Budizmi’ne de ilgi duyuyordu. Tibetli Lama Rahiplerinden ders almıştı. Dietrich Eckart’tan sonra
Hitler’i etkileyen ikinci kişiydi. Berlin’de Berlin Luminous Locası’nı o kurmuştu.

Haushoffer ünlü Rus büyücü ve metafizikçisi Gregor İvanovich Gurdyev’in öğrencisiydi.Gurdyev ve Haushoffer, dünyanın altında yaşayan ve insandan daha üstün dünya dışı bir tür ile ilişki içerisinde olduklarına emin oldukları Tibet Locası’na üyeydiler.

Hitler,Alfred Rosanberg, Himmler, Goring ve Hitler’in hemen hemen yanından hiç ayırmadığı fizikçisi Dr. Morell de aynı zamanda Loca’ya üyeydiler.” (The Unknown Hitler, Wulf Schwartzeller, Berkeley Boks, 1990) 1925 yılında Nazi Partisi hızla büyümeye başladı.

Almanya’nın ünlü şairi Everst büyük bir hevesle partiye yazıldı, çünkü Nazi Partisi’ni kara güçlerin en açık ifadesi olarak görüyordu. Partinin yedi kurucusu da kara güçler tarafından yönetildiklerine ruhen ve bedenen emindiler. Onları birleştiren yemin, enerji ve şans kaynağı bir Tibet efsanesine dayanıyordu. Araştırmacı-yazar Ergun Candan, “Gizli Sırlar Öğretisi” adlı kitabında bu konuyla ilgili son derece çarpıcı bulgulara yer veriyor:

“II. Dünya Savaşı sonlarına doğru yıkılan Nazi karargahına girildiğinde, hiç akıllara gelmeyen bir şeyle karşılaşılmıştı. Yıkıntılar arasında oniki Tibetli rahibin cesetleri bulunuyordu. Bu duruma o yıllarda hiçbir anlam verilememişti. Aslında savaş atmosferi içinde bunu hiç kimsenin düşünecek hali de yoktu. Savaş bitip de de her şey normale dönmeye başladıktan sonra bu durum birçok kimsenin dikkatini çekmeye başladı: İddialara göre Hitler’in başka bir türle bağlantısı bulunuyordu. Nazi karargahında oniki Tibetli rahibin
işi neydi? Bu soru uzun bir süre zihinleri meşgul etti.

Naziler ile Tibetli rahipler ne gibi bir birlikteliği olabilirdi? İşte bu konu inceden inceye araştırılmaya başlandı.
Ortaya çıkan sonuçlar bir hayli düşündürücüydü: Naziler bir yer altı uygarlığı olduğuna inanılan Şambala ile irtibatlıydılar! Herşey Thule efasnesiyle başlıyordu. Thule efsanesinin kökeni ise kayıp bir uygarlığa dayanıyordu. Bu da Nazizm’in temelini oluşturuyordu. Bu efsane etrafında birleşen bir grup, Thule adında gizli bir tarikat kurdu.

Nazi Partisi’nin yedi kurucusundan biri olan Diettrich Eckardt, Thule tarikatının temel felsefesini şöyle açıklıyordu: “Thule’un tüm sırları, eski kayıp bir uygarlığa dayanır. İnsanoğlu ile ‘dış zekalar’ arasında bulunan bazı aracı varlıklar, bu sıralara erenlere büyük bir güç kaynağı oluşturmaktadır. Bu güç kaynağı Almanya’yı dünyaya egemen kılacaktır. Yine bu güç kaynağı geleceğin üstün insanının ortaya çıkmasını ve insan türünün değişimini sağlayacaktır.” İşte bu sözler özetle Nazizim’in de temelini oluşturmaktaydı. Gizli Thule tarikatının üyeleri arasında Rudolf Hess, Karl Haushoffer,Alfred Rosenberg ve Adolf Hitler, Alfred Rosenberg ve Adolf Hitler gibi önde gelen isimler bulunmaktaydı. Daha sonraları Hitler’in büyü çalışmaları da gerçekleştirdiği ortaya çıkacaktı.

Bunlardan en belirgin olanı radyodan yaptığı konuşmalarda, “ses büyüsü”denilen bir yöntemdi. Bu yöntem büyük kitlelerini etki altına alınmasında büyük bir fonksiyon görmüştü. Ergun Candan’a göre bir başka ilginç nokta da Nazilerin bayraklarında kullanmış oldukları semboldü. Bu şekil öyle rastgele seçilmiş bir sembol değildi. “Gamalı Haç” insanlığın kullanmış olduğu en eski sembollerden biriydi.

Dünyanın pek çok köşesinde bu sembole rastlanmıştı. Eski uygarlıkların en önemli sembollerinden biri olan bu sembolü daha da ilginç yapan özellik, bunun bir MU sembolü olmasıydı. Mu kültürüyle karşılaşan tüm eski uygarlıklar da, bu sembolü kullanmışlardı.Bu sembol daha sonraları gamalı haç şeklinde ifade edilmeye başlanmıştı. Hıristiyanların kullanmaya başladıkları haç sembolü da gamalı haçtan türetilmiş ve aynı sembolün stilize edilmiş haliydi. Ama asıl köken Mu tabletlerinde ilk bulunduğu şekle dayanıyordu.

Bu sembol dünya üzerinde yüze yakın yerde bulunmuş ve Mu uygarlığı ile ilgili bilgi ve belgeleri ortaya çıkaran Niven ve Churchward’ın kayıtlarında da yer almıştı. Bu sembol Mu’nun gizli bilgilerinin en önemli sırlarından birini bünyesinde saklıyordu. Sembolün anlamı Eski Mısır ve Tibet’teki mabetlerde bulunan rahiplerce, büyük bir sır olarak saklanmış ve kimseye bu sırla ilgili bir açıklama yapmamıştı.

Bu sembolün sırrını sadece gizli eğitimden geçen rahipler bilmekteydi. Kökeni Mu’ya dayandığı için bu sembol iki yer altı uygarlığı olan Agarta ve Şambala’da bilinen ve kullanılan bir semboldü. Nazilerin bu sembolü ele geçirmeleri de Tibet’teki gizli çalışmalarına dayanmaktaydı. Şambala üyesi bazı rahiplerden öğrendikleri sırlar arasında bu sembol de bulunmaktaydı. Böylece bu sembol Şambala’nın karanlık güçlerine hizmet eden Naziler tarafından dejenere edilerek karanlık amaçları doğrultusunda bayraklaştırıldı.

Hitler, kendi liderliğindeki dönemde ateş çağının yaşanacağına, buz ve soğuğun yenileceğine inanıyordu. İddialara göre,Rusya’daki buz çöllerine askerlerini yazlık elbiselerle göndermesi bu yüzdendi.Kafkasya’ya girdikten sonra yüksek rütbeli üç SS subayı, yüksek bir dağın zirvesine gamalı haç kara tarikat bayrağını dikti. Stalingrad yenilgisinden sonra Nazi söylevcisi Gobels haykırıyordu. “Anlamıyor musunuz? Evrensel anlayış yenildi, ruhsal güçler yeniliyor.

Hüküm saati geliyor, tüm insanlar acı çekecekler ve çekmeliler..” Hitler ekliyordu:
“Yeterince kayıp verilmedi!” Hitler ve yandaşları korkuyorlardı. Karşıt güçler harekete geçmişti ve cezalandırılacaklardı. Son anda bile, Berlin düştüğünde, metroya sığınmış 300 bin Alman için Hitler çılgınca emir verdi: “Metroyu sular altında bırakın, herkes ölsün, bu bir ayindir ve kurban gerektirir, böylece yerdeki güçler yardımımıza koşacaktır.”

Gerçekten çıldırmış mıydı yoksa öğretisini mi uyguluyordu? Nazi Sosyalist Partisi’nin yedi kurucusundan biri olan Eckardt ölüm döşeğinde yatıyor ve son sözlerini söylüyordu: “Hitler’i muhakkak izleyin, o benim müziğimle dans edecektir. Ona onlarla ilişki kurma yetkisini verdik.” Kimlerle? Bu ne demekti? Alman Genelkurmay toplantıları yoksa özel bir meditasyonla mı başlıyordu? Gerçekten de gizem ve inanç, Nazi yönetiminin her yerinde yaşıyor ve yaşatıyordu.


Herkese İyi Günler
TRWE_2012
Düzce_Akçakoca
:oops: :oops: :) :) :)
TRWE_2016
FEDAKARLIK OLMADAN ZAFER OLMAZ....!



Cevapla