Adolf Hitlerin Vecizeleri

Cevapla
Kullanıcı avatarı
trwe
Terabyte4
Terabyte4
Mesajlar: 5233
Kayıt: 25 Eyl 2013, 13:38
cinsiyet: Erkek
Konum: Düzce/Akçakoca

Adolf Hitlerin Vecizeleri

Mesaj gönderen trwe » 26 Kas 2013, 23:06

**********************************************************************************
Adolf Hitlerin Vecizeleri((20 Nisan 1889 - 30 Nisan 1945), Alman politikacı ve devlet adamı)
**********************************************************************************
Resim

---------------------------------------------------------------------------------

Ahlak vebası eski dönemlerin hastalık vebasından daha tehlikelidir.

Aklın bittiği ve sustuğu yerde son karar şiddete aittir.

Alman asıllı Avusturya devleti doğal olarak yeniden büyük Alman yurduyla birleşmelidir. Bu birleşme kaçınılmazdır. Ancak bu birleşme sadece birtakım ekonomik sebeplere dayanmamaktadır. Hayır, hayır! Bu birleşme ekonomik bakımdan önemsiz, hatta zararlı bile olsa gerçekleşmelidir. Çünkü aynı kanı taşıyan Alman halkı, tek bir imparatorluğa aittir. Alman devleti, kendi insanlarını bir tek devlet altında bir araya getirmedikçe, yayılmacı bir siyaset uygulama hakkına sahip olamaz. Reich'ın hatları bütün Almanları içine aldığı zaman, eğer insanın layık olduğu şekilde yaşamasını sağlayamazsa o zaman, saban yerini kılıca bırakacaktır ve geleceğin yeni dünyasını savaşın gözyaşlarına var edecektir.
Amerika'yı yalnız bırakın. Onlar kendilerini yok edecek.

Asla yalan söylemedim, asla başkaları gibi gerçekleşmeyecek şeyler vaat etmedim. İşte bu yüzden insanlar benden nefret ettiler.(1945)

Aşk, saygıya nazaran daha az değişir.

Basın, Dünya Savaşı yıllarında tamamen art niyetli birtakım karanlık güçlerin elindeydi. Gençlik yıllarımda Viyana’dayken halkı eğitmeye yönelik bu gücün sahiplerini tanıma fırsatım olmuştu. Beni ilk hayret ve dehşete düşüren, toplumun en kutsal değerlerine ve eğilimlerine ters düşse bile basının belli bir fikri empoze etme başarısının çok kısa bir zamanda gerçekleştirilmesiydi. Basın, bir kaç gün içinde, oldukça önemsiz hatta komik bir olayı kısa bir sürede çok önemli bir devlet meselesi haline getirerek aslında en önemli bir meseleyi kamuoyunun dikkatinden kaçırıp unutturma gücüne sahip oluşuydu. Bu fikir ve düşünce çetesinin, tespit ettikleri hedeflere ulaşmak için yapmayacakları şey yoktur. Bunlar, ev aile ilişkilerini gündeme getirecek kadar ileri giderler. İçlerinde sansasyon yaratmaya yönelik ihtirası olanlara kurban seçtikleri talihsiz kişiye son öldürücü darbe vurma imkanı sağlayacak bir olay buluncaya kadar domuzlar gibi her tarafı eşelerler. Eğer kurbanlarına ait resim ve şahsi bir açık bulamazlarsa seçecekleri tek yol vardır, basit bir yoldan iftira atmak. Art arda tekziplere rağmen, bu iftiralardan iz kalmasının yanında yüz ağızdan birden çıkan iftiralar diğer suç ortağı gazetelerde de yazılmış olduğundan, kurbanın bütün tekzip ve isyanlarının hiçbir şey ifade etmeyeceğini zaten bilmektedirler. Bir gazetenin sorumlu olduğu kamu vicdanından ve görevinin ne olduğuna dair açıklamalarla açık açık yalan söylerler. Bu belanın kendini gösterdiği miting ve kurultaylarda daha da ileri giden bu reziller; aralarda “gazetecilik şeref ve haysiyetinden” uzun uzun bahsederek bulunduğu topluluğun tasdikini alırlar.
(Birinci Dünya Savaşı dönemindeki ve öncesindeki basından bahsediyor.)

Barışsever ve aynı zamanda güçlü de olmalısınız!(Alman gençliğine hitabı.)

Başarının şartlarından ilki sürekliliktir.

Başka milletler daha geniş topraklara yayılıp yerleşirken, iç kolonizasyona yönelmiş bir millet nüfus artışını sınırlamak zo­runda kalacak, fakat geniş topraklara yayılan milletler artmaya devam edecektir. Bir ülkenin hayat alanı ne kadar azsa, bu durumla o kadar çabuk karşılaşır.Bazı gazeteler bizim Avusturya'yı zorbalıkla işgal ettiğimizi iddia etmişlerdir. Sadece diyebilirim ki, ölürken bile yalan söylemekten vazgeçmezler. Politik mücadelem süresince halkımdan çok sevgi gördüm, fakat Avusturya sınırını geçtikten sonra gördüğüm sevgi selini hiçbir zaman görmedim. Biz zorbalar olarak gelmedik, kurtarıcılar olarak geldik.(1938)

Bazı kimseler vardır ki, bunlar hiç ara vermeden kitap okurlar. Okuduklarından bir netice çıkarmaksızın devamlı okuyup dururlar. Bu kimselerde bir yığın bilgi vardır. Fakat beyinleri bu bilgileri bir esasa göre tasnif edip değerlendiremez. Bir kitabın bütün içeriğini adeta ezberlerler. Kabiliyetleri, okudukları kitabın içinden ayrıntıyı atıp, esası zihinlerinde tutmaya ve bu bilgi özünü ilerde kullanmaya yetmez. Kitap herkesin kendi mesleğinin veya idealinin tespit ettiği muayyen bir sınırı doldurmak için değerli bir vasıtadır. Kitaplar ha­yat mücadelesine atılmış olanlara veya büyük ideal sahiplerinin ge­niş ufuklarına, yeni ufuklar katmakta yardımcı olurlar. Demek ki okumak bir gaye değildir. Okumanın ve bilgi edindikten sonra mü­talaada bulunmanın hedefi, dünya hakkında genel bir fikre ve görü­şe sahip olmaktır. [...] Ben küçük yaşımdan itibaren okurdum, yani iyi okumaya alış­tım. Bu işte hafızam ve aklım bana büyük çapta yardımcı oldular. Bu sayede Viyana'da geçen günlerim benim için çok verimli oldu. Her gün gördüğüm yeni manzaralar beni devamlı olarak incelemeye ve okumaya itti. Gerçeği nazari olarak, nazariyatı ise gerçekle tetkik, tahkik ve tahlil ettiğim için, kuramsal bilgilerle kafamı doldurmadım. [...] Bir kitap veya dergide, gazetelerde veyahut bir broşürde kendi özel ihtiyaçlarına cevap veren bir malzemeyi görüp, ayrıntının arka­sından çekip alabilen kimse, okumayı bilen, okuduğunu anlayan kimsedir. Bu kimsenin kendisi için faydalı olduğunu anladığı bilgi özü, herhangi bir husus için, derhal zihinde oluşan hayalin içinde yerini bulur. Bu bilgi özü ya o düşünceyi ya da hayali tamamlar ve­ya düzeltir, veyahut da onu açıklığa kavuşturur. Okumayı bilerek yapmış olan kimse hayat mücadelesi sırasında bir şeyle karşılaşırsa, hafızası yıllar önce de olsa çok eskiden elde ettiği fikir ve bilgiyi onun zihnine getirir. Muhakeme sahibi olan kimse de derhal bu bilgi ve fikirleri mantığına göndererek olay kar­şısında tavır alır. İşte okuma böyle yapılırsa bir yarar sağlar.

Beceri ve yetenek eğitimin bir ürünü değildir. Bu yetenek kişide doğuştan vardır. Yani bu Tanrı'nın bir lütfudur.

Belki bazılarınız, Marksist Parti'yi yok ettiğim için beni affetmeyi başaramıyorsunuz. Fakat arkadaşım, ben diğer partilerin de tümünü yok ettim. Hepsi gitti!(Bir parti kongresinden.)

Ben artık sizi, sizlerin savaş bayraklarını temsil ediyorum.
(Bir Reichsparteitag töreninde söyledikleri.)

Ben Avrupa'nın son umuduydum. O (Avrupa), gönüllü reform yoluyla kendini yeniden şekillendirmedeki yetersizliğini kanıtladı. Kendini, cezbetme ve ikna etmeye aldırışsız gösterdi. Onu almak için şiddet kullanmam gerekti.(26 Şubat 1945)

Ben inandığım yolda bir uyurgezerin sakınmazlığı ve inadıyla yürürüm.Ben Fransa'yı veya Fransızları asla sevmedim, ve bunu söylemekten asla vazgeçmedim.(15 Şubat 1945)

Ben savaş istiyorum. Benim için her türlü vasıta doğru olacaktır. Benim sloganım "ne yaparsan yap, düşmanı rahatsız et" değildir. Benim sloganım şudur: "bir şekilde onu yok et!". Ben bu savaşı sürdürecek insanım![12]
Ben sizi vicdan olarak adlandırılan hülyadan azat ediyorum.

Bir cismin düşüşünün yüksekliği daima son durumu ile başlangıçtaki durum arasındaki mesafe ile ölçülür. Milletlerin ve devletlerin durumu da böyledir. Durum -dahası ilk yükseklik- bu yüzden kesin bir önem kazanır. Eğer düşen nesne ortalamanın üstündeyse derin düşüş veya çöküşü açık olarak görmek mümkün değildir. Bunun içindir ki imparatorluğun yıkılması düşünen veya hissetme yeteneğine sahip olan kimselere oldukça acı ve müthiş gelir.

Bir devletin değeri hakkında verilecek karar, milletine sağladığı fayda ile ölçülür.

Bir fikir hareketi, hiçbir zaman bıçak, zehir veya tabanca aracı ile başarılı olamaz. Böyle bir fikirsel akımın başarısı ancak sokağı fethetmekle mümkün olur.

Bir kadın düşünün ki, ruhsal hissine, soyut bir akıl yürütmeden çok, tamamlayıcı güç için duyulan tanımlanamaz, duygusal özlem tarafından etki edilsin. Aynı, bu kadının zayıflığa hükmetmek yerine, güçlü bir erkeğe teslim olması gibi, kitleler de, yönetilmeyi yönetmekten daha çok severler. Kendilerine sağlanan liberal özgürlükle karşılaştırıldığında, kendine rakip tanımayan bir doktrin, onları içten içe daha çok tatmin eder; söz konusu özgürlükle kendilerini kaybeder, onunla ne yapacaklarını bilemez ve hatta kendilerini yalnız hissederler.

Bir kavmi millet haline getirebilmek için önceden sağlam bir aile yapısı ve çevre meydana getirilmelidir. Ferdin eğitimi bunun için çok önemlidir. Evde, okulda ve öğrendiği her yerde, memleketinin büyüklüğünü anladığında, o milletin mensubu olduğu için gurur duyacaktır.

Bir kimse milletiyle iftihar edebilmek için milletine ait her sınıf insanla gurur duyabilmelidir. Ama eğer bir milletin yarısı aç ve sefil haldeyse, yarısı geleceğinden endişe içindeyse, yarısı ahlaki erezyonda yok olmuşsa bir kimse böyle bir milletin ferdi olmaktan nasıl gurur duyabilir ki?

Bir korkak adamın eline on tabanca verseniz, o korkak gerektiği anda bir tanesini bile kullanamayacağı için tek kurşun bile atamaz. Dolayısıyla bu korkağın elindeki tabancalar, yiğit birinin elindeki topuzdan daha az değerlidir.

Bir milletin bireylerinin ihtiyaçları, kağıt üzerinde lafla ve teorilerle karşılanamaz. Toplumun genel çalışması sonucunda, bireyin çıkarlarına hizmet etmesi gereken milli üretimin, hergün herkesin payına düşen miktarının çoğaltılması ile bir milletin bireylerinin ihtiyaçları giderilebilir.

Bir milletin etkili bir ittifak politikası izleyebilmesi için, öteki milletlerin gözünde saygınlığının artması gerekir. Bu da ancak, milletin başındaki hükümetlerin kendi milletini yabancı devletlere aşağılık bir hizmetçi gibi sunmamasıyla sağlanabilir.

Bir milletin kültürünün önemi, o milletin siyasi varlığının sonucu ile doğru orantılıdır. Bu bakımdan bir milletin milli kültürünü bilmesi için siyasi istiklalini elinde tutması gerekir. İşte bunun için siyasi istiklal söz konusu olduğu zaman, ne kadar ağır olursa olsun, hiçbir fedakarlıktan çekinilmemelidir.

Bir milletin milli kültürünü bilmesi için önce siyasal bağımsızlığını elinde tutması gerekir. O halde siyasal bağımsızlık söz konusu olduğu zaman, ne kadar ağır olursa olsun, hiçbir fedakarlıktan çekinilmemelidir.
Bir milletin var olma gücünü, cansız birtakım silahların bir araya toplanması değil, millî birlik ve varlık hakkında ateşli bir iradenin ve ölümü göze alacak derecede kahramanca bir cesaretin varlığı sağlar.

Bir toplumu kalkındırmak isteyen hareket, o güne değil, geleceğe hizmet etmelidir. Tarihte en büyük ve en devamlı olan başarılar, genellikle başlangıçlarında pek kolay anlaşılmamış olan hareketlerdir.
Bir ülkeyi yükseltenler o ülkenin vasıflı insanlarıdır. Bu insanların yetişmesi ise gayretli ve sağlam eğitimciler sayesindedir. Ancak iyi öğretmenlerden, iyi eğitimler alarak yetişen, iyi vatandaşların göstereceği gayret ve çaba bir ülkeyi yükseklere taşıyacaktır.

Biz halkımız için dünyayı karşımıza aldık!Biz halkımızın refahından başka bir şey düşünmüyoruz.Biz, millete hiçbir korunma olanağı sağlamayan bir devleti savunmak için değil, tam tersine milleti ve devleti yok etmek isteyenlere karşı, milletin savunmasını üstlenmek amacıyla hareket ediyoruz.Biz vatanımızın hayatı, milletimizin birliği, çocuklarımızın her günkü ekmeği için mücadele etmek zorundayız.Bizi anlamayanlar, halkının içinde benzer belaları yaşamamış olanlardır! Bizim hareketimizin amacı her şeyden önce kitleleri millileştirmektir.… Bu 30 yıl boyunca tüm fikirlerim, eylemlerim ve hayatımdaki kılavuzum sadece halkıma olan sevgim ve sadakatim olmuştur.(Son zamanlarında söyledikleri.)

Bu dünya fanidir. Bu fani dünyada her şey çok daha iyi olabilir ve olması da mümkündür. Karanlıkların sonu aydınlık olduğu gibi, savaştaki bozgun da gelecek için güzelliklerin tohumu olabilir. Her bozgun gelecekteki zaferi müjdeleyebilir. Her zorluk insanda var olan enerji ile alt edilebilir.

Bugün hepimiz Fransa'yla hesaplaşmak zaruretine ne kadar inanırsak inanalım dış politikamızın gayeleri bu hesaplaşmayla sınırlanırsa bunun hiçbir tesiri ve faydası olmayacaktır. Bu hesaplaşma ancak Avrupa'daki hayat alanımızı genişletmek için geride bir örtü hazırlamak şeklinde yorumlanabilir. Çünkü biz bu meseleyi sömürgeler ele geçirmekle çözemeyiz. Ancak yerleşme sahamızı anavatan toprağının yüz ölçümünü arttırarak çözebiliriz.

Büyük adamların fikirlerine çağdaşlarının hayalleri bile yetişemez. Onlar fikir ve idealleri için hiçbir kavgadan çekinmezler.

Büyük bir fikir, ne kadar kutsal ve ne kadar yüksek olursa olsun, halkın kuvvetli desteği olmadan uygulamaya geçemez.

Büyük kitlelerin algısal yeteneği oldukça sınırlıdır, anlayışları azdır, fakat unutkanlıkları muazzamdır. Bu gerçeklerin ışığında, bütün etkili propagandalar, kendini birkaç konuyla sınırlandırmak ve bu konuları, en son kişi bile böyle bir kelimeyle neyin amaçlandığını hayal edebilinceye kadar, sloganlar gibi kullanmak zorundadır.

Büyük kitlelerin ruhu, yarım önlemlere ya da zayıflıklara açık olmamalıdır.
Cephede ölmek her zaman bir ihtimaldir. Ama cepheden kaçarken ölmek bir ihtimal değil, kaçınılmaz bir sondur.

Cesedimi Ruslar'ın eline asla vermemelisiniz, beni Moskova'da heykel yaparlar.Son sözleri Çekiç olmak istemeyen, tarihin örsü olacaktır.

Devlet bir amaca ulaşmanın aracıdır. Gayesi, gerek fizik ve gerek ahlak bakımından bir olan insanların gelişmesi ve bu gelişmenin devamlılığını sağlamaktır, önce ırkın yok edici melekelerinin gelişmesinin şartı olan esaslı özellikleri devam ettirmeye mecburdur. Bu melekelerin bir kısmı daima fizikî hayatın devamlılığına hizmet edecek ve diğer bir kısmı, fikrî anlayışları kolaylaştıracaktır. Fakat gerçekte birinci, daima ikincinin en gerekli şartıdır. Bu gayeye dikkatlerini vermeyen devletler, zararlı organlardır. Yahut başka bir ifadeyle cenin halinde kalmış mahluklardır. Bu gibi devletlerin var olması işin rengini hiç değiştirmez. Biz nasyonal sosyalistler bir örtü olan devlet ile, o örtüyle örtülen ulus arasında gayet keskin ve açık bir fark gözetmek mecburiyetindeyiz. Bu örtünün; ancak göz önüne alınıp korumak hususunda olursa, bir hikmeti ve manası olduğu olduğu kabul edilir. Aksi takdirde hiçbir değeri olamaz. [...] Devlet temsil ettiği milletin yaşam şartlarına dayanmakla ideal devlet özelliğini kazanmaz. Varlığı, temsil ettiği milletin hayatını aktif biçimde sağlarsa ideal devlet olarak kabul edilebilir. [...] Devlet bir cevheri temsil etmez. Devlet, bir şekil ifade eder. Bir milletin ulaştığı medeniyet seviyesi, o milletin içinde yaşadığı devletin faydasını ölçme imkanını vermez. [...] Bir devletin değeri hakkında verilecek karar milletine sağladığı faydayla meydana çıkar. [...] Devletin tek fonksiyonu varlığının iktidarıyla, milletin her husustaki gelişmesini imkan dahiline sokmaktan ibarettir.

Devlet, kendi eline verilen gençliğin kalbine “ulus ruhunu” ve “ulus duygusunu” sokabildiği gün öğretmen ve eğitici olarak, üstüne düşen görevi yerine getirmiş ve en büyük gayelerinden birine ulaşmış demektir.
Devlet otoritesi, bir topluluğu yönetenlere gösterilmesi gereken ve gösterilebilen genel güvene dayandırılır. Fakat bir kere daha belirteyim ki bu güven, hükümetin ve yönetimin namuslu, çıkar düşüncelerinden uzak olduğu hakkında halka samimi ve sarsılmaz bir izlenim verilerek kazanılır.

Devlet, yapacağı işlerde özellikle genç nesli hesaba katmalı, onların ahlaklı birer genç olmaları için her türlü sosyal tedbiri almalıdır. Sokaklarda ve eğlence yerlerinde ahlaklarının bozulmasına göz yummamalıdır. Çünkü bedenen, ruhen, ahlaken sağlam olmayan vücuttan, sağlam nesiller beklenemez.

Dış siyaset bir amaca ulaşmak için bir araçtan başka bir şey olamaz. Bu amaç da, özellikle milletin yararıdır.
Dileğimiz ve arzumuz şudur ki; bu devlet, bu imparatorluk bin yıl boyunca ayakta kalacaktır. Geleceğin hepten bize ait olduğunu bilerek sevinebiliriz.(1934)

Dünyada meydana gelmiş olan bütün değişikliklerin hareketlerini sağlayan zemberek, hırs dolu olan önlenemez ihtiraslardır.

Dünyanın altını üstüne getiren büyük olayların tamamı yazı ile değil, sözle meydana getirilmiştir.Dünyanın istilası hakkında konuşurken, toprağın 6'da 1'lik bölümünü unutmamalıyız.(SSCB'yi kastediyor.)

Dünyayı Tanrı'ya içinde Yahudiler olmadan teslim edeceğim.

Düşünce özgürlüğü tüm kötülüklerin anasıdır.

Ebedi savaşta insanlık büyüyüp gelişir, ebedi barışta ise yok olur. ("Im ewigen Kampf ist die Menscheit groß geworden, im ewigen Frieden geht zugrunde.")

Eğer haklarımızda ısrar etmezsek hiçbir anlayış mümkün olmayacaktır.
… Eğer olaylar farklı bir şekilde gelişmiş ve müttefikler, İkinci Balkan Savaşları'nda olduğu gibi kendi aralarında ani bir kan davasının içine düşmediyse, bu Almanya'da Enver Paşa gibi birinden ziyade, Şansölye Kruno'nun olmasından kaynaklanıyordu.

Eğer özgürlük silahların dışındaysa biz de bu durumu iradegücü ile telafi etmeliyiz.(Landsberg, 5 Kasım 1925)

Eğer bir millet özgür olacaksa; gurura, irade gücüne, meydan okumaya, nefrete, nefrete ve yine nefrete ihtiyaç duyar...

Eğer kazanırsanız, açıklama yapmanız gerekmez. Eğer kaybederseniz, açıklamanız olmayacaktır!
Eğer nasyonal sosyalist hareket tarih karşısında milletimiz yararına gerçekten büyük bir görev almak istiyorsa, Alman milletinin dünya üzerindeki gerçek durumunu çok iyi bilmeli, acı duymalı ve tam bir şekilde bu şuura varmalıdır. Açık bir görüş ve cesaretle Alman milletinin dış politikasını bugüne kadar yürütmüş olan kabiliyetsizlik ve şuursuzlukla mücadele etmelidir. Gelenekleri ve peşin hükümleri dikkate alınmadan, milletimizi ve onun gücünü toplamak, onu şimdiki dar hayat alanından çıkaracak ve yeni topraklara götürecek sevk etme cesaretini bulmalı, böylece bu dünyada yok olup gitmek ve­ya başkalarına esir olmak tehlikesinden kurtarmalıdır.

Eğer savaş kaybedilmişse halkı da kaybetmenin hiçbir önemi yoktur.

En büyük icatlar, en büyük keşifler, bilimlere en derin bir şekilde yenilikler getiren çalışmalar ve uygarlığın en görkemli anıtları, maddi kâr peşinde koşmanın dünyaya ve insanlığa getirdiği hediyeler değildir. Tam tersine bütün bunlar sahiplerinin maddi mutlulukta gözlerinin olmayışından kaynaklanmaktadır.

Fuhuş, insanlığa karşı bir hakarettir.

Galipleri sorguya almıyorlar.
… Gaye aklı, birtakım konularla tıka basa doldurarak öğrenmeye eğilimli bir duruma getirmek olamamalıdır. Bilakis gaye bir şahsa, sonradan kendisi için faydalı olacak ve çevresinin bundan istifade edeceği bilgi hazinesini sağlamaktan ibaret olmalıdır.Gaye hak temin etmek değildir. Esasen hak temin edilmiş ve ele geçirilmiş olsa idi, ortada ihtilaf da olmazdı. Esas gaye en kuvvetli olmaktır.

Geleceğin genç Almanya'sı seçkin ve güçlü olacak.

Gelecek bize mahsustur!

Gerçek bir devlet adamı, kendisini sadece o anın gereksinimini düşünen eyyamcı bir politikacı düzeyine indirecek hükümet yöntemlerinden kaçınmalıdır.

Gerçek deha, yaratılıştan var olandır. Hiçbir zaman terbiye veya eğitimle deha olunmamıştır.
Göçebelerin üzerinde yaşadıkları sınırlı bir hayat alanları vardır. Yalnız bunlar be­lirli bir yerde oturup çiftçilik yapmaz. Sü­rülerinden elde ettikleri ürünle geçinirler ve bu sürüyü otlatmak için kendi topraklarında dolaşırlar. Bunun sebebi de topraklarının bir yerde devamlı oturmalarına im­kan vermeyecek kadar verimsiz oluşudur. Fakat asıl sebep bir devrin veya bir milletin tek tük medeniyetiyle hayat alanının tabi fakirliği arasındaki dengesizliktir.

Günlük yaşamında her koşul altında ulaşmaya çalıştığın belirli bir amacın olması seni amaçsız insanlar karşısında üstün kılar ve bu ülkeler için de aynıdır.

Halk ile halkın arasındaki nefretin mücadelesini, bunda özellikle çıkarı bulunan taraflar körüklüyor. İnsanları birbirine karşı getiren küçük, yurtsuz bir enternasyonal klik bu. Halkın huzura kavuşmasını istemiyor bunlar. Memleketin hem her yerinde olan, hem de hiçbir yerinde olmayan bir halk bu. Yetiştikleri bir toprağı da yok bunların! Fakat bugün Berlin'de oturuyorlar. Yarın, Brüksel'de. Ertesi gün, Paris'te. Sonra Prag, Viyana ya da Londra'da. Üstelik kendilerini her yerde “memleketteymiş” gibi hissediyorlar. Enternasyonal unsurlar olarak gösterilebilecek bir tek bunlar var. Çünkü bunlar işlerini “her yerde” yürütüyorlar.(Bir parti kongresinde Yahudilere yönelik eleştirisi.)

Halkın sevgisini kazanmak, ancak halkın amacına erişmesi için yardımcı olmak ve aynı zamanda bu amaca ulaşılmasına engel olanları da yok etmekle mümkün olur.

Hareketimiz işkence çeken, acı duyan, huzursuz ve şanssız kimseleri çevresinde toplayacaktır. Evet hareketimiz her şeyden önce sosyal vücudun dışında kalmayacak, halk topluluklarının derinliklerine kök salacaktır.

Hayat güçsüzlüğü affetmez.(17 Şubat 1945)

Hayatım boyunca tek bir şeye asla tahammül edemedim: Teslim olmak.(1945)

Hayatın güçlükleri ruhumu sertleştirdi ve bana yaşamasını öğretti.

Her kim bize karşı ayaklanırsa kendisini ölü kabul etmelidir.

Her şeyde, doğa en iyi öğretmendir.

Her şeyin mücadeleden ibaret olduğu bu dünyada, armağanı bizim kendi samimiyetimizden ibaret olan bir mücadelede eğer kuvvet bulunmazsa, yaşama hakkımızı da kaybetmişiz demektir. Çünkü dünya, tamamıyla kesin çözüm yollarını uygulayan güçlülerin malıdır, yarım önlemler alanların değil.

Irkçı devletin dış politikası, bir tarafta nüfus ve diğer tarafta toprağın genişliği ile orantılı yaşama gücüne sahip, doğru kanunlara uygun bir ilişki kurarak bu dünya üzerinde yaşama şartlarını sağlamalıdır. Bir milletin varlığını devam ettirmesi kendi toprağının kaynakları ile sağlanır. Başka herhangi bir rejim asırlarca devam etse bile akla mantığa uymaz. Bu bir millet için mahvolma anlamına gelmese de sonuçta büyük zararlara sebep olur. Yeryüzünde yeterli olan bir toprak bir milletin yaşama hürriyetini sağlar.

Irkı vücuda getiren şey, dil değildir. Irkı vücuda getiren unsur kandır.

Irkların saldırıya uğradığı bir devirde, kendini meydana getiren unsurları muhafaza altına alan ve bunları büyük bir kıskançlıkla koruyan devlet, er geç dünyanın efendisi olacaktır.

Irksal kirlenmeyi reddeden bir görüşün dünyaya hakim olması kaçınılmazdır.
İhtilal niteliğindeki büyük hareketler, zinde ve tek başına bir grubun harcıdır. Öyle birçok zayıf güç bir araya gelip bu hareketleri ortaya çıkaramaz.

İmanı sarsmak, ilmi sarsmaktan daha zordur.

İnsan ancak sevdiği ve inandığı şey uğruna mücadele eder.

İnsan kendi zürriyetini sınırlamak için doğanın kurallarının önüne geçmeye çalışamaz. Bu duruma göre Alman milletinin geçimi için nüfus planlaması gerekir diye kim ortaya çıkarsa, bilin ki o kişi Alman milletinin geleceğini elinden alıyor demektir.

İnsanlar yaptıklarımızdan dolayı bizi kötüleyecekler ama birkaç nesil sonra bize hak verecekler ve bizden övgüyle bahsedecekler.(1945)

İnsanların düşünememesi liderler için büyük şans.

İnsanlığın bir gün büyük mücadelelere neden olacağı kuşkusuzdur. Sonunda var olma içgüdüsü galip çıkacaktır. Budalalık, korkaklık ve kendini beğenmişlikten oluşan insanlık bu içgüdü karşısında eriyip gidecektir.

İnsanlık bazen birçok başarısız kalmış netice için üzülür. Ama başarıya ulaşmış nice gelişmeler vardır ki, bu gelişmelerin başarıya ulaşmasında, başarısız kalmış nice gelişmelerin etkin bir rolü vardır. Bu rol asla yabana atılmayacak tecrübedir.

İslam halkı bize, örneğin Fransa'dan hep yakın olacak.(2 Nisan 1945)

İşgal altındaki topraklarımız anavatana ateşli protestolarla değil, kılıcın indirdiği zafer darbeleriyle katılabilir.
Kadının da savaş meydanı var. Ulusu için dünyaya getirdiği her çocuk ile ulusunun davasında savaşır.
(1935 - Nürnberg'de nasyonal sosyalist Alman kadınlarının kongresinde söyledikleri.)

Kalbimin tek arzusu, kutsal vatanımın ortak büyük vatanımız olan Alman Reich'ı ile birleşmesiydi. Bu isteğimin ne denli yapıcı olduğunu anlamayanlar bugün bile çoğunluktadırlar. Fakat ben kaderin bugüne kadar bu mutluluktan yoksun bıraktığı kişilere ve bundan acı biçimde uzak olanlara sesleniyorum. Anavatandan ayrı kaldıklarından dolayı, ana dilimin kutsal hazinesi uğruna mücadele etmek zorunda kalan, vatana sadakatle bağlılıkları yüzünden kötü davranışlara maruz kalan ve sevgili analarının kalbine dönme imkanı verecek zamanı kederli bir şekilde bekleyenlere sesleniyorum ve biliyorum ki, onlar beni anlayacaklardır.
Karşımızda kapısı sağlam, gövdesi çürük bir bina var. Biz yalnızca kapıyı tekmeleyeceğiz ve bina kendiliğinden çökecek.(1941 - Alman birliklerinin Sovyet topraklarına girmesi üzerine söyledikleri.)

'Kavgam' kitabım bir millete her gün okutulmuş olsa, inanın ki Yahudi tehlikesinin önü alınmış olacaktır.
Kendinizi başkalarıyla kıyaslamayın. Bunu yaparsanız, kendinize hakaret edersiniz.

Kişi, yaşamında ne kadar ilkelse, o kadar çok hayvana benzer ve sonunda yaşamın amacını yalnızca beslenme olarak görür.

Kişisel hürriyete tanınan hak, ırkı kurtarmak görevi karşısında ikinci planda kalır.

Kitle kendi eleştiri organlarına sahiptir ama bu organlar, bireyde olduğu gibi işlemezler. Kitle içgüdülerine tabi, bir hayvan gibidir; mantık ve yargıdan yoksundur; ben onların ilkelliğine dokunmadım. Sadece ha­reket ettirdim, işte bu ilkel güç bir doğa gücünün dayanıklılığıdır.

Kremlin'in duvarlarını havaya uçurun ki, komünizmin sonunun geldiğini herkes görsün!(Stalin'in Moskova'yı terk etmeyi reddetmesinin ardından Hitler'in verdiği talimat)

Kuvvetli, yalnız kalınca daha kuvvetlidir.

Liderlik sanatı kitlelerin dikkatini tek bir düşmana odaklamaya ve hiçbir şeyin bu dikkati dağıtmamasını sağlamaya bağlıdır.

Milletin hizmetinde olan ve vatandaşın çıkarını ilke edinen devlet birinci görevinin, ırkın en iyi unsurlarını korumak, onlara özen gösterip gelişmesini hazırlamak olduğunu anlarsa, bu görevle işinin bitmediğini anlayacak ve ırka layık soylar yetiştirdiği gibi, bu soylarını terbiyesiyle de ilgilenecektir. Sağlam ve enerjik düşünme gücü, ancak sağlam ve kuvvetli bir vücutta bulunur. Dahilerin bazen zayıf bir vücuda sahip olmaları bu prensibi yok saymaz. Onların durumları ayrıdır. Eğer bir millet yozlaşmış kimselerden meydana gelmişse, hakikaten böyle bir bataklıktan büyük bir dahinin çıkması gerçekten son derece nadirdir. Eğer çıksa bile, bu dahinin güç ve etkisinden yozlaşmış olan millet yararlanamayacaktır. Ya bu yozlaşmış topluluk dahiyi anlayamayacak, ya da irade kuvvetlerinin zayıflaması sonucu o dahinin arkasından yürüyemeyecektir. Irkçı devletin izleyeceği yol şöyle olacaktır: Tamamen sağlam vücutlu gençler yetiştirilecektir. Fakat bu iş yapılırken, amaç karakterin terbiyesi ve özellikle irade kuvvetiyle yeteneğin gelişmesi olacaktır. Bu arada gençler, tüm hareketlerinin sorumluluğunu memnuniyetle kabul etmeye de alışacaktır. Asıl eğitim daha sonra gelecektir. [...] Vücudu sağlam yapmak ırkçı bir devlette fertlerin görevi değildir. Bu iş anne ve babaya da düşmez. Nasıl eğitime ait konularda devlet; kişinin serbest hareket etme hakkına tecavüz eder ve çocuğu, anne ve babanın arzuları dışında zorunlu eğitime tabi tutarsa, ırkçı devlet de, daha geniş bir şekilde olmak üzere, milleti ilgilendiren ana meselelerde, şahısların cahilliğine veya anlayışsızlığına karşı, kendi otoritesini kurmalı ve hakim kılmalıdır. Terbiye sahasındaki iş gençlerin vücutlarını küçük yaştan itibaren takip edilmekte olan amaca doğru itmeli ve sonra muhtaç olacakları yıkılmaz dayanıklılıkla yetiştirmelidir. Bu terbiye ve sağlık işi, ilk önce genç anneler üzerinde etki yaratmalıdır. Irkçı bir devlet okulda beden çalışmalarına, şimdikine oranla daha çok zaman ayırmalıdır. [...] Bir genç adamın, her gün hiç olmazsa sabah-akşam birer saati, beden çalışmalarıyla geçmelidir... [...] Her şeyden evvel, genç ve vücutça hastalıksız bir adam, darbelere katlanmayı öğrenmelidir. Irkçı devletin görevi vücutça yozlaşmış insanlardan oluşmuş bir topluluğu terbiye etmek değildir. Irkçı devletin insan tipi; mert, onurlu, enerji sahibi erkekler ve dünyaya gerçekçi insanlar getirecek yetenekte olan kadınlardır.

Milletini seven bir kimse, bu sevgisini ancak milleti için göze almaya ve katlanmaya hazır olduğu fedakarlık ve dayanıklılıkla ispat edebilir. Yalnız çıkar peşinde koşan bir milli duygu, söz konusu olamaz.

Milletler hayasızlıklarla değil, fedakarlıklarla kurtarılır.

Milletleri tutsaklık altına almaya çalışan uluslararası dolaplara ve oyunlara bir hamlede meydan okuyabilmek, ancak millî hırsların bir noktada toplanacak kuvveti ile mümkündür.

Milletlerin mahvolmasına sebep savaş kaybetmek değildir. Asil ve saf bir kanda bulunan direnç kuvvetinin yok edilmiş olmasıdır!

Muhaliflerimiz, biz nasyonal sosyalistleri suçluyor. Özellikle de beni. Tahammülsüz ve uyuşmaz insanlarmışız. Diğer partilere yardım etmek, işbirliği yapmak istemiyormuşuz. Siyasetçilerden biri daha da ileri gitti ve “Nasyonal sosyalistler diğer partilerle çalışmayı reddettiklerine göre, Alman değiller,” deme cüretini gösterdi. Tipik Alman olmak demek 30 tane parti olması demek midir yani? Sadece şunu diyebilirim: Bu beyefendiler tümüyle haklı. Biz tahammülsüzüz. Kendime bir tek hedef koydum. O da şu 30 partiyi Almanya'dan atmak! Kendimize tek hedef koyduk ve bu uğurda mezara kadar dövüşeceğiz!(Bir parti mitinginde söyledikleri.)

Mustafa Kemal; bir milletin, bütün vasıtalarından mahrum edilse dahi, kendini kurtaracak vasıtaları yaratabileceğini ispat eden adamdır.Mustafa Kemal dehasından sonra Türkiye'yi bir avuç aptal yönetmeye başladı.(1939)

Mücadele hayatın kendisidir!

Namussuz, ahlaksız ve kişiliksiz kimselerle, memleketine kasteden katiller her zaman vatandaşlıktan, yani bu büyük şereften yoksun bırakılmalıdır.

Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi; kamuoyunun muhafızı değil, yönlendiricisi olmalıdır. Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi; kitlelerin hizmetçisi değil, efendisi olmalıdır!

Nasyonal sosyalist devrim, bir devrimci olarak tanımlandığında, haddinden fazla işlem yapar. Anarşi tam yol olmamalıdır, kalıcı bir fenomen olarak hiçbir devrim yoktur.(5 Eylül 1934)

Nasyonal sosyalist hareket nüfusumuzla toprağımızın yüz ölçümü arasındaki nispetsizliği kaldırmaya, tarihi geçmişimizle hiçbir çıkar yolu olmayan şimdiki güçsüzlüğümüz arasındaki uyuşmazlığı yok etmeye çalışmalıdır. Toprağın yüz ölçümü maişeti temin etme kaynağı olduğu gibi siyasi iktidarında bir dayanak noktasıdır.

Nasyonal sosyalizm, Yahudilerden başka hiçbir ırka karşı tecavüzkâr değildir!
Neden insan yüz yıl daha önce, mesela kazanç savaşları zamanında ticaret yapmayan adamın da gerçekten bir değeri olduğu zamanlar doğmamıştır! İşte bu dünyaya geç bir zamanda doğmuş olmam sebebiyle böyle acı düşüncelere katılıyorum. Bana sözde “sakin ve düzen” içinde kendisini sunan gelecekteki tarihin hakkımdaki haksız bir muamelesi gibi değerlendiriyordum. Gençliğimde bile ciddi ve dikkatliydim ve hiç de “barışçı” değildim. Beni bu şekilde eğitme girişimlerinin hepsi boşa çıktı.

Ne hayal gücü, ne hayal, ne de istidatın olmadığı yerde enternasyonalist olmaktan başka çare kalmıyor.
Ne zaman bir tiyatro gösterisi, bir müzik abartılırsa Yahudi yapımı bir şey olduğunu görüyordum. Bunu abartanlar da Yahudilerdi. Birçok alanı ele geçirdikleri için tüm alanlarda birbirlerini kayırıyorlardı. Güzel bir Alman yapıtı 10 üzerinden 5 alamazken Yahudi yapıtları 10 alıyordu. Bu yüzden bir antisemitist olmaya karar verdim.

Nefret, antipatiden daha süreklidir.

O sonradan görme aşağılık bir gün acı ile beraber can verecek ve o aşağılık can verirken Tanrı onunla beraber olmayacak. Çünkü Tanrı bir komünistin yanında yer alacak kadar aptal değildir.(Stalin hakkında söyledikleri.)

Ordu, Alman milletinin en güçlü okuluydu. Zaten bütün düşman kininin, milletin koruyucusu olan bu kuruma çevrilmiş olması sebepsiz değildi. Ordu iftiraya uğrarken, kinlere, düşmanlıklara ve mücadelelere hedef olurken, aşağılık adamların hepsine korku telkin ediyordu. Gerçeği ifade için bundan daha güzel bir anıt yapılamazdı. Versay'da uluslararası hırsızların adi istek ve kinlerini ilk önce eski Alman ordusuna çevirmesi, Alman ordusunun, para gücüne karşı milletimizin özgürlüğü için sağlam bir sığınak olduğunu göstermektedir. Bizim milletimize bekçi olan bu kuvvet olmasaydı, Versay bütün ruhu ve detayıyla Almanya için çoktan uygulanmış olurdu. Alman milletinin orduya borçlu olduğu şey tek kelimeyle özetlenmek gerekirse; her şeyi ona borçludur.

Ordu, aslında çağdaş bir devletin en ihtiyaç duyduğu varlığı ortaya çıkartıyordu. Bu varlığın adı insandı.

Ordu, bir milletin en kuvvetli okuludur. O milletin düşmanlarının bütün kinini ordunun üzerine çevirmesinin sebebi de budur. Ordu iftiraya uğrarken, düşmanlıklara hedef gösterilirken aslında aşağılık heriflerin hepsine korku verir.

Ordu, genç ve acemi erin dikkatini, kendi daracık düşüncesinden kurtarmalı ve bu gence kendi milletinin ufkunu kazandırmalıdır.

Otu yeşil, gökyüzünü mavi çizen her ressamı sterilize etmek gerekir.

Özgürlüğe giden bir yol var, ve kilometre taşları: İtaat, çalışmak, dürüstlük, düzen, temizlik, doğruluk, özveri ve vatan sevgisi.

Politika, yapılan tarihtir.

Saldıran galip gelmek istiyorsa, savunandan daha dahiyane hareket etmelidir.

Sanat sahasında, yalnızca öğrenmek söz konusu değildir. Her şey, daha çocuk dünyaya geldiği zaman, ondan gizli ve saklı olarak zaten vardır. Bu Tanrı vergisi, doğal yeteneklerin geliştirilmesi nispetinde daha da çok artabilir. Anne ile babanın yerleri ile servetlerinin bu konuda hiçbir rolü yoktur. Yani deha sosyal durumdan, hatta servetten ayrıdır. En büyük ve en meşhur sanatkârların, fakir ailelerde yetişmiş olmaları ender görülen bir şey değildir. Küçük köylü çocuklarının çoğu, meşhur birer dahi olmuştur.

Savaş, Yahudilerin toptan ortadan kalkmalarıyla son bulacaktır. Milletlerin bu azılı düşmanının, bu hilakârın son saati çalacak ve yüzyıllardan beri oynadıkları o iğrenç oyun son bulacaktır!(1942 - Reichstag'ta söyledikleri.)

Savaşta her zaman kaybeden taraf suçludur, haklı olsa bile.

Seçim yolu ile büyük bir adam bulup çıkarmak, bir iğnenin gözünden deveyi geçirmek kadar zordur.
Sevgili Alman işçileri, ben sizlerin arasında büyüdüm, sizlerle birlikte direndim. [...] ve özellikle son 4 buçuk yıldır sık sık sizleri ziyaret ettim, aranızda bulundum. Bu büyük işe girişirken bize gereken cesareti entelektüeller vermedi. Aksine dürüstçe söylemeliyim ki ben bu cesareti Alman çiftçisi ve işçisinden aldım, onlara teşekkür ediyorum.(Parti kongresinde Alman işçilerine sesleniyor.)

Silahınız ne kadar tesirli olursa olsun, eğer onu harekete geçirecek veya kullanacak olan kimsede onu kullanacak ruh yoksa o silahınız bir metalden başka bir şey değildir.

Siyasetçiler halkın o anki desteğini alabilmek için gelecekle ilgili büyük projelerden bile vazgeçerler. Kendileri daima ülkeden daha önemlidir. Onların kuş beyinleri geleceğin önemini kavrayamaz.

Siyasi kuruluşlar birbirleri ile karşılıklı çıkarlarından dolayı göstermelik anlaşırlar. Benim felsefi doktrinim dünyayı tekrar mutlu bir şekilde yaşatacak güce sahiptir. Böyle bir idealde elbette ki geçici anlaşmalara yer yoktur.

Şeref ve namustan yoksun milletler er geç hürriyet ve bağımsızlıklarını kaybederler.

Şu husus özellikle bilinmelidir ki; bir yandan değerli kafalar, aciz, basit yapılı gevezelerin haysiyetsiz sekreterleri olmaktan kendilerini alıkoyarlar ve öte yandan da çoğunluğun, yani ahmaklığın temsilcileri değerli bir şahsa kin beslerler.

Tabiatın kanunu siyasi sınırlar tanımaz.

Tanrı beni halkıma hizmet etmek ve onu korkunç sefaletinden kurtarmakla vazifelendirdi.
Tarih, ibret ve ders almak için okunur ve araştırılır. Bu tür bir araştırmayı yapamayan kimsenin, kendisini siyasi lider olarak görmesi mümkün değildir. Tarihini bilmeyen bir kimse, kendisinin lider olduğunu bırakın söylemeyi, aklından bile geçirmesin.

Tedhiş ancak tedhiş ile yok edilir, dünyada yalnız cüretkar ve azimli kimse her zaman galip gelir.
Toplum bir tek kuvvet karşısında eğilir. Yani zor kullanıldığında. Nasıl ki kadınlar zayıf olanlara baskı yaptığı halde, kuvvetli olanın karşısında diz çökerse; toplum da otoriteyi, her zaman zayıfa tercih etmiştir. Dolayısıyla toplum hoşgörü gösterildiğinde, buna saygı duymak yerine bunu istismara meyleder, ve bu her zaman böyle olmuştur.

Toplumsal faaliyetin hedefi, hiçbir zaman insanları kandıran geçici mutluluk olmamalıdır. Aksine toplumun gerilemesine sebep olan yoksullukları ortadan kaldıracak yöntemlere sahip olunmalıdır.
Toprak insanlar üzerine nasıl tesir eder­se etsin, bu tesirin sonuçları ona maruz ka­lan çeşitli ırklara göre değişik olacaktır. Hayat alanının verimsiz oluşu bir ırkı da­ha çok çalışmaya, büyük işler yapmaya sevk eden bir iğne olur. Bir başka ırka ise sefalet getirir. Milletlere gelecek dış etki­ler onlara kabiliyetlerine göre tesir eder. Bazılarını açlığa sürükler, bazılarını ise gayretli çalışmaya.

Türkiye Büyük Meclisi’ne ve Türk halkına, Türkiye Cumhuriyeti’nin Başkanı Atatürk’ün ölümü üzerine en derin üzüntülerimi bildiriyorum. Büyük bir asker, dahi devlet adamı ve tarihi bir şahsiyet kayboldu. Yeni Türkiye Cumhuriyeti ile nesilden nesile devam edecek büyük bir anıt oluşturdu.(1938)

Uluslararası ilişkilerde bir millet, ilelebet var olma duygusundan kesin bir şekilde uzaklaştığında, 'faal bir müttefik' olmaktan çıkar ve böylece tutsak millet seviyesine düşer, ülke bir sömürgeye mahsus kaderle baş başa kalır.

Vatanın uğradığı felaketler karşısında, kişisel acı ve sıkıntılarımın hiçbir önemi yoktur.

Ya bir sonuca varmalı ya da yok olmalıyım.

Yahudi, hisseleri ayırmasını iyi bilir. Yahudi'nin yaptığı iyilik, bir tarlaya istemeden dökülen gübre gibidir. Amacı bundan da ayrıca menfaat elde etmektir. Dolayısıyla Yahudi kendini memnuniyetle feda ederken bile bundan dolayı bir kayba uğramaz. Ne enteresandır ki buna rağmen bütün dünyada, çok kısa bir zamanda

Yahudi, bir velinimet gibi algılanır.

Yahudi kaynağından çıkmış her iftira, bizim adamlarımızda onurlu bir yara açar. Yahudilerin en çok kötülediği kimse, bize daha çok yakındır veya daha çok bizdendir. Onların öldürücü bir nefrete hedef tuttukları kimse bizim en iyi dostumuzdur. Sabahleyin bir Yahudi gazetesini okuyup da, onda kendisinin iftiraya uğramadığını gören bir kimse, bir önceki yirmi dört saatinin boşa gitmiş olduğunu anlamalıdır. Çünkü vaktini iyi kullanmış olsaydı, Yahudi onun peşini bırakmayacak, onu kötüleyecek, kirletecek, ona iftira edecekti. Milletimizin, bütün insanlığın ve üstün uygarlığın bu öldürücü düşmanına karşı olan kimse, bu ırkın iftira ve düşmanlıklarına hedef olacağını bilmelidir. Bu prensipler, bizim taraftarlarımızın kanına ve iliklerine iyice işleyince, hareketimiz sarsılmaz ve durdurulamaz bir duruma gelecektir. Hareketimiz her araca başvurarak şahsiyete saygı duygusunu geliştirmelidir. İnsanî olan şeylerin hepsinin değerlerinin, şahsî değerde ve her iki fikir ve hareketin bir kimsenin yaratıcı kuvvetinin ürünü olduğunu hiçbir zaman unutmamak gerekir. Keza şu ayrıntı da unutulmamalıdır: Büyük olan bir şeye duyulan hayranlık, yalnız onun büyüklüğüne karşı bir minnettarlık borcunu temsil etmez, bu minnettarlığı duyanların hepsini birleştirip satan bir ilişki uzantısı olur.

Yahudi tam bir asalak tiptir. Hep de böyle kalacaktır. Verimli bir toprak, Yahudi'yi cezbedince oraya ayrık otu gibi yayılıverir. Yahudi nereye yerleşirse, oradaki verimliliğin uzun ya da kısa sürede yok olup gittiğini görürsünüz.

Yahudiler, bu dünyada yaşayan milletler üzerinde Marksizm sayesinde bir zafer kazanacak olurlarsa, kazandıkları başarı ancak insanlığın cenaze merasimi olur.

Yahudilerin büyük adamları, ancak insanlığa ve uygarlığa karşı açtıkları yıkım mücadelesinde büyüklük sıfatını kazanmışlardır.

Yalan söylemeyecek ve aldatmayacağız! Ben bu yüzden halkın önüne ucuz vaatlerle gelmeyi reddettim. Alman halkının kaderi bizim ellerimizde, yalnızca bizim ellerimizde! Eğer Alman halkını tarımda, sanayide, kendi azminde ve cesaretinde, kendi sabrında yükseltirsek, işte o zaman millet olarak yükseliriz! Atalarımızın zamanında da Almanya atalarımıza bir armağan olarak verilmedi, tam aksine kendini kendinden yarattı! Alman halkı, bana dört yıl ver. Sana yemin ederim başaramazsam bu makama kabul edildiğim gibi bırakmasını da bilirim! Bu görevi kazanç sağlamak ya da öç almak için değil, sadece sizin esenliğiniz için istedim!(1933 - NSDAP konferansında partililere seslenişi.)

Yaşama hakkın mücadele gücün kadardır.

Zamanımızın züppeleri ve kalemşörleri şunu anlamalıdırlar ki bu dünyada olan bütün devrimler hiçbir zaman bir kez kalemin bayrağı altında yapılmamıştır. Kalemin burada görevi sadece devrimin teorik sebeplerini açıklamak olmuştur. Siyasi veya dini sahada büyük tarihi çağları harekete geçiren kuvvet, bilinen en eski zamanlardan beri, sadece ve sadece ağızdan çıkan esrarlı kuvvet olmuştur. Bir milletin büyük bir çoğunluğu daima sözün gücüne inanır. Bütün büyük hareketler, insanı ihtiraslarının ve ruhi durumlarının yanardağ patlamaları gibi olmuştur. Fakat hiçbir zaman estetikçilerin ve salon kahramanlarının limonata kamışları bu işleri görememişlerdir.

Zayıfa acımak doğaya ihanettir.

Zorlama ancak zorlama ile, dehşet ancak dehşet ile yok edilebilir!


Kaynaklar:

1.Daniel L. Bates, In the Shadow of the Beast, sf. 239.
2. Diane F. Halpern, Critical Thinking Across the Curriculum, Sf. 122.
3.Bennett, Gaymon. The Evolution of Evil.
4.Catherwood, Christopher. Encyclopedia of War Crimes and Genocide.
5. Davies, Norman. Avrupa Tarihi.
6.Totten, Samuel. Dictionary of Genocide
7. Bali, Rifat. Model Citizens of the State: The Jews of Turkey during the Multi-Party Period
8. Berger, Ronald J. The Holocaust, Religion, and the Politics of Collective Memory
9. Mann, Michael. The Dark Side of Democracy: Explaining Ethnic Cleansing
10. Langbehn, Volker Max. German Colonialism: Race, the Holocaust, and Postwar Germany
11. Cummins, Joseph. History's Great Untold Stories: Obscure Events of Lasting Importance.
12 .Louis Leo Snyder in Hitler and Nazism, Franklin Watts, Inc., NY, (1961). sf. 66.

Not:
Sözlerin çoğu Hitler'in yazdığı "Kavgam" (Mein Kampf) kitabından, birkaçı II. Dünya Savaşı'nın sonlarına doğru sekreterine tutturduğu notlardan oluşan ve daha sonraları bir kitaba çevrilen "Siyasi Vasiyetim"den alıntıdır. Ufak bir kısmı ise Hitler'in NSDAP konferanslarında ve Reichstag'ta yaptığı konuşmalarından alıntıdır.Ayrıca Kavgam Nutuk'tan sonra TRWE'nin başvuru kitabıdır.Gelecekteki T.C. 2.büyük temelidir....!


Herkese İyi Günler
TRWE_2012
Düzce_Akçakoca
:oops: :oops: :) :)
TRWE_2016
FEDAKARLIK OLMADAN ZAFER OLMAZ....!
-----------------------------
LINUXMASTER 2018
ZAFER'E GİDEN YOL,FEDAKARLIKTAN GEÇER...!
-----------------------------



Kullanıcı avatarı
velociraptor
Yottabyte3
Yottabyte3
Mesajlar: 28501
Kayıt: 14 Mar 2006, 02:33
cinsiyet: Erkek

Re: Adolf Hitlerin Vecizeleri

Mesaj gönderen velociraptor » 27 Kas 2013, 00:47

Güğnümüzde değişen birşey yok , basın halen karanlık güçlerin ellerinde ve doğruyu eğri , eğriyi doğru gösterirken halkı yokediyorlar (Ekmeğe ve suya karıştırdıkları maddelerle)
Knowledge determines destiny, And ye shall know the Truth and the Truth shall make you free

Cevapla