Estetik, Betimleme, Din ve Freud Hakkında

Diğer bölümler ile alakasız konular buraya
Cevapla
Kullanıcı avatarı
trwe
Terabyte2
Terabyte2
Mesajlar: 4443
Kayıt: 25 Eyl 2013, 13:38
cinsiyet: Erkek
Konum: Düzce/Akçakoca

Estetik, Betimleme, Din ve Freud Hakkında

Mesaj gönderen trwe » 20 Kas 2013, 02:55

1. Konumuz (estetik) çok geniş bir alandır ve gördüğüm kadarıyla tamamen yanlış anlaşılmaktadır. Görüldüğü gibi 'güzel' kelimesinin kullanımı, başka kelimelere göre daha yanlış anlamaya yol açıyor. Eğer kullanıldığı cümlenin dilsel yapısına bakılacak olursa 'güzel' (aynı zamanda iyi) bir sıfattır, bundan dolayı 'bunun belli bir niteliği var, güzel olmanın niteliği' deme eğilimi var.

2. Felsefenin bir alanından diğerine geçiyoruz, bir kelime grubundan diğer kelime grubuna.

3. Kelime öbeklerinin, yani kelime çeşitlerinin alınması bir felsefe kitabını tasnif etmenin en akıllıca yolu olabilirdi. Ancak bunu yaparken kelime öbeklerini alışılagelmiş gramerin yaptığından daha fazla birbirinden ayırt etmek gerekir. 'Görmek', 'hissetmek' vs. gibi kişisel deneyimleri anlatan fiiller hakkında saatlerce konuşulabilir. Bütün bu kelimelerin beraberinde getirdiği karmaşanın ya da karmaşaların belli bir tarzı vardır*. Daha sonra sayı sıfatları bölümüne geçtiğimizde yeni bir tür karmaşayla karşılaşırız; ardından 'bütün', 'herhangi bir şey', 'bazıları' gibi kelimelerin yer aldığı bir bölüme geçeriz ve bu gene birçok yeni karmaşanın görüleceği bir bölümdür; sonra 'sen', 'ben' gibi kelimelerin yer aldığı karmaşaların görüleceği yeni bir bölüme daha geçeriz. Her defasında yeni karmaşalarla karşılaşırız ve dil bize her seferinde yeni oyunlar oynar.

*burada da benzerlikler bulabiliriz bu kelimelerde, her birinin beraberinde getirdiği, kendine özgü karmaşıklar vardır.

4. Çoğu zaman dili, içinde çekiç, kalem keski, kibrit, çivi ve tutkal bulunan bir takım sandığına benzetebilirim. Bu çeşitli aletlerin arasında büyük farklar olsa da bu nesneler oraya tesadüfen konulmuş olamaz; kullanıldıkları yerler farklı olsa bile aralarında bir 'aile benzerliği' vardır. Oysa tutkal ve keski arasında oldukça büyük fark görülür. Yeni bir alana yöneldiğimizde dilin bize oynadığı oyunlara sürekli şaşırırız.

5. Bir kelimeyi tartışırken, daima onun bize hangi yollarla öğretildiğini sorarız. Bu bir anlamda birçok karmaşık düşünceyi yok eder, diğer yandan ilkel bir dil elde etmiş oluruz. Gerçi bu yirmi yaşında birinin kullandığı bir dil olmasa da oynanmak istenen kelime oyunlarına kabaca yaklaşırız. Örneğin 'bunun veya şunun rüyasını gördüm' demeyi nasıl öğrendik? İlginç olan bunu bize bir rüya gösterildiği için öğrenmiş olmadığımızdır. Bir çocuğun 'güzel', 'iyi' gibi ifadeleri nasıl öğrendiğini düşünürsek, onun bu ifadeleri bir tür ünlem gibi öğrendiğini keşfederiz. ( Ayrıca 'güzel' hakkında her zaman konuşulur, çünkü pratikte çok az karşılaşırız.) Genelde bir çocuk 'güzel' gibi kelimeyi yiyeceklerle bağdaştırır. Bu kelimeleri ona öğretirken abartılı el hareketleri ve yüz ifadeleri çok büyük önem taşır. Kelime bir yüz ifadesi veya el hareketi yerine kullanılır. Burada el hareketleri, ses tonu vs. takdir ifadeleridir. Kelimeyi bir takdir ifadesi yapan şey nedir?* Bu, kelimenin ifade tarzı değil ama ortaya konulduğu oyundur.

Çağımızın filozofları -Moore dahil- dili incelerken yaptıkları en büyük hata, kelimelerden oluşan biçimleri ele alırken bu biçimlerin nasıl kullanıldığına dikkat etmedikleridir. Konuşmak, yazı yazmak, otobüs kullanmak, birine rastlandığı zaman selamlaşmak vs. gibi faaliyetlerden oluşan büyük bir grubun parçası olmak dilin kendine has özelliğidir.** Çoğu zaman özne yüklem cümlelerinde geçen ve bir özelliği olmayan, ancak kullanış nedenlerinden dolayı -estetik ifadenin yer aldığı fevkalade karmaşık durumlarda- göze çarpmayan nerdeyse göz ardı edilen bir biçimde 'iyi' veya 'kötü' gibi kelimelere odaklanmıyoruz.

yoksa ayıplama ya da sürpriz mi? Çocuğa bir şeyler öğretilirken yaptığımız el kol hareketlerini anlıyor yoksa bir şey öğrenemez.

** bir evi inşa ederken konuşur yazarız. Otobüse bindiğimde biletçiye 'elli feniklik tek gidiş' derim. Konuşurken kullandığımız kelime ve cümlelerin - ne kadar alışılmışın dışında olduğuna- hiç dikkat etmeyiz, tersine o kelimeyi hangi nedenle kullandığımızla ilgileniriz: Estetik yargıya bu çerçeve içerisinde pratik olarak hiç rastlanmaz.

6. Dilini bilmediğimiz, yabancı bir kavime katılsak ve kendi dilimizde 'iyi', 'güzel' vs. anlamına gelen kelimeleri öğrenmek istesek, bunları neye göre seçmemiz gerekir? Herhalde bir gülümseyiş, belli bir el kol hareketi, yiyecekler oyuncaklar ararız.

Bir itiraza cevap: Eğer mars gezegenine gitsek ve oradaki canlılar antenli toplara benzeseler ya da başka kavime gitsek ve oradaki insanların ağızlardan çıkan sesler sadece solunumla veya müzikle ilgili olsa ve kulaklarıyla konuşsalar o zaman neye göre hareket edeceğimizi bilemeyiz. ' ağaçlar rüzgarda sallanırken birbiriyle konuşurlar' sözünü hatırlatmak gerekir. Burada ağaçların dalları, insanın kollarına benzetiliyor. (her şeyin ruhu vardır) Şüphesiz yabancı bir kavmin insanlarının el kol hareketlerini bizimkilere benzer şekilde anlamak gerekir. Bu bizi alışılmış, estetikten (ve etikten) ne kadar uzaklaştırıyor.! Belli kelimelerden değil de, nedenlerden ve faaliyetlerden dolayı hareket ediyoruz.

7. Bu şartlar altında kullanılan kelimelerin çoğunun 'güzel', 'hoş' vs. gibi sıfatlar oluşu dilimizin bir özelliğidir. Fakat bunun gerekli olmadığı da apaçık ortada. Başlangıçta bunların ünlem olarak kullanıldığını gördük. 'Bu hoş!' demek yerine sadece 'Ah!' demem veya gülümsemem ya da karnımı okşamam bir şeyi fark ettirir mi? Bu ilkel dil yeterli olduğu sürece, kastetmek istediğimiz kelimelerin veya nesnelerin gerçek anlamlarıyla, ( yani 'güzel' veya 'iyi') ilgili sorun yaşanmaz.*

*gerçekte iyi olan şeyin ne olduğu.

8. Gerçek hayata hakiki estetik yargılarda bulunduğumuz zaman, 'güzel', 'iyi, gibi estetik sıfatların nerdeyse hiç rol oynamamaları dikkat çekicidir. Müzik eleştirisinde estetik sıfatlar var mıdır? 'Bu geçişe dikkat et'** veya 'Bu pasaj uyumsuz' denilir. Ya da şiir eleştirilirken: 'İmgeleri özenle kullanıyor' denilir. Burada kullanılan kelimeler 'güzel' ve 'hoş' gibi kelimelerden çok, günlük dilde kullanılan 'doğru' ve 'hatasız' gibi kelimelere daha yakındır.

*'bu geçiş iyi'
**'hoş' kelimesini yaklaşık 'gösterişli' veya 'hatasız' gibi tanımlayıcı bir biçimde kullanmak daha doğru olur.

9. 'Hoş' gibi kelimeler önce ünlem olarak, daha sonra ise çok ender olarak kullanılıyor. Bir müzik parçası hakkında konuşurken onun hoş olduğunu söyleriz, ancak bu, o parçayı övmek için değil, sıfatlandırmak içindir. (şüphesiz kendini ifade edemeyen insanlar bu tarz kelimeleri sık kullanırlar, fakat bu sadece tepkidir.) 'Hangi melodi için 'hoş' kelimesi daha uygun olur?' diye sorabilirim: Bir melodiyi 'hoş' veya 'gençliğe özgü' diye tanımlamaya kara verebilirim. Bir melodinin adını 'ilkbahar melodisi' veya 'ilkbahar senfonisi' koymak gülünç olurdu, ancak 'ilkbaharı andırdığını' söylemem tıpkı 'heybetli' veya 'görkemli' demem gibi kesinlikle saçma ifade olmaz.

10. Eğer iyi bir ressam olsaydım dört çizgiyle sayısız yüz ifadeleri ortaya koyabilirdim. 'Heybetli' ve 'görkemli' gibi kelimeler değişik suratlarla ifade edilebilir. O zaman tasvirlerimiz sıfat kullanımından daha esnek ve biçimli olur. Schubert'in bir eserinin melankolik olduğunu söylüyorsam, sanki ona bir yüz ifadesi de yakıştırıyorum (ama hoşgörümü ya da hoşnutsuzluğumuz açığa vurmuyorum) Bunun yerine el kol hareketleri ya da dans adımları da kullanabilirdim. Gerçekten de küçük ayrıntıları daha belirgin bir hale getirmek için el kol hareketlerini ya da yüz ifadelerini kullanırız.

11. (Rhees: 'Bu böyle doğru' derken bunu hangi kurala dayanarak söylüyoruz? Bir müzik parçasını şöyle ya da böyle çalınması gerektiğini söyleyen ve ardından bu parçayı çalan bir müzik hocası bunu hangi kurala dayanarak yapıyor?)

12. Şu soruyu ele alalım: 'Şiir mısralarının nasıl okunması gerekir? Hangisi daha doğru biçim?' Yalın mısralarda belki de doğru bir vurgu söz konusudur -nerede ritmin daha çok veya daha az vurgulanması gerektiği tartışılır. Biri böyle okunması gerektiğini söylüyor ve okuyor: 'Ah, evet şimdi kulağa hoş geliyor.' Mısra ölçüsünün berrak olması veya tamamen arka planda kalması için adeta ritim verilmesi gereken şiirler vardır. Bir kez Klopstock'u okurken böyle bir şey başıma geldi.* Onu okuduğum zaman oldukça net bir biçimde ritim verilmesi gerektiğini keşfettim.

Klopstock şiirlerinin önünde u-u (vs.) gibi işaretleri kullanıyordu..Onu yeni bir tarzda okuduğum zaman 'evet, bunu neden yaptığını şimdi anladım!' dedim. Ne olmuştur? Şiiri okumuştum ve oldukça sıkılmaya başlamıştım ama onu özgün ve yoğun bir tarzda okuduğum zaman, gülümsedim ve 'bu çok muazzam' vs. dedim. Aynı şekilde hiçbir şey söylememe de gerek yoktu. Önemli olan bu hikayeyi devamlı okumamdı. Okurken takdir edilecek el kol hareketleri ve yüz ifadeleri kullanıyordum. Önemli olan hikayeyi birdenbire değişik ve yoğun tarzda okumamdı ve diğerlerine şöyle dedim: 'Dikkat edin' Böyle okunması gerekiyor*' Estetik sıfatlar neredeyse burada hiç rol oynamadı.

*Friedrich Gottlieb Klopstock (1724-1803) Wittgenstein 'Die Oden' adlı şiiri kastediyor. (Derlenmiş eserler, Stuttgart, 1886/87) Klopstock şiirsel diksiyonla günlük konuşma dili arasında farkı göstermiştir. Kafiyeyi kaba diye reddetti ve bunun yerine yeniden antik çağın mısra ölçülerini kullandı.
**bir şiirin doğru bir biçimde nasıl okunması gerektiği konusunu ele aldığımızda genel olarak değinilse bile burada hoşgörünün fazla bir rolü yoktur.

14. Bir resimde ışık ve gölgelerin dağılımını gösterdiğim zaman, üstündeki nesnenin şeklini de göstermiş olurum ama sadece göz alıcı şekilleri gösterirsem şekiller belli olmaz.

15. 'Doğru' kelimesini kullanırken de birbirine benzeyen birçok durum vardır. İlk olarak bir kuralın öğrenildiği durumlar söz konusudur. Bir terzi paltonun uzunluğunun ve kollarının genişliğinin vs. ne kadar olması gerektiğini öğrenir. Tıpkı bir müzik dersinde harmoni teorisi ve sesleri ayırt etmesini öğrenir gibi, çok sıkı bir biçimde kendisini yetiştirerek kuralları öğrenir. Şimdi terzilik öğrenmeye karar verdiğimi ve öncelikle kuralları öğrenmeye başladığımı düşünelim. Bundan sonra genel olarak iki farklı tarzda anlayışa sahip olabilirim.

a- Lewy 'Burası çok kısa' diyor. Oysa ben 'Hayır.Böylesi doğru. Kurallara uygun' diyorum.

b- Bu kurallar için ben bir his geliştiriyorum. Kuralları uyguluyorum. Belki 'Hayır böylesi yanlış Bu kurallar uygun değil' diyorum.* Bununla birinci kurala uygun bir biçimde estetik bir yargıda bulunuyorum. Diğer taraftan kuralları öğrenmemiş olsaydım, estetik yargıda bulunmazdım. Kuralları öğrenerek gittikçe daha net bir yargıya ulaşabilirim. Gerçekten de kurallar öğrenildikçe yargılar değişiyor. (Harmoni teorisi öğrenilmemiş olsa bile, iyi bir kulakla birçok akort arasındaki uyumsuzluk hissedilebilir.)

* 'burasını genişlettiğin zaman, yanlış olacağını ve kurallara uygun olmayacağını görmüyor musun?'

16. Bir takım elbisenin hazırlanış kuralları belli insanların isteklerinin bir ifadesi olarak değerlendirilebilir.* birçok anlayış bir takım elbisenin hangi ölçülere sahip olması gerektiği konusunda birbirinden ayrılıyor. Bazı insanlar için onun geniş veya dar olması önemsizdir, ama başkaları için çok önemlidir.** Harmoni kuralları, insanların akortları hangi sıraya göre duymak istediklerini ifade eder -insanların dilekleri bu kurallara yansır. (Burada dilek kelimesi oldukça belirsiz.)*** En ünlü besteciler bile bu kurallara uygun çalışmışlardır.

Bir itiraza cevap: Her bestecinin bu kuralı değiştirdiği söylenebilir ama bu tür değişiklikler her zaman çok fazla değildir; kuralların tamamı birden değiştirilemez. Müzik de birçok eski kural göre hala bir kaliteye sahipti.-ama şimdi bu konuya değinmeyeceğiz.

*bunlar fevkalade açıklayıcı ve öğretici olabilir, ya da hiç açıklanmamış olabilir.
**ama - insanların bu tür kuralları belirlediği bir gerçektir. 'insanlar' diyoruz, ama gerçekte belli bir sınıf... 'insanlar' dediğimiz zaman, onların birden fazla insan olduğunu söylemek istiyoruz.
***her ne kadar 'dilekler' hakkında konuşsak da, bu kuralların belirlenmiş olduğu gerçeğiyle karşı karşıyayız.

17. Sanat dediğimiz alanda yargı sahibi olan biri yetişiyor. (Yargı sahibi olan biri belli nesnelere bakarken 'şahane!' diyen biri değildir)*

Estetik yargı hakkında konuşurken binlerce başka şeyin yanında sanatı da düşünürüz. Bir nesne hakkında estetik yargıda bulunduğumuz zaman sadece ona hayran kalmayız aynı zamanda 'ah, ne kadar şahane'' demeyiz. Neyden bahsettiğini bilenlerle bilmeyenleri ayırt edebiliriz.**

İngiliz şiiri hakkında yargı edinmek isteyen biri İngilizce bilmek zorundadır. Hiç İngilizce bilmeyen bir Rus'un oldukça güzel bir soneden etkilendiğini varsayalım. Onun bu sonenin ne anlama geldiğini bilmediğini söyleyebiliriz. Bu durum müzik konusunda daha da belirginlik kazanıyor. Diyelim ki, herkesin hoşuna giden tarzda müziklerden hoşlanan ve bundan zevk alan ama en basit melodileri bile aklında tutamayan, bassın nerede çalmaya başladığını vs. fark etmeyen biri var. O zaman onun hiçbir şeyden anlamadığını söyleriz. Tıpkı müzik dinlediğinde bir köpeğin kuyruğunu sallaması gibi bir müzik parçası çaldığında 'Oo!' diyen biri için de 'evet, o bir müzik sever' ifadesini kullanmayız.***

*sanat dediğimiz şey için 'sanat hekimleri' ve eleştirmenler, yani yargı sahibi olan kişiler kendilerini yetiştirmişlerdir. Bununla sadece herhangi bir şeye hayran kalan veya kalmayan biri kastedilmiyor. Burada oldukça yeni bir şeyden bahsediyoruz.
**bu insanlar uzun süre kendi tutarlılıklarını korurlar. Pek çok konuya hakim olmaları gerekiyor.
***müzik dinlemesini seven ama bu konuda bilgi sahibi olmayan birini düşünelim. 'O bir müzik sever' ifadesini sadece müzik dinlediğinde mutlu olan ve hiçbir şeyden rahatsız olmayan biri için kullanmıyoruz.

18. 'Anlama, bilme, değerlendirme' hakkında konuşmamız gerekiyor. İyi bir değerlendirme (appreciate) nasıl mümkün olur?

19. Eğer biri terzihanede sayısız kumaş örneği inceleyip 'Hayır, bu biraz fazlaca koyu, bu ise abartılı' vs. derse, o zaman onun bu malzemeyi çok iyi tanıyan biri olduğunu söyleriz. Onun bu malzeme hakkında bilgi sahibi olduğunu, kullandığı ifadeler değil ama inceleme ve seçim tarzı gösterir. Bu durum müzikte de böyledir. 'Bu yeterince harmonik mi? Hayır, bassın biraz daha yüksek olması gerekiyor ve bu kısmın da biraz daha değişik olmalı...' denildiğinde, bu durum o konunun iyi bilindiğini, yani konunun doğru olarak değerlendirildiğini anlatır.

20. Bir şeyin nasıl değerlendirilmesi gerektiğini anlatmak sadece zor değil, hatta olanaksızdır da. Böyle bir değerlendirmeyi yapabilmek için konuyla ilgili olan her şeyin ele alınması gerekir.



Kaynak:

Yazar:Ludwig WITTGENSTEIN
Çeviren: Zeki ALGÜN

Herkese İyi Günler
TRWE_2012
Düzce_Akçakoca
:oops: :oops: :) :)
TRWE_2016
FEDAKARLIK OLMADAN ZAFER OLMAZ....!



Cevapla