Aşağıdaki yazı Milliyetten alıntıdır
Türkçe dersinde Ahmet Erdoğan öğretmen, Duran Aslan'ı tahtaya kaldırdı. Duran, pek de düzgün olmayan ceketinden utanarak kalktı, yazı tahtasının yanında durdu. Öğretmen, ondan harfleri sırayla saymasını istedi. Duran rahatladı. Bu ne kolay soruydu böyle.Başladı saymaya.
Aa, be, ce, çe, de,ee, fe, ge, yumuşak ge, he!
Ne olduğunu anlamadan kafasına bir cetvel indi burada. Tam da ııı diyecekken."Dilini eşek arısı soksun e mi, köylüüüü, köylüüü!.. Bu harfin okunuşu
he değil;
ha…"
O anda Duran'ın, gözünün önüne öğretmeni İsmet Bey geldi. Bu harfi
he diye belletmişti. Ortaokulda sınıf arkadaşları Duran'a güldüler. Belki onlar da he diye öğrenmişlerdi. Ahmet Bey öğretmenin bir bildiği vardı ki, ortaokulda değişiyordu bu harfin okunuşu. Ortaokulda Ercan Önder adlı bir öğretmen vardı. Fransa'da öğrenim gördüğü söyleniyordu. Sisli, dumanlı bir konu. Avukat olmak üzereyken bunalım mı geçirmiş, neymiş? Yurttaşlık Bilgisi dersine giriyordu. Derslikte, yurttaşın devlete karşı görevlerini anlatırken madde madde sıraladı: Sıra
h harfine geldiğinde "
Aş" dedi.
Duran şaşırdı. Bu harf he, ha okunuyordu. Şimdi de
aş… Okunuşu zengin, çeşitli bir harfmiş demek ki.Sonra Kırşehir Öğretmen Okulu'nda öğrenci oldu Duran.Öğrenmeyi seviyordu. İyi bir öğretmen olacağı belliydi. Bir yaz dinlencesinde İstanbul'da High School adlı bir lisede kursa çağırdılar. Denizi ilk burada gördü Duran. Fakat, İstanbul'un dağdağasını sevmedi; köyünü, Kırşehir'in sessiz, durağan yaşamını özledi. Gösterilen yurda yerleşti Duran. Ertesi sabah erkenden, tanıtılan okulun avlusuna vardı, bekledi.
Okulun müdürü, giriş kapısında, merdiven başında, elindeki kâğıttan, her öğrencinin hangi sınıfta olacağını okudu:
Ahmet Zengin : Ey,
Mehmet Derin : Bi,
Adnan Süvari : Si,
Osman Çiftçi : Di…
Duran baktı, gördü ki Ç harfi kaldırılmış. Türk harflerine saygı göstermek gerektiğini öğrenmişti okulda. Demek, İstanbul'un kendine özgü kuralları vardı. Müdür, kâğıdı okumayı sürdürdü:
Duran Aslan :
Eyc…
Bir an şaşırdı, paniğe kapıldı Duran. Müdür ne demek istemişti? Eyc neydi? Türkiye'nin dört bir yanından, öğretmen okullarından gelmiş öğrencilerden birine sormaya da çekindi. Müdür, kâğıdı okumayı bitirdi, içeri girdi. Duran da onu izledi. Çekiniyordu bir yandan. Görkemli Müdür odasının kapısında Principal yazıyordu. Bu ne demekti acaba?
"Efendim, ben nerede ders göreceğimi duyamadım," dedi.
Müdür, ters ters baktı. Terini sildi mendiliyle. Hava nemli sıcak…
"Adın ne?" dedi sert…
"Duran Aslan."
"Hımmm. Tamam,
eyc klassrum!.."
"Anlamadım."
"Anlamazsın tabii. Cahil herifler. Anadolu'dan böyle odunları gönderiyor Bakanlık. Bizim de işimiz gücümüz yok, bu odunlardan tahta yapacağız. Çık, çııııık… Seninle mi uğraşacağım bee!"
Alı al, moru mor çıktı dışarı Duran. Geçenekte bir genç gördü. Kendi yaşında, kavruk… "Arkadaş, sana bir şey soracağım.
Eyc ne demek?" Güldü o da. "Ben de aynı senin durumundaydım. Bilmiyordum, öğrendim.
Eyc, he demekmiş."
Sevindi Duran. Rahatladı. Kendini tanıttı. Haymanalı, Hasanoğlan Öğretmen Okulu'ndan Kerem Yiğit ile böylece tanıştılar. Kurs boyunca dostlukları ilerledi. Duran Aslan öğretmen oldu. Gülşehir'in Dadağı köyüne atandı. Öğretmeni İsmet Bey Onun rehberiydi. Ondan ne öğrendiyse aynısını uyguladı öğrencilerine, köylüye. İlkokulda dersler bitti mi, erginler için gece kursları başlıyordu gaz lambasının ışığında. Yine tek öğretmendi. İkinci yıl bir "muvakkat muallim" daha verdi İl Milli Eğitim Müdürlüğü
.İlköğretim denetmeni geldi bir gün. Öğretmenliğini beğendi Duran'ın. Hevesini takdir etti. Duran, hep, öğrendiği gibi "
he"diyordu. Denetmen uyardı: "
Hayır, bu harfin adı "
ha"dır."
İkinci yıl bir başka denetmen geldi: Duran, merak etti. Bakalım bu ne diyecek
H harfine. Denetmen uyardı Duran'ı. "Genç arkadaş, hep "
he" diyorsun. Bu harf '
aş' olarak okunur."Duran gülümsedi. Üzerinde durmadı. Sonradan, bir gün, sayrılığına ilaç yazdırmak için Nevşehir'e gittiğinde Müdürlüğe uğradı, rica etti; verdiler dosyayı. Denetmenin hazırladığı yazanağın sonuç bölümünü okudu. "
Öğretmen Duran Aslan'ın çalışkanlığı takdir edilmiştir. Ancak, Türk alfabesine tam olarak vakıf olmadığı intibaı meydana gelmiştir. Yaz tatilinde Türkçe kursuna katılması icabeder."
Öğretmen Duran Aslan, köy izlenimlerini, öğrencilerinin davranışlarını günü gününe yazıyor, üzerinde çalışıyordu. İyi bir deneme yazarı olmak istiyordu. Şiir çalışmaları da vardı. Bazı kalem alıştırmalarını yazın dergilerine gönderiyordu. Yayımlananlar beğeniliyordu. Komşu köylerdeki öğretmenlerden kimisi isteklendiriyordu Duran'ı. Deneyimli olanlar uyarıyordu: "Senin başın beladan kurtulmaz, aslanım!". Kırşehir Öğretmen Okulu'nu bitirdikten sonra, birçok öğretmeniyle yazışıyordu. Onlar da izliyorlar, seviyorlardı Duran'ın yazdıklarını…
Sonra, araştırdı Duran Öğretmen, her iki denetmenin yayımlanmış tek bir makalesi, şiir kitabı, eleştiri yazısı yoktu.
He,
ha,
aş,
eyc…
Ünal Şöhret Dirlik
http://blog.milliyet.com.tr/ha--he--as/ ... gNo=462680