Kemalizm Nedir???

Cumhuriyet ve Atatürk ile ilgili bilgi paylasim forumudur
Kullanıcı avatarı
Re@lite
Kilobyte3
Kilobyte3
Mesajlar: 548
Kayıt: 28 Oca 2007, 22:24

Kemalizm Nedir???

Mesaj gönderen Re@lite » 16 Şub 2008, 01:48

KEMALİZM NEDİR?

Kemalizm, tıpkı liberalizm ve sosyalizm gibi, bir devrim ideolojisi olarak dogmustur. Ama, liberalizm ve sosyalizmden farklı olarak, geri kalmıs bir ülkedeki devrim kosullarının gereksinimlerini yansıtmaktadır. Bu nedenle de, Kemalizmi iyi degerlendirebilmek için, geri kalmıs ülke devrimlerinin gelismis ülke devrimlerinden farkını anlamak gerekir.
Fransız Devrimi, evrim sürecinde önlerde yer alan bir toplumda rastlanabilen devrimlerin en ünlü örnegini olusturur. Kosullar ve toplumdaki güç dengesi degismis, ama eski kosullara göre olusan ve eski güç dengesini yansıtan toplumsal ve özellikle de siyasal kurumlar degismemekte direnmis, toplumsal - ekonomik gelismeyi zorlastırmaya baslamıstır. Kentsoylular ( burjuvazi ) yeni bir toplumsal sınıf olarak dogmus, güçlenmis, ama güçleri ölçüsünde siyasal rejimde etkili olamamıslardır. Bir anlamda toplumun altyapısı degismis, ama üstyapı bu degisiklige uymamıstır. Burada sözkonusu olan, eski kurumları yeni kosullara, yani üstyapıyı altyapıya uydurmaktır; degisen kosullarla, kosulların yarattıgı gereksinmeleri karsılaması gereken kurumlar arasındaki çeliskileri gidermektir.

Evrim sürecinde geride kalmıs toplumlarda görülen devrimler ise, belirli tarihsel kosullardan yararlanarak, bu toplumların evrimini hızlandırmak, bazı evreleri atlatmak amacını tasır. Birinci grup ülkelerdeki devrimciler, kosulların geregini yerine getirmek ve gereksinimlerin dogurdugu devrimci ideolojiyi izlemekle yetinmek durumundadırlar. Toplumun henüz ulasamadıgı bir asamaya göre kurumlar olusturmak, böylece gelismis ülkelerle aralarındaki açıgı bir ölçüde olsun kapatmak zorundadırlar. Kendilerinden çok önce o asamaya ulasmıs olan toplumların deneyimlerinden ders alabilmek olanagına sahiptirler. Ama o devrimin dogal tasıyıcısı, itici gücü olan toplumsal sınıfın bulunmaması nedeniyle de isleri çok daha zordur. Ancak eski düzenin savunucusu güçlerin - tarihsel nedenlerle - zayıflamıs oldukları bir andan yararlanarak iktidarı ele geçirebilirler. Temel devrimci gücün yoklugunu ya da zayıflıgını ise, ideolojiye büyük agırlık vererek ve o ideoloji etrafında iyi örgütlenmis "bilinçli" bir çekirdek güç olusturarak telafi etmeye çalısırlar.

Toplumlardaki güçler dengesinin degismesine karsın, eski güçler dengesinde agır basan güçlerin çıkarlarına ve dünya görüslerine göre biçimlenmis olan kurumların degismemekte direnmesi, devrimin nesnel ( objektif ) kosullarını olusturur. Varolan bu düzeni elestiren ve yeni bir düzenin ilkelerini içeren ideoloji ise, devrimin öznel ( subjektif ) kosulu sayılabilir. Devrimi, bilinçsiz bir ayaklanmadan, kızgınlık birikimlerinin kırıp - dökmeye dönüsmesinden ayıran ana özellik, sahip olunan "devrimci bilinç", yani "bilinç" ögesidir.

Evrim sonucu dogan devrimlerde, ideoloji evrime kosut olarak dogar, devrimci eylem içinde gelisir. Böyle bir devrimde ideolojinin agırlıgı, nesnel kosulların, çok gerisinde kalır. Oysa geri kalmıs ülkelerde nesnel kosullar yeterinde olusmamıs oldugu için, ideolojinin önemi artar. İdeoloji, devrimi olanaklı kılan ortamdaki, somut kosullardaki eksikligi giderme, boslugu doldurma islevini üstlenir. Burada ideoloji, yine devrimci eylem içinde bazı degisikliklere ugramakla birlikte, devrim öncesinde hazır olarak vardır ve çogunlukla da, ana çizgileriyle gelismis ülkelerden aktarılmıstır. Amaç zaten o ülkelerin düzeyine daha hızlı bir biçimde ulasmak oldugu için, bunu dogal karsılamak gerekir. Devrimci ideoloji, devrimin öncüsü güçlerin toplumsal özelliklerine göre bazı degisimler geçirmekle birlikte, ana dogrultuda aynı kalır.

Her devrim belirli toplumsal güçlere dayanarak gerçeklesir. O güçlerin yeterince gelismedigi ortamlarda ise, devrimci ideolojinin kendisi, yaratıgı bilinç ve kitlesel etkisiyle devrimci bir güç olusturabilir. Bir ayaklanmanın, bir hükümet darbesinin, bir bagımsızlık savasının, tarihi hızlandırmak amacındaki bir devrime dönüsmesinde, devrimci ideolojinin etkisi büyüktür. Ama ideolojinin devrimdeki agırlıgının artması ölçüsünde, o ideolojinin dogmatiklesmesi olasılıgı da artar. Çünkü söz konusu ideoloji, bir anlamda, varolması istenilen, ama henüz varolmayan kosulların ürünüdür.

Mustafa Kemal, tıpkı Lenin gibi, Birinci Dünya Savası'nın ülkesindeki eski düzenin temsilcilerini maddi ve manevi açıdan yıpratmasından yararlanarak, evrimin henüz zorunlu kılmadıgı yeni bir toplumsal - siyasal düzeni yaratacak süreçleri harekete geçirmistir. Lenin, Rusya ordusunun perisan olması sayesinde, küçük ama iyi örgütlü ve bilinçli bir güce dayanarak siyasal iktidarı ele geçirirken; Mustafa Kemal, ülkesini düsman isgalinden kurtarmanın kendisine kazandırdıgı olaganüstü etkiyi kullanarak devrimi gerçeklestirmistir. Lenin'in Rusya'nın kosullarına uydurmaya çalıstıgı marksist ideoloji - yukarıda degindigimiz nedenden dolayı - dogmalasırken; Mustafa Kemal, liberealizm ve sosyalizmden yararlanarak Türkiye'nin kosullarına göre olusturmaya çalıstıgı devrimci ideolojinin dogmalasma olasılıgını önlemeye çalısmıstır. İdeolojik kalıplasmanın hızlı bir degisim süreciyle bagdasmayacagını vurgulayarak, bir anlamda "sürekli devrimcilik" anlayısının öncülügünü yapmıstır. Bazılarının ileri sürdügünün tersine, kemalizmin ideolojisi vardır, ama "ögreti"si ( doktrini ) yoktur.

Kemalizm'in önünde iki asamalı bir amaç vardı: Bagımsızlık ve çagdaslasma. Bu ereklere ulasmak için, ideolojinin çerçevesini olusturan ulusçuluk, cumhuriyetçilik ve laiklik ilkeleri Fransız Devrimi ve dolayısıyla liberalizmden; devletçilik, halkçılık ve devrimcilik ilkeleri de sosyalizmden esinlendi.



Kullanıcı avatarı
Squirrel
Kilobyte4
Kilobyte4
Mesajlar: 706
Kayıt: 16 Eki 2007, 18:30
İletişim:

Mesaj gönderen Squirrel » 26 Şub 2008, 12:15

Kemalizm Nedir?



1-Kemalizm bir devrimdir.

2-Kemalizm yenilesme ile gelisen sürekli akla-bilime dayanan bir
ideolojidir.

3-Kemalizm; Fasizm,Komünizm,Liberalizm gibi bir doktrin degil
prensiplere dayanan bir ideolojidir.

4-Kemalizm toplumun mutlulugunu hedef alan gerçekçi,dinamik,hürriyet
ve hukuk düzenini koruyan,özgürlük isteyen medeniyetçi aydınlık bir yoldur.

5-Kemalizm tam bir otoriter ideoloji degildir.Devletin otoritesi kadar
yönettigi toplumun da otoritesi,iradesi Kemalizm’in en vazgeçilmez
prensiplerindendir.Kemalizm yarı otoriter bir rejimdir.

6-Kemalizm laiklik esasına dayanır.Prensipleri gökten geldigi
sanılan kitaplarda ki dogma (kurallarla) alakası yoktur.Kemalizm prensiplerini gökten
veya tanrıdan degil önderinin yasamından ve görüslerinden olusturmustur.

7-Kemalizm; radikal sag-sol gruplarla bir baglantısı olmadıgı gibi
Komünizm ve fasizm gibi dikta sistemlere de karsı durur.Kemalizm su anda ulusal sol
konjektürün tek ideolojisidir.

8-Kemalizm;ulusal çıkarların tüm çıkarlardan üstün
tutulmasını,milli suuru hedefler.

9-Kemalizm; istiklal-i tam prensibine göre bir devletin
siyasi,ekonomi,hukuk,askeri gibi alanlar da her konuda bagımsız olması gerektigini
savunur.

10-Kemalizm,gücünü halktan alır.Hakimiyet-i milliye esasıyla hareket
eder.Halkın hakimiyeti ile her türlü zorluga karsı konulabilecegini ve ancak halk
sayesinde kurtulusa ulasılacagını savunur.

11-Kemalizm;deger verdigi halkına sonsuz bir güven duyar.Sonuna kadar
da devletin halkı degil halkın devleti yönetmesi gerektigini,halkın yönetim de söz
sahibi olması gerekligini savunur.

12-Kemalizm de hükümetin iki görevi vardır.Birinci görev; Halkın
güvenligini saglamak.İkinci görev ise halkın refahını saglamaktır.

13-Kemalizm;yabancı yardımları,tavsiyeleri bunların karsısında
yabancılara tarihte verilmis olan kapitülasyonların verilmesine karsı
çıkar.Siyasal ve ekonomik bagımsızlık en az vatan bayragının ve topragının
bagımsızlıgı kadar önem tasır.

14-Kemalizm;ulusal çıkarların tehlike de olmadıgı durumlar da
savasmayı en büyük insanlık suçu ve vahset sayar.Barısın temsilcisi olarak
milletler arası barısa önem veren hümanist bir yapıya sahiptir.

15-Kemalizm;vatan müdafaası yapılması gerektiginde bazı önemli
sehirlerin,bölgelerin degil tüm yurdun bütün köylerine kadar savunulması
gerektigini ve son yurttas canını vermeden al sancagı teslim edilmesinin ‘vatan
hainligi’ olarak nitelendiren son er ölene kadar sancagı bırakmayacak vatanseverler
tarafından kurulmustur.Bu ideoloji KEMALİZMDİR.

16-Kemalizm; her alanda oldugu gibi egitimde de yabancı misyoner
okullarını reddeder.Milli egitimden yanadır.Egitim de körelmis zihniyetler,ezberci
egitim yerine sürekli yenilesen güncel olan ve arastırmacı egitimi tercih eder.Bu
misyonerlik faaliyetleri tarikatlar,localar ve liderleri taraflarından açılan okullara
yöneliktir...

17-Kemalizm de en kötü durum milletin cahil kalmasıdır.Milleti
olusturan hiçbir sahıs cahil kalmamalıdır.Egitimini alıp milletine hizmet
etmelidir.Bu hizmet vatan savasa girdigi zaman askerin ettigi hizmetten daha degerli
olur.Çünkü vatanı savasa sokan,milletin cahilligi,geri kalmıslıgı,güçsüz
durumda olmasıdır.

18-Kemalizm esaslarından biri ise bayragı bayrak yapan nasıl
üzerindeki kansa,milleti millet yapan da konustugu dildir.Devlet resmi dilini milletine
kesin olarak ögretmesi gerekir.Millet ilk önce resmi dilini ögrenmeli,bilip
konusmalı.Sonra eger istiyorsa ana dillerini veya uluslar arası dilleri de
ögrenmelidir.Burada 1. görev devletindir.2. görev ise halkındır..

19-Kölelik,yobazlık asılayan sistemi reddeder.Bu sistemin verdigi manevi terbiye ve
ahlak milli suuru yok eder.Kemalizm vatan sevgisi asılayan,milli
suuru sürekli canlı tutan zincir altında olmayan özgür ve hür bir sistemdir.

20-Kemalizm; milletin bütünlügünü,rejimi bozan,bozma amacı
tasıyan veya tehlikeye sokan seyhler,dervisler,sahte hocalar,kendini din uleması
sananlar,masonlar,misyonerlerin tüm faaliyetlerine karsı çıkar.Bu tür kesimlerin
önderleri medrese,okul,dershane,fakülteler yaptırarak sirin gözükmeye ve halkın
sempatisini kazanmaya ugrasırlar ve halkı kendi yanlarına çekme çabası
gösterirler.Fakat bu sahısların kurdukları okullardan,medreselerden,fakültelerden
çıkan gençler tamamıyla bu adamların sempatizanı olup,milli suurdan
uzaklasmıs,yozlasmıs adeta hocaların kulu haline gelmis bireyler oluyorlar.Rejimin
ve rejimi kurup yasatmaya çalısan Ataların ve rejime sahip çıkan mevcut gençlerin
düsmanı oluyorlar.Kemalizm bu türlü faaliyetlerin softa zihniyetinin sürekli
karsısında durmustur ve duracaktır.

21-Kemalizm’in milli hissiyatı çok büyük ve hassastır.Bir devlette
yasayan tüm insanların aynı ırka mensup olmaları beklenemezdir.Fakat aynı amaca
hizmet edip devletin,rejimin bekasını,ilerlemesini isteyen tüm halkımıza ‘TÜRK’
adı verilir.Mustafa Kemal’in bu konuyla ilgili iki sözünü yazayım:

‘Türkiye Cumhuriyet’ini kuran Türkiye Halkına Türk Milleti denir’

‘Aynı ortak geçmise,ahlaka,tarihe,hukuka,yasamaya sahip olan,ortak yada benzer
kültürlere sahip,aynı idealleri benimseyip kaderlerini kendi istekleriyle her türlü
kosulda Türk Milletine baglamıs olan Türkiye Cumhuriyeti vatandaslarına Türk adı
verilir’

22-Kemalizm'de kadına en az erkek kadar deger
verilir.Hatta erkeklerden daha fazla kadınlara saygı gösterilmesi gerekliligini
savunur.Türk kadınları bilimin hiçbir nimetinden uzak kalmamalı
medenilesmeli,egitim ve kültürel alanda her türlü fırsattan faydalanmalıdır.Türk
anaları daha bir çok Mustafa Kemal doguracaktır.Saygıları en yücesi Kemalist Türk
bayanların hakkıdır...

23-Kemalizm’e göre bilim ve modernlesme yolunda asla ödün
verilemez.Milleti çagdas seviyeye çıkarmak için bilim ve egitim mutlak bir
ihtiyaçtır.

24-Kemalizm’in ilk maddeden devrim oldugunu söylemistim.Türk
Devrimidir.Bir millet bütün olarak deri degistirmis softa zihniyeti yerine hedefini
çagdas yola dogru çevirmis,padisahın kulu olmak yerine ülkenin herkes gibi esit
hakkı olan bir vatandası olmustur.Ama Kemalizm’de devrim bitmez.Devrim yolunda
durmak olmaz.Dünya ilerlerken devrimci ruh sayesinde devrimlerle,yenilesme ile bilim ile
egitim ile onlara yetismeli hatta onları geçmeliyiz.Onlarla basa çıkmanın yolu
budur.Aksi takdirde kendi devrimlerle gelistirmeyen,çagdas düzene ayak uyduramayan
bütün devletler ilerleyen dünyanın ve kuduran emperyalizmin altında ezilip yok olur.

25-Kemalist gençlik vatanın bagımsızlıgı ve refahı için sonuna
kadar yanlıslara karsı muhalif tavrını koruyacaktır.Sınırlar içerisinde atesli
bir muhalefet olmasına ragmen Kemalist gençlik sınırlarımızın
dısından yabancılardan gelen bir tehlikeye karsı sonuna kadar mücadele
edecektir.Sınırlarımız içerisinde birbirimizi sevmesek de farklı görüslere sahip
olsak da dısarıya karsı tek yumruk olmak gerekir.Kemalist Gençlik
Türk Milletine bunun yakıstıgını savunur.

26-Kemalizm sadece siyasal bir ideoloji degil yasamsaldır.Bir
ideolojiye gönül veren bir insan ideolojisini hayatına yansıtmalıdır.İdeoloji ile
hayatını ayrı tutmamalıdır.Her hareketinin ideolojik olarak kendi fikirlerine uyması
gerekir.İdeolojisine ters düsen bir hareket yaptıgı zaman ‘siyasi
ideoloji(görüs) ayrı’ ‘hayat görüsü ayrı’ diyen bir insan ideolojik olarak
bir sey bilmiyor demektir.




Evet Kemalizm yasamsaldır.Hayatın her alanındadır.

Kullanıcı avatarı
yazgüneşi
Kilobyte4
Kilobyte4
Mesajlar: 677
Kayıt: 13 Şub 2007, 08:56
Konum: Arizona/Finiks

ATATÜRKÇÜLÜK(Kemalizm)

Mesaj gönderen yazgüneşi » 09 May 2008, 22:54

ATATÜRKÇÜLÜK(Kemalizm)



Atatürkçülük,Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk'ün Türkiye Cumhuriyetini kurduktan sonra üzerine oturttugu temellerin bütünüdür…Diger bir adı da ‘Kemalizm’dir

NOT:1935 de parti tüzügünde gecen Kemalizm sözcügü 1939 da M. Kemal Atatürk tarafından 1937'de hazırlanan ikinci

taslakta aynen korunmus,ardından yapılan kurultayda degistirilmis ve 1943 de Kemalizm parantez içine alınmıs ve

1954 de parti programından çıkarılmıstır.



ATATÜRKÇÜ (Kemalist); Atatürk ilkelerini benimseyip özümseyen, ATATÜRK'ün yapıtlarını koruyup güçlendiren, O'na yarasır olma çabasıyla yasamını sürdüren ahlaklı, bilgili, çalıskan,erdemli, yürekli,yurtsever, örnek yurttastır.Halk dalkavugu degil, dostudur, halkıyla yan yana, bas basa ve yürek yüregedir. Sporu, sanatı, kültürü destekler. İlke adamıdır, ulusal sanayi, ögrenim birligini, anayasal demokrat düzeni, yargı bagımsızlıgını Silahlı Kuvvetleri, kolluk güçlerini, gençligi, çagdaslıgı, barısı, dostlugu savunur. Hiç tartısmasız ve hiç kuskusuz her kötülügün karsısında, her iyiligin ve gelismenin yanındadır. Hukukun üstünlügüne saygılıdır,

adaleti karakteri bilir .



Atatürkçülük,bilimi ve aklı kendisine rehber eder,dogmaları reddeder.Atatürk,"Hayatta en hakiki mürsit ilimdir,fendir.İlimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır."diyerek aslında bu tanımı özetlemistir. ATATURK İLKELERİ, basta tarihsel simge ''altıok''la özetlenen, yasam felsefemiz, Türkiye'yi Türkiye yapan, ülkemize ve ulusumuza özgü, kendini yenileyen, her birini birer ''altıok'' saydıgımız Atatürk'ün çagdas uygarlık düzeyini, sonsuzluga uzanan yönü ve yolu gösteren tüm ilkeleridir. Barıs, demokrasi, bilimsellik; akılcılık, esitlik, dostluk, kültür, sanat ve spor yandaslıgı gibi...Atatürk ilkeleri, Türkiye'nin varlık-yasam çizelgesi, Türkiye'ye özgü bir düsünce dizgesidir. Atatürkçü düsünce; Atatürkçülügü (Kemalizm) amaçlar ve anlatır. Atatürk'ün geçlige hitabesi,bu ülkeyi emanet ettigi biz gençlere aynı zamanda bütün ilkeleri de anlatır…



Yinelemekte yarar var: Büyük ATATÜRK'ün gerçeklestirdigi "TÜRK DEVRİMİ"nin temeli, basta altıok'la simgelenen Cumhuriyetçilik, Milliyetçilik, Halkçılık, Devletçilik, Laiklik ve İnkılapçılık olmak üzere tüm Atatürk ilkelerinin ve bu yolla yasama geçen "Türkiye Aydınlanması"nın yıkılmaz savunucusudur. Dengeli, nitelikli, tutarlı, saygılı, özverilidir. Gölgeli degil,aydınlıktır.





Yas@mının her anında,ülkesine hizmeti kendisine bir borç bilmis ulu önder Mustafa Kemal Atatürk'ün bize emanet ettigi cumhuriyeti,ilkeleri,devrimleri ve fikirleri,Türkiye Cumhuriyetinin sonsuza kadar var olma kosullarını da bir bakıma göstermistir.Bilinçli olarak,onun bir takım fikirlerine karsı çıkan,devrimlerini yok sayan bir takım çevreler,aslında bu ülkenin yıkılmasına zemin hazırlayanlardır.Çünkü Mustafa Kemal'siz bir Türkiye,Türkiye’siz bir Türk,Türk’süz bir Atatürk olmaz.Türk'e milli benligini,kültürünü,dilini kısacası Türk'e Türklügünü geri veren ulu önder Atatürk'tür.

Kullanıcı avatarı
Mu®aT
Kilobyte4
Kilobyte4
Mesajlar: 764
Kayıt: 01 Nis 2007, 11:36

Mesaj gönderen Mu®aT » 28 Tem 2008, 22:33

ülkemizde bir kısım ... tarafından sevilmez Atamız.Hatta düsüncelerini de sevmezler,kemalizm nedir yaa derler,ben 50 torba kömür,100 kg pirinç alırım bakarım keyfime,ülkeyi satsınlar,ingilizler gelirse daha iyi yasarız,hiç degilse kafamdaki bez ile ugrasmaz onlar,hümeyniye taparım o benim son peygamberim vs derler,Mustafa Kemal eh iste iyi bir asker derler...
Kurulacak olan hatta ülkemizden bir kısım bölgeleri alacak olan büyük kürdistan imparatorlugu bile kemalizmi benimsicekmis :D

Kullanıcı avatarı
unlucky
Byte2
Byte2
Mesajlar: 73
Kayıt: 26 Nis 2008, 00:31
cinsiyet: Bayan
Konum: ''Yaşama hakkın mücadele gücün kadardır.''

Mesaj gönderen unlucky » 28 Tem 2008, 23:01

KEMALİZM NEDİR?

Kemalizm, tıpkı liberalizm ve sosyalizm gibi, bir devrim ideolojisi olarak dogmustur. Ama, liberalizm ve sosyalizmden farklı olarak, geri kalmıs bir ülkedeki devrim kosullarının gereksinimlerini yansıtmaktadır. Bu nedenle de, Kemalizmi iyi degerlendirebilmek için, geri kalmıs ülke devrimlerinin gelismis ülke devrimlerinden farkını anlamak gerekir.
Fransız Devrimi, evrim sürecinde önlerde yer alan bir toplumda rastlanabilen devrimlerin en ünlü örnegini olusturur. Kosullar ve toplumdaki güç dengesi degismis, ama eski kosullara göre olusan ve eski güç dengesini yansıtan toplumsal ve özellikle de siyasal kurumlar degismemekte direnmis, toplumsal - ekonomik gelismeyi zorlastırmaya baslamıstır. Kentsoylular ( burjuvazi ) yeni bir toplumsal sınıf olarak dogmus, güçlenmis, ama güçleri ölçüsünde siyasal rejimde etkili olamamıslardır. Bir anlamda toplumun altyapısı degismis, ama üstyapı bu degisiklige uymamıstır. Burada sözkonusu olan, eski kurumları yeni kosullara, yani üstyapıyı altyapıya uydurmaktır; degisen kosullarla, kosulların yarattıgı gereksinmeleri karsılaması gereken kurumlar arasındaki çeliskileri gidermektir.

Evrim sürecinde geride kalmıs toplumlarda görülen devrimler ise, belirli tarihsel kosullardan yararlanarak, bu toplumların evrimini hızlandırmak, bazı evreleri atlatmak amacını tasır. Birinci grup ülkelerdeki devrimciler, kosulların geregini yerine getirmek ve gereksinimlerin dogurdugu devrimci ideolojiyi izlemekle yetinmek durumundadırlar. Toplumun henüz ulasamadıgı bir asamaya göre kurumlar olusturmak, böylece gelismis ülkelerle aralarındaki açıgı bir ölçüde olsun kapatmak zorundadırlar. Kendilerinden çok önce o asamaya ulasmıs olan toplumların deneyimlerinden ders alabilmek olanagına sahiptirler. Ama o devrimin dogal tasıyıcısı, itici gücü olan toplumsal sınıfın bulunmaması nedeniyle de isleri çok daha zordur. Ancak eski düzenin savunucusu güçlerin - tarihsel nedenlerle - zayıflamıs oldukları bir andan yararlanarak iktidarı ele geçirebilirler. Temel devrimci gücün yoklugunu ya da zayıflıgını ise, ideolojiye büyük agırlık vererek ve o ideoloji etrafında iyi örgütlenmis "bilinçli" bir çekirdek güç olusturarak telafi etmeye çalısırlar.

Toplumlardaki güçler dengesinin degismesine karsın, eski güçler dengesinde agır basan güçlerin çıkarlarına ve dünya görüslerine göre biçimlenmis olan kurumların degismemekte direnmesi, devrimin nesnel ( objektif ) kosullarını olusturur. Varolan bu düzeni elestiren ve yeni bir düzenin ilkelerini içeren ideoloji ise, devrimin öznel ( subjektif ) kosulu sayılabilir. Devrimi, bilinçsiz bir ayaklanmadan, kızgınlık birikimlerinin kırıp - dökmeye dönüsmesinden ayıran ana özellik, sahip olunan "devrimci bilinç", yani "bilinç" ögesidir.

Evrim sonucu dogan devrimlerde, ideoloji evrime kosut olarak dogar, devrimci eylem içinde gelisir. Böyle bir devrimde ideolojinin agırlıgı, nesnel kosulların, çok gerisinde kalır. Oysa geri kalmıs ülkelerde nesnel kosullar yeterinde olusmamıs oldugu için, ideolojinin önemi artar. İdeoloji, devrimi olanaklı kılan ortamdaki, somut kosullardaki eksikligi giderme, boslugu doldurma islevini üstlenir. Burada ideoloji, yine devrimci eylem içinde bazı degisikliklere ugramakla birlikte, devrim öncesinde hazır olarak vardır ve çogunlukla da, ana çizgileriyle gelismis ülkelerden aktarılmıstır. Amaç zaten o ülkelerin düzeyine daha hızlı bir biçimde ulasmak oldugu için, bunu dogal karsılamak gerekir. Devrimci ideoloji, devrimin öncüsü güçlerin toplumsal özelliklerine göre bazı degisimler geçirmekle birlikte, ana dogrultuda aynı kalır.

Her devrim belirli toplumsal güçlere dayanarak gerçeklesir. O güçlerin yeterince gelismedigi ortamlarda ise, devrimci ideolojinin kendisi, yaratıgı bilinç ve kitlesel etkisiyle devrimci bir güç olusturabilir. Bir ayaklanmanın, bir hükümet darbesinin, bir bagımsızlık savasının, tarihi hızlandırmak amacındaki bir devrime dönüsmesinde, devrimci ideolojinin etkisi büyüktür. Ama ideolojinin devrimdeki agırlıgının artması ölçüsünde, o ideolojinin dogmatiklesmesi olasılıgı da artar. Çünkü söz konusu ideoloji, bir anlamda, varolması istenilen, ama henüz varolmayan kosulların ürünüdür.

Mustafa Kemal, tıpkı Lenin gibi, Birinci Dünya Savası'nın ülkesindeki eski düzenin temsilcilerini maddi ve manevi açıdan yıpratmasından yararlanarak, evrimin henüz zorunlu kılmadıgı yeni bir toplumsal - siyasal düzeni yaratacak süreçleri harekete geçirmistir. Lenin, Rusya ordusunun perisan olması sayesinde, küçük ama iyi örgütlü ve bilinçli bir güce dayanarak siyasal iktidarı ele geçirirken; Mustafa Kemal, ülkesini düsman isgalinden kurtarmanın kendisine kazandırdıgı olaganüstü etkiyi kullanarak devrimi gerçeklestirmistir. Lenin'in Rusya'nın kosullarına uydurmaya çalıstıgı marksist ideoloji - yukarıda degindigimiz nedenden dolayı - dogmalasırken; Mustafa Kemal, liberealizm ve sosyalizmden yararlanarak Türkiye'nin kosullarına göre olusturmaya çalıstıgı devrimci ideolojinin dogmalasma olasılıgını önlemeye çalısmıstır. İdeolojik kalıplasmanın hızlı bir degisim süreciyle bagdasmayacagını vurgulayarak, bir anlamda "sürekli devrimcilik" anlayısının öncülügünü yapmıstır. Bazılarının ileri sürdügünün tersine, kemalizmin ideolojisi vardır, ama "ögreti"si ( doktrini ) yoktur.

Kemalizm'in önünde iki asamalı bir amaç vardı: Bagımsızlık ve çagdaslasma. Bu ereklere ulasmak için, ideolojinin çerçevesini olusturan ulusçuluk, cumhuriyetçilik ve laiklik ilkeleri Fransız Devrimi ve dolayısıyla liberalizmden; devletçilik, halkçılık ve devrimcilik ilkeleri de sosyalizmden esinlendi.

Ulusçuluk

Kemalizm içinde "milliyetçilik", bir yandan ulusal bagımsızlıgın saglanması, öte yandan da çagdaslasma gereksinimlerini karsılamaya yönelik ideolojik bir öge olusturuyordu. Çagdas bir toplum olmak için önce ulus olmak, uluslasma asamasından geçmis olmak gerekiyordu. Uluslasma asaması, çagdas toplumun temel özelliklerinden olan demokratikligi saglayabilmek için de bir ön kosuldu.

Çesitli kaynaklardan beslenen gecikmis Türk milliyetçilik akımının bir düsünce sistemi içine oturtan kisi Ziya Gökalp olmustu. Bir yandan ulusal bagımsızlıgı saglamak, öte yandan çagdas anlamda bir ulus yaratmak eregine yönelen Mustafa Kemal, elbette ki bu birikimden yararlanmıstır. Ama, aynı zamanda, eylem içinde onu asmıs, kendi damgasını tasıyan bir milliyetçilik anlayısına ulasmıstır. Bu, sınırlar ötesi hedefler gözetmeyen, ırkçı olmayan, çogulcu bir millyetçiliktir.

Atatürk, tüm sömürge durumundaki ülkelerin, kendi deyimiyle "mazlum milletler"in birer birer bagımsızlıklarını kazanacagını çok önceden söylemis, ulusal kurtulus savasının basarısı ile de onlara cesaret vermistir. Emperyalist devletlere karsı kazanılan bu ilk kurtulus savası, giderek evrensel bir model olusturmustur. Kemalist milliyetçilik anlayısının dısa yönelik hedefi, "çagdas uluslar toplulugunun esit haklara sahip bir üyesi olmak"tır. Sadece siyasal bagımsızlıkla yetinmeyen, ekonomik bagımsızlıgı da içeren bir "tam bagımsızlık", bu hedefin ayrılmaz bir parçasıdır.

Kemalist milliyetçiligin içe yönelik hedefi ise, çagdas bir ulus yaratmaktır. Bu ulus, ne "ırkçı" ne de "ümmetçi" bir anlayısı yansıtmaktadır. Atatürk'e göre ulus, ne din ne de ırk temeline dayanır; ulusu yaratan temel öge, ortak tarih, o ortak tarihin ürünü ortak dil ve sonuç olarak ortak kültürdür. Atatürk ilk Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde yaptıgı bir onusmada, Türk, Kürt, Laz, Çerkes birlikte bir bütün olusturdugunu vurgulamıs, Kurtulus Savası sırasında hep "Türkiye Milleti" deyimini kullanmıstır. Daha sonraları karmasık bir etnik yapıdan kendine güvenen çagdas bir ulus yaratmak için çaba gösterdiginde de, örnegin "Ne mutlu Türk olana" dememis, "Ne mutlu Türk'üm diyene" demistir. O'nun için "Türk", Anadolu toprakları üzerinde "kederde, kıvançta" dayanısma içinde olan insanların adıdır. Orta Asya'daki Türk o milliyetçilik çerçevesinde yer almazken, Anadolu'nun tüm insanları, etnik kökenine bakılmaksızın ulusun bir parçası sayılmaktadır. Atatürk "Medeni Bilgiler" kitabında söyle demistir: "Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denir." 1935 yılındaki resmi tanımlamaya göre de, "ulus, dil, kültür ve ülkü birligi ile birbirine baglı yurttaslardan meydana gelen siyasal ve sosyal bir bütündür."

Atatürk, ulus kavramından din ögesinin dıslanmasını, dinin ulus dısında ayı bir olgu olarak degerlendirilmesini ise söyle savunmustur: "Türkler islam dinini kabul etmeden de büyük bir millet idi. Bu dini kabul ettikten sonra, bu din, ne Arapların, ne aynı dinde bulunan Acemlerin ve ne de sairenin Türklerle birlesip bir millet teskil etmelerine tesin etmedi. Bilakis, Türk milletinin milli baglarını gevseti; mili heyecanını uyusturdu. Bu pek tabii idi. Çünkü Muhammed'in kurdugu dinin amacı, bütün milliyetlerin üzerinde, hepsini kapsayan bir ümmet siyaseti idi."

Milliyetçilik, aynı topraklar üzerinde benzer kosulları paylasan insanların, dısa karsı korunma ve dayanısma gereksinmelerini karsılayan bir ideolojidir. Toplum içindeki çıkar çatısmalarına alet edildiginde tutucu, toplumun dısa karsı ortak yararlarını savunmak için kullanıldıgında ilericidir. Baska bir deyisle, toplumdaki bir kesimin baska bir kesimi sömürmesini gözden saklamak amacıyla kullanıldıgında tutucudur; ama o toplumun baska toplumlar veya baska toplumların içindeki bir kesim tarafından sömürülmesine karsı basvuruldugunda ilericidir.

İleri milliyetçilik insancıldır; insanlara acı vermeye degil, onların acılarını dindirmeye yöneliktir. İlerici milliyetçilikte, insanları egemenlik altına almak degil, onları egemenlikten kurtarmak amacı vardır. İlerici milliyetçilik, bütün insanların özgürlügünü ve tüm toplumların esitligini savunur. İlerici milliyetçilik, bölücü degil, birlestiricidir. İlerici milliyetçilik, savasçı degil barısçıdır; savası ancak gerektiginde, yukarıdaki amaçlar ugruna kabul eder. İste ilerci milliyetçilik, kemalist milliyetçiliktir. Bu nitelikleriyle de, çagdas, evrensel ve kalıcıdır.

Cumhuriyetçilik
Kemalizmin ilkelerinden "Cumhuriyetçilik", bir anlamda milliyetçiligin dogal sonucu gibi görülebilir. Eger egemenlik ulusa ait ise, ülkenin kimler tarafından hangi kurallara göre yönetilecegi de ulus tarafıdan belirlenecek demektir. Kemalist ideoloji içinde cumhuriyetçilik, giderek "demokrasi" ile bütünlesmekte, esanlamlı hale gelmektedir. Cumhuriyetçilik aynı zamanda, siyasal iktidarın dinsel kökenli olmaktan çıkması, laiklesmesi, siyasal rejimin çagdaslasması demektir. Bu ilke, iktidarın dinsel kökenli olmaktan çıkmasıyla laiklik ilkesiyle, mesrulugun temelini halk desteginin olusturmasıyla da, halkçılık ilkesiyle yakından ilgilidir.

Mustafa Kemal'e göre, "Yeni Türkiye Devleti" bir halk devleti idi. Oysa geçmisteki devlet, bir "kisi devleti" idi, kisilerin devleti idi. Cumhuriyet rejiminden ne anladıgını ise söyle açıklıyordu: "Cumhuriyet rejimi demek, demokrasi sistemi ile devlet sekli demektir. Biz cumhuriyeti kurduk, on yasını doldururken demokrasinin bütün gereklerini sırası geldikçe uygulamaya koymalıdır. ... Milli egemenlik esasına dayanan memleketlerde siyasi partilerin var olması tabiidir. Türkiye Cumhuriyeti'nde de birbirini denetleyen partilerin dogacagına süphe yoktur." Suna Killi'nin de altını çizdigi gibi, kemalist cumhuriyetçilik anlayısı ulusçu, demokratik, özgürlükçü ve çogulcuydu.

Cumhuriyet ile demokrasiyi ayrı düsünmeyen Atatürk, 1930'lar Avrupası'nda neredeyse yaygın olarak görülen baskıcı rejimlerin hepsini de elestirmistir. Fasist, komünist ya da mesleklerin temsiline dayalı koperatif sistemlerin Türkiye açısından özenilir olmadıklarını vurgulamıstır. Oysa o dönemde etrafındaki birçok kisi, özellikle fasist - nazist modelden etkilenmislerdi.

Ulusal Kurtulus Savası'nın bile oldukça demokratik bir mecliste tartısılarak, zaman zaman sert biçimde elestirilerek, denetlenerek yürütülmüs olması son derece önemli ve anlamlıdır. Mustafa Kemal bu tercihi yaparken, elbette ki harekete içte ve dısta belirli bir mesruluk kazandırmak amacıyla da hareket etmisti. Ama Kurtulus Savası sonrasında izledigi yol da, demokrasinin O'nun açısından bir temel tercih sorunu oldugunu ortaya koyuyordu. Devrimin tehlikeye düsmesi nedeniyle zaman zaman sert önlemlere basvurmak zorunda kaldıgı zaman bunu dogal saymıyor: "Onlar ancak baska önlemlerle önüne geçilemeyecek büyük tehlikeler karsısında kalındıgı zaman, zorunlu olarak onaylanır" diyordu.

"Hiçbir totaliter rejim tasavvur edemeyiz ki, bir muhalefet yaratmak amacıyla kendiliginden bir tesebbüste bulunsun" görüsünü savunan Ergun Özbudun'a katılmamak olanaksız. Serbest Fırka'nın kurulması asamasında Atatürk'ün Fethi Bey'e yazdıgı mektuplarda su satırlar vardı: "Büyük Millet Meclisi'nde ve millet önünde islerin serbest olarak münakasası ve iyi niyet sahibi zatların ve fırkaların düsüncelerini ortaya koyarak milletin yüksek menfaatlerini aramaları benim gençligimden beri asık ve taraftar oldugum bir sistemdir." Kendi partisi içinde en sert muhalefete bile hosgörü gösteren Atatürk, özgürlüklerin temel oldugu bir demokrasi anlayısına sahipti. Özgürlük anlayısı ise, sadece baskasına zarar vermemek anlamında bir "negatif özgürlük" anlayısıyla da sınırlı degildi. İnsanın kendi yeteneklerini gelistirmesi anlamındaki bir çagdas özgülük anlayısını daha 1930'larda savunmaktaydı.

Atatürk'ün yaptıgı ve yapmaya özen göstedigi bazı seyler var ki, günümüzün "katılımcı" demokrasi anlayısını daha o zamanlar, sezgileriyle benimsedigini düsündürmektedir. ( Bu açıdan, örnegin 12 Eylül Anayasası'nın demokrasi anlayısından çok daha ileridir: Dünya'da ilk kez bir bayram çocuklara armagan edilmis ve o vesile ile onlara, ülkenin gelecekteki sahipleri oldukları bilinci asılanmaya çalısılmıstır. 23 Nisan günleri çocukların, kentlerdeki önemli kamu görevlilerinin makamlarına oturmalarının, onların görevlerini geçici olarak devralmıs gibi davranmalarının, bir oyun havasının ötesinde anlamlı oldugu açıktır. Belki yine ilk kez, bir önder, devrimini gençlere emanet etmis ve onlardan, gerektiginde ülkede siyasal iktidara sahip olanlara karsı çıkmalarını istemis, 1924'te seçmen yasını 18'e indirmistir. Daha o yönde hiçbir istek, hiçbir gereksinme yokken, Türk kadınına siyasal hak ve özgürlüklerini - demokrasinin anayurdu sayılan bazı batı ülkelerinden önce - veren, kadının siyasal yasamda agırlık kazanmasına çaba gösteren de Atatürk'tür.

Atatürk bununla da yetinmemis, gerçeklestirdigi büyük "kültür devrimi" açısından önem tasıyan kurumların bagımsız ve demokratik bir yapıya sahip olmalarına özen göstermistir. Herseyin devlet içinde ve "devlet için" oldugu fasizmin yükselme döneminde bile, Türk Dil ve Tarih Kurumları siyasal iktidardan bagımsız birer dernek olarak kurulmus ve yasamlarını sürdürmüslerdir. Atatürk onların parasal bagımsızlıgını saglayabilmek için, kendi mal varlıgını sürekli bir destek olarak kullanmaktan çekinmemistir. Yurdu bir kültür agı gibi saran 404 "Halkevi" ile dört bin kadar "Halkodası" da, kâgıt üzerinde tek partiye baglı olmakla birlikte, büyük ölçüde bagımsız ve demokratik bir yapıya sahip kılınmıslardır. Bunlar, "kitle örgütleri"nin kötü gözle görüldükleri 1980'lerin Türkiye'sinden yarım yüzyıl önceki Kemalist ideolojiyi yansıtan somut örneklerdir.

Mustafa Kemal, demokarasinin herseyden önce bir özgürlük sorunu olduguna inanıyor ve söyle diyordu: "İrade ve egemenlik milletin tümüne aittir ve ait olmalıdır. Demokrasi sosyal yardım veya iktisadi teskilat sistemi degildir. Demokrasi maddi refah meselesi de degildir. Böyle bir nazariyat vatandasların siyasi hürriyet ihtiyacını uyutmayı amaçlar. Bizim bildigimiz demokrasi siyasidir. Onun hedefi, milletin idare edenler üzerindeki muhakemesi sayesinde siyasi hürriyeti saglamaktır. Türk demokrasisi Fransa ihtilalinin açtıgı yolu takip etmis, ama kendisine özgü niteligi ile gelismistir. Zira her millet devrimini toplumsal ortamın baskı ve ihtiyacına göre ( ... ) yapar. Demokrasi prensibi, ulusal egemenlik sekline dönüsmüstür. Bir ulusu olusturan bireylerin o ulus içinde, her çesit özgürlügü, yasamak özgürlügü, çalısmak özgürlügü, düsünce ve vicdan özgürlügü güven altında bulunmalıdır."

Halkçılık

Mustafa Kemal'in demokrasi anlayısı, Kemalizm'in en önemli ilkelerinden olan "halkçılık"tan da soyutlanamaz. Atatürk baslangıçta halkçılıgı su sekilde tanımlıyordu: "Bugünkü varlıgımızın asıl niteligi milletin genel egilimlerini isbat etmistir. O da halkçılıktır, halk hükümetidir, hükümetlerin halkın eline geçmesidir." Ama zamanla bu ilkenin de içerigi gelisti ve Halk Partisi'nin programlarında üç ögeyi içermeye basladı: Siyasal demokrasi, yasalar önünde esitlik, sınıf çatısmalarının kabul edilmemesi ve toplumun dayanısma içerisinde gelismesi.

Osmanlı İmparatorlugu'nun çöküs döneminde girisilen reformlar hep devleti kurtarmak amacına dönüktü. Oysa Mustafa Kemal, halka güç kazandırmadan, halka dayanıp onun yaratıcı gücünden yararlanmadan çagdas bir topluma ulasılamayacagının bilinciydeydi. 1922'de Meclis kürsüsünden sunları söylüyordu: "Türkiye'nin gerçek sahibi ve efendisi, gerçek üretici olan köylüdür... Diyebilirim ki, bugünkü yıkım ve yoksullugun biricik nedeni bu gerçegin gafili bulunmus olmamızdır. Gerçekten, yediyüz yıldan beri dünyanın çesitli ülkelerine göndererek, kanlarını akıttıgımız, kemiklerini topraklarında bıraktıgımız ve yediyüz yıldan beri emeklerini ellerinden alıp savurdugumuz ve buna karsılık her zaman asagılama ve alçaltma ile karsılık verdigimiz ve bunca özveri ve bagıslarına karsı iyilik bilmezlik, küstahlık, zorbalıkla usak durumuna indirmek istedigimiz bu soylu sahibin önünde büyük bir utanç ve saygıyla gerçek durumumuzu alalım."

Mustafa Kemal, yüne Kurtulus Savası yıllarında Meclis önünde yaptıgı bir konusmada, halkçılıgın toplumsal - ekonomik içerigini söyle açıklıyordu: "Toplumsal ugras yönünden düsündügümüz zaman, biz yasamını, bagımsızlıgını kurtarmak için çalısan kimseleriz, zavallı bir halkız! Kendimizi bilelim. Kurtulmak, yasamak için çalısan ve çalısmaya zorunlu olan bir halkız! Bundan ötürü her birimizin hakkı vardır. Yetkisi vardır. Fakat çalısmakla bir hakkı elde ederiz. Yoksa arka üstü yatmak ve yasamını çalısmaktan uzak geçirmek isteyen kisilerin bizim toplumumuz içerisinde yeri yoktur. O halde söyleyiniz baylar! Halkçılık toplumsal düzenini emegine, hukukuna dayatmak isteyen bir toplumsal ugrastır."

Kemalizm, sekilcilige karsı bir ideolojidir. Halkçılık ilkesinden hareketle yapılan birçok reform, Osmanlı geleneginin ürünü olan seçkin - halk ikilemini asmaya yöneliktir. Bu amaçla girisilen en önemli atılımlardan birisi, "Türk dilini yabancı dillerin boyundurugundan kurtarmak" amacıyla gerçeklestirilen "dil devrimi", yani dilde arılastırma çabalarıdır. Sadece seçkinlerin anladıgı Arapça - Farsça yüklü Osmanlıca terkedilmis, türetme ile zenginlestirilmis Türkçe yazın ve bilim dili olmaya baslamıstır. Aslında ögrenilmesi güç olan eski yazının yerine latin alfabesinin kabulü, halkın egitimini kolaylastırmak amacını da tasımıstır.

Kemalist halkçılık, "ayrıcalıksız, sınıfsız" bir toplum öngörüyrodu. Fakat bu toplumsal sınıfları kaldırmayı amaçlayan marksist anlayısı yansıtmıyordu. Kurtulıs Savası Türkiye'sinde marksist anlamda bir "egemen sınıf" ve isçi sınıfı bulunmadıgı varsayımından hareket etmekteydi. Öyleyse varolmayan bir sınıf çatısması ve ayrıcalıklı toplum kesimleri yaratılmamalıydı. Ekonomik gelismeyi saglamak için toplumdaki tüm olanaklar degerlendirilmeye çalısılırken bu beklentiye ters düsen bir durumun dogması, Kemalizmin, Suna Kili'nin vurgulamaya özen gösterdigi bir temel özelligin gözden kaçmasına neden olmamalıdır: "Atatürkçülük, herhangi bir sınıfın egemenligini reddeden, ılımlı toplumculugu öngören, her türlü sömürüye karsı bir dünya görüsüdür. Atatürkçü halkçılık, yönetimde, siyasada, kalkınmada, gelirlerin dagılımında, devlet ve ulus olanaklarının kullanılmasında halk yararının gözetilmesini amaçlar."

"Peki halk nedir?" sorusunun yanıtını ise biz verelim: Halk, ayrıcalıklara sahip bulunmayan toplum kesimlerinin toplamıdır!

Devrimcilik

Kemalist "devrimcilik" ilkesi, halkçılıkla ve hatta demokrasi anlayısı ile iç içe bir anlam tasır. Mustafa Kemal'in 1923'te Konya'daki bir konusmasında yer alan su cümleler, O'nun nasıl bir devrimcilik anlayısından hareket ettigini, hiçbir yanlıs anlamaya yer vermeyecek kadar açık bir biçimde sergilemektedir: "Bozuk zihniyetli milletlerde büyük çogunluk baska hedefe, aydın denen sınıf baska zihniyete sahiptir. Aydın sınıf telkinle, aydınlatma ile büyük çogunlugu kendi amacına göre ikna etmeyi basaramayınca, baska yollara basvurur. Halka zorbalık etmeye baslar. Basarıya ulasmak için, aydın sınıfla halkın zihniyet ve hedefi arasında tabii bir uyum olması gerekir. Yani aydın sınıfın halka telkin edecegi ilkeler, halkın ruh ve vicdanından alınmıs olmalı. Bu halk bir defa karsısındakinin samimiyetle kendilerine yardımcı olduklarına inanırsa her türlü hareketi derhal kabule hazırdır. Bunun için gençlerin herseyden evvel millete güven vermesi gereklidir."

Bu, seçkinciligi açıklıkla yadsıyan, halkla bütünlesmeye ve dolayısıyla demokratik yöntemlere büyük önem veren bir devrimcilik anlayısıdır.

Kemalist devrimcilik anlayısının iki yanı bulundugunu söyleyebiliriz. Birinci yanı eski düzenin geçerligini yitirmis kurumlarını yıkıp, yerlerine çagın gereksinmelerini karsılayacak kurumları koymakla ilgilidir. Ama Kemalizm bununla yetinmemekte, devrimciligi aynı zamanda sürekli olarak yeniliklere, degismelere açıklık biçiminde anlamakta ve kalıplasmaya karsı çıkmaktadır.

Atatürk, devrimcilik ilkesinin birinci ögesini söyle tanımlıyordu: "Devrim, Türk milletini son yüzyıllarda geri bırakmıs olan kurumları yıkarak yerlerine, ulusun en yüksek medeni gereklere göre ilerlemesini temin edecek yeni kurumları koymus olmaktır." Atatürk, yaptıgı devrimin ülkeye kazandırdıklarının korunmasını elbette ki devrimcilik ilkesinin bir geregi sayıyordu. Ama O'nun açısından sorun o noktada bitmiyordu. Kosulların degiseceginin, degisen kosulların yeni kurumları, yeni atılımları gerektireceginin bilinciydeydi. Bu nedenledir ki, Kemalist ideolojinin kalıplasmasına, bir anlamda devrimin dondurulmasına karsıydı. Kosullara kosut olarak sadece kurumların degil, düsüncelerin de degismesinin gerekliligini biliyordu. İste bu nedenledir ki, Kemalizm'in devrimcilik ilkesi, aynı zamanda bir "sürekli devrimcilik" anlayısını da yansıtmaktadır.

En ilerici kurumlar bile, kosullar içinde eskir. En ileri bir devrimin "bekçiligi" ile yetinenler, degisen kosulların gerisinde kalmaktan, tutuculasmaktan kurtulamazlar. Kemalizmin bu sürekli devrimcilik anlayısını benimsemeden, sadece Mustafa Kemal'in saglıgında gerçeklestirdiklerinin bekçiligi ile yetinenleri "Kemalist" ya da Atatürkçü saymak olanaksızdır.Suna Kili, "Devrimcilik kalıplasmayı, duraganlıgı, köhnelesmeyi, islevini kaybetmeyi, çagın, toplumun gerisinde kalmayı önlemek, dinamik bir devrimin anlayısını saglamak ve sürdürmek için konmustur." derken haklıdır. Emre Kongar da, aynı gerçegi söyle ifade etmektedir: "İkinci anlamda devrimcilik, Türk Devrimini, temel ilkeleri yönünde götürme görevini içeriyordu. Yalnız mevcudun ve gerçeklestirilenin korunması ile yetinilmeyecek, Türk Devrimi, zamanın gereklerine ve çagdas gelismelere göre, temelinde yatan ilkeler dogrultusunda daha da ileriye götürülecekti."

Devletçilik

Kemalizmin "devletçilik" ilkesini de, halkçılık ilkesi ile baglantılı olarak degerlendirmek gerekir. Yoksul, yüzyıllardır ihmal edilmis olan halk nasıl kalkınacak ve hakettigi çagdas yasam düzeyine ulasacaktır? Batı'nın gelismis toplumlarının nasıl bir yoldan geçerek o noktaya geldikleri biliniyordu. Bir yandan kendi halklarını, öte yandan geri kalmıs ülke halklarını sömürerek bir sermaye birikimi olusturmuslardı. Türkiye'nin kendisi geri kalmıs bir ülkeydi. Halkın sırtından bir sermaye birikimi olusturulmasına, onun birkaç kusak daha yoksul tutulması pahasına bir kalkınmaya ise "halkçılık" anlayısı karsıydı.

1923 - 1930 arasında, kalkınma için gerekli yatırımları yapması özel girisimlerden beklendi. Ama bu islevi yerine getirmeye özel kisilerin ne yeterli parası, ne yeterli deneyimi, ne de yeterli teknolojik birikimi vardı. Dünya'yı sarsan 1929 ekonomik bunalımı ise, liberal ekonomi politikalarının tam bir basarısızlıgını vurguluyordu. Kemalizm, ülkeyi kalkındırmak, halkı çagdas uygarlık düzeyine ulastırmak için "devletçilik" ilkesini benimsedi. Böylece hem üretim arttırılacak, sanayi gerçeklestirilecek, hem de hakça bir paylasım yapılacak ve ekonomik gücü kullanan bir sınıfın halkı ezmesine olanak verilmemis olacaktı.

Kemalist tek partinin programında 1935 yılında yapılan düzeltmelerden sonra, devletçilik ilkesi söyle tanımlanıyordu: "Özel çalısma ve faaliyeti esas tutmakla beraber mümkün oldugu kadar az zaman içinde milleti refaha ve memleketi gelismislige eristirmek için, milletin genel ve yüksek yararlarının gerektirdigi islerde, özellikle iktisadi alanda devleti fiilen ilgilendirmek önemli esaslarımızdandır. İktisat islerinde devletin ilgisi fiilen yapıcılık oldugu kadar, özel girisimleri tesvik ve yapılanları düzenleme ve denetlemektir."

Kemalist devletçilik anlayısının, bütün üretim araçlarını devletin elinde toplamayı öngören marksizm ile kuskusuz ki hiçbir ilgisi yoktur. Hızlı bir ekonomik büyümeyi saglamak için devletin lokomotif görevini üstlenmesi anlamına geliyordu. Devlet ekonomiye yön verecek, kıt kaynakların akılcı kullanımını planlayacaktı. Devlet özel girisimcilerin ilgilenmedigi, basarılı olamadıgı ya da kamu yararı gördügü alanlarda yatırım ve isletmecilik yapacaktı.

Türkiye baslangıç asamasında devletçiligin iki büyük yararını gördü: Bir yanda, özellikle altyapı ve sanayi yatıımları sayesinde oldukça hızlı bir ekonomik büyüme gerçeklestirilirken; öte yanda, sanayilesmenin devlet eliyle olusumu sayesinde, Türk isçisi Batı'daki örnekleri gibi insancıl olmayan kosullar içinde birkaç kusagın feda edildigini görmedi. 1929 - 1939 arasındaki on yılda dünya sanayi üretimi yüzde 19 artarken, Türkiye'de sanayi üretimi artısı yüzde 96'yı buldu. Sovyetler Birligi ve Japonya dısında hiçbir ülke, bu alanda Türkiye'den daha hızlı bir büyüme saglayamadı. Giderek olusmaya ve büyümeye baslayan sanayi isçisi sınıfı nasıl hiçbir mücadele vermeden seçme ve seçilme haklarını elde ettiyse; yine kan dökülmesine, kusaklar boyu süren büyük acılar çekilmesine gerek kalmadan insancıl çalısma kosullarına kavustu. Kemalist "sürekli" devrimcilik anlayısını daha sonra sürdürenler, sendikalasma, grev ve toplu sözlesme gibi hakları vermek için de isçi sınıfının rejimi zorlamasını beklemediler. ( Ama ugrunda savasım vermeden elde edilen hakların yeterince bilincinde olunamadıgını daha sonraki deneyimler göstermistir. İsçi sınıfı, ancak elinden alındıgı ya da kısıtlandıgı zaman, sahiboldugu hakların ve özgürlüklerin önemini yeterince kavrayabilmistir. Demokrasinin besigi sayılan ülkelerde bile, isçilerin seçme hakları elde etmek için nasıl uzun ve kanlı savasımlar verdigi unutulmamalıdır! )

Laiklik

Altı ok ile simgelestirilen Kemalist ilkeler içerisinde, Atatürk'ün kuskusuz ki, en önem verdigi ilkelerin basında "laiklik" geliyordu. Mustafa Kemal, ülkenin kosullarının daha hiç hazır olmadıgı bir asamada bile, çok partili düzene geçis için sakınca görmezken, tek bir kosul ileri sürmüstü: Laiklikten ödün vermemek! Serbest Fırka'nın önderligini üstlenecek olan Fethi Okyar'a yazdıgı ve daha önce de sözünü ettigimiz mektubunda su satırlar dikkati çekiyordu: "Memnuniyetle tekrar görüyorum ki, laiklik esasında beraberiz. Zaten benim siyasi hayatta bir taraflı olarak daima aradıgım ve arayacagım temel budur."

Bir çagdaslasma ideolojisi olarak Kemalizm açısından laiklik, demokrasi anlamındaki cumhuriyetçiligin de, milliyetçiligin de, devrimciligin de, ve hatta halkçılıgın da ön kosulu oldugu için bu ölçüde önem tasımaktadır. Demokrasinin ön kosuludur; çünkü laiklik olmadan gerçek bir düsünce özgürlügü, gerçek anlamda bir özgür seçim olmaz. ( Bütün dünyada özgürlük ve demokrasi rüzgarları eserken, baskı rejimleri birbiri pesisıra yıkılırken, bundan en az etkilenenin - laikligi kabul edememis - müslüman ülkeleri olusu rastlantı mıdır? ) Milliyetçiligin ön kosuludur; çünkü laiklik olmayan yerde önem tasıyan öge ulus degil, inananların olusturdugu "ümmet"tir. ( Bu anlayıs içinde örnegin Arap ve İranlı, müslüman Türk ile aynı toplumun bir parçası sayılırken, hrıstiyan Türk olan Gagavuzlar ( Gökoguzlar ), Türkçe konustukları ve çok daha ortak kültürel özellikler tasıdıkları halde "yabancı" sayılacaklardır. ) Devrimciligin ön kosuludur; çünkü laikligi kabul etmemis bir toplumda, bilimin va çagın gereklerinin gerisinde kalmıs kurumları degistirmenin tartısılması bile genellikle olanaksızdır. Halkçılıgın ön kosuludur; çünkü din temeline dayalı bir devlette agırlıgı ve önceligi olan halk degil, dinsel seçkinlerdir.

Tarih boyunca hemen tüm devrimciler, din ile degil, ama bir kısım din adamları ile karsı karsıya gelmislerdir. Çünkü eski düzenle çıkarları bütünlesmis olan bir din adamları kesimi, köklü degisimlere hep karsı çıkmıs, dini bir siyasal amaç için kullanarak kitleleri etkilemeye çalısmıslardır. Kendilerinin etkisini ve agırlıgını azaltacak her girisimi de "dinsizlik" olarak nitelendirmekten çekinmemislerdir. Sultanın ve düsmanın çıkarları ile bütünleserek, Kurtulus Savası sırasında Mustafa Kemal'in idam fermanını çıkaranlar gene bu tür din adamları olmustur.

Fransa'daki müslümanların manevi önderi seyh Abbas, Türk toplumunun dısından bir gözlemci olarak, bu konuda söyle diyor: "Osmanlı İmparatorlugu'nun çöküsünde din adamları çok olumsuz roller oynadılar. Mustafa Kemal din adamlarının hatalarını ve yarattıkları tehlikeyi anladıgı için devrimine önce onlardan basladı. O din adamlarının cehaletinden korkmakta, onların ülke için tehlike yarattıklarını düsünmekte haklıydı. Onun savas açtıgı din adamlarının tanıttıkları, savundukları İslam ile gerçek İslam arasında daglar kadar fark vardı. Türklerin babası, dünyaya hakim bir Osmanlı İmparatorlugu'nu çökmüs, parçalanmıs haliyle buldu. Bu koca imparatorlugun çöküsüne de İslam'ın yanlıs tanınması, yanlıs yorumlanması neden olmustu. Atatürk cehalete karsı savastı, İslam'a karsı degil..."

Atatürk din ile ilgili görüslerini aslında açık bir biçimde ortaya koymustu: "Din lüzumlu bir müessesedir. Dinsiz milletlerin devamına imkan yoktur. Yalnız surası var ki, din Allah ile kul arasındaki baglılıktır. Softa sınıfının din simsarlıgına müsaade edilmemelidir. Dinden maddi menfaat temin edenler igrenç kimselerdir. İste biz bu vaziyete karsıyız ve buna izin vermiyoruz. Bu gibi din ticareti yapan insanlar saf ve masum halkımızı aldatmıslardır. Bizim ve sizlerin asıl mücadele edecegimiz ve ettigimiz bu kimselerdir. Hangi sey ki akla, mantıga, halkın menfaatine uygundur; biliniz ki, o bizim dinimize de uygundur. Eger bizim dinimiz aklın mantıgın uydugu bir din olmasaydı, mükemmel olmazdı, son din olmazdı."

Mustafa Kemal, İslam dininin zamanla özünden uzaklastıgını, birçok yabancı ögenin - yorumlar ve bos inançlar olarak - isin içine girdigini düsünüyordu. Çagdas olmanın inançsızlıkla hiçbir ilgisi bulunmadıgı kanısındaydı, ama bilerek, mantıgını kullanarak inanmalıydı. söyle diyordu: "Türkler dinlerinin ne oldugunu bilmiyorlar. Bunun için Kuran Türkçe olmalıdır. Türk Kuran'ın arkasından kosuyor; fakat onun ne dedigini anlamıyor. Benim maksadım, arkasından kostugu kitapta ne oldugunu Türk anlasın."

Müslüman Türk halkı, Kuran'ı kendi dilinden okuyup anlama olanagına ancak laik cumhuriyet rejimi sayesinde kavustu. Türkçe Ezan gene aynı ortamda gerçeklesti; ama çok partili siyasal sisteme geçildikten sonra, tutucu, Kemalizme karsı güçlere verilen bir ödün olarak ortadan kalktı.

Kemalizm, sırasıyla siyasal sistemi, hukuk sistemini, egitim sistemini ve kültürü laiklestirdi. Bir islam ülkesindeki ilk laik devlet böylece dogdu. Eger çok sayıdaki müslüman ülke içinde çagdas demokratik bir hukuk devletine sahip tek ülke Türkiye ise, bunun laiklikle baglantısı olmadıgını öne sürmek elbette ki olanaksızdır. Petrol gibi büyük ve kolay gelir kaynaklarına sahip olmadıgı halde, Türkiye'nin müslüman ülkeler içinde en sanayilesmisi, en ileri teknolojiye ve çagdas ekonomiye sahip bulunanı olusu da ayrıca düsündürücüdür!

Yeni İnsan

Geri kalmıs ülkelerin genellikle kıt olan kaynakları içinde en bol malzeme insandır. Üstelik diger kaynakları harekete geçirebilecek güç de gene o insan ögesidir. Bu nedenle, geri kalmıs ülke devrimleri, her seyden önce insanı degistirmeye, daha etkili daha bilinçli bir "yeni insan" yaratmaya yönelik, insanın düsünüs ve davranıs biçimlerini degistirmeye yönelik bir "kültür devrimi" olmak zorundadır. Geri kalmıs ülke devrimcileri, bu yeni insanı yaratabildikleri ölçüde basarıya ulsırlar.

Hiç kusku yok ki, Mustafa Kemal, tarihin tanıdıgı en cüretli, en büyük ve kapsamlı kültür devriminin bas mimarıdır. Dilde, dinde, hukukta, yazıda, giyside, egitimde, tarihte yaptıgı reformlar; bazıları bugün biçimsel görünse bile, inanılmaz boyuttaki bir kültür devriminin, bir bütün içinde çok anlamlı olan parçalardır. Osmanlı İmparatorlugu içinde dili ve tarihi unutturulmus, kendine güvenini yitirmis bir halktan, çagdas, bası dik, kendisiyle gurur duyan bir ulus yaratabilmis olmanın ne büyük ve zor bir sonuç oldugunu bugün takdir edebilmek zordur.

Napolyon, "Süngülerle hersey yapılabilir, ama üzerine oturulamaz." diyor. Bunun sosyolojik anlamı açıktır. Hiçbir toplumsal hareket, dayandıgı toplum kesimlerinin olanaklarını asamaz. Her önder, ne kadar büyük olursa olsun, belirli bir toplumsal tabana dayanmak zorundadır ve dayandıgı, dayanmak zorunda kaldıgı o toplumsal tabanın gücünü ne ölçüde harekete geçirebilirse, o ölçüde basarılı sayılır.

Mustafa Kemal'in, birinci hedef olarak ulusal bagımsızlıgı saglayabilmek için dayanabilecegi güçler belliydi: Asker - sivil bürokratlar, ulusal nitelikli ama oldukça zayıf bir kentsoylu kesimi ve büyük toprak sahipleri. Bunun dısında güç alabilecegi, örnegin bir isçi sınıfı yoktu. Ulusal bagımsızlık hareketini örgütleyip sonu gelmeyen savaslardan yorgun düsmüs Anadolu köylüsünü harekete geçirirken bu sacayagına dayanmak zorundaydı. Topluma, yirminci yüzyılın sonlarında bile hiçbir İslam ülkesinin ele almaya cesaret edemedigi dönüsümleri kabul ettirebilmekti. Ama örnegin sıra "toprak reformu"na geldiginde, basaramadı. Çünkü geçmiste dayanmak zorunda kaldıgı, hareketinin tabanında yer alan güçlerden biri de "toprak agaları" idi. Kemalizmin basardıklarını ve basaramadıklarını, 1920'lerin Türkiyesi'nin toplumsal - ekonomik kosullarını ve içinde bulundugu dünyanın özelliklerini gözönüne almadan yapılan bir degerlendirme bilimsel olamaz.

Fransız arastırmacı François Georgeon sunları yazıyor: "Kemalizm, Avrupa dısında güçlü yankılar uyandırdı. Bugün Üçüncü Dünya adını verdigimiz, Latin Amerika'dan Uzakdogu'ya kadar uzanan alanda, Türkiye'nin 1919'dan sonraki atılımı ve uygulanan reformlar çogunlukla tutku dolu bir dikkatle izlendi. Bagımsızlıgı kazanmak, ekonomik - sosyal kalkınmayı saglamak için uygulanacak reçetelerle ilgili olarak Kemalizm'den alınacak dersler arastırıldı."

İran'lı muhaliflerden, Halkın Mücahitleri örgütünün önderi Mesut Racavi ise bir Türk gazetecisine söyle diyor: "Ben istemez miyim İran da Türkiye gibi laik bir müslümanlar ülkesi olsun? Ama benim ülkem sizinkinden yüzyıllarca geri kaldı. Bize Atatürk gibi bir önder lazımdı, sah geldi. Siz çok sanslı bir ülkenin çocugusunuz..."
Resim

ibanez
Byte3
Byte3
Mesajlar: 127
Kayıt: 03 Mar 2007, 18:20
cinsiyet: Erkek

Re: Kemalizm Nedir???

Mesaj gönderen ibanez » 18 Mar 2009, 13:15

Kemalizm bir iq-vicdan testidir, ikiyüzlü olmadan akıl ve vicdan ile dünyaya bakabilmek demektir. Milletçe kendi ayaklarının üstünde durmak demektir Kemalizm.

Şu Atatürk'le sorunu olanlar iktidarda oldukça din muhabbeti artıyor memlekette. Din muhabbeti arttıkça daha çok sömürülüyor ülke. Vay anasını nasıl bir iştir? Bu nasıl bir ikiyüzlülüktür? Namazdan çıkıp, o sırada 6. filoya defol diyen bağımsız yürekli gençlere saldıranlar da bu takunyalılardı. Türban taktıkça bağımsızlaşıyorsunuz o küçük dünyanızda.

Kullanıcı avatarı
yesilaygunes
Gigabyte2
Gigabyte2
Mesajlar: 2517
Kayıt: 24 Kas 2009, 14:40
cinsiyet: Erkek
Konum: MAZLUM AYAĞA KALKMADIKÇA, ZALİM DİZ ÇÖKMEZ!
İletişim:

Re: Kemalizm Nedir???

Mesaj gönderen yesilaygunes » 22 Ağu 2010, 20:53

kemalizm demokrasi ile zıt mıdır? yoksa aynı paralel demidir
kemalizm bir din midir veya bir idolojimidir
Kemalizm yaratılışı kabul eder mi yoksa bu konuyu önemsemez mi
şayet yaratılış varsa yaratıcı hüküm, kanun yönetmeyi istiyor mu? (egemenlik Allahın mı yoksa milletin mi?)
Eğer yaratılış varsa ve yaratıcı kanun koyuyorsa varsa kemalizm bir isyan mıdır :idea:

Kullanıcı avatarı
modestus
Gigabyte4
Gigabyte4
Mesajlar: 3241
Kayıt: 23 Nis 2008, 15:57
cinsiyet: Erkek

Re: Kemalizm Nedir???

Mesaj gönderen modestus » 22 Ağu 2010, 22:22

eğer laiklikle ilgili yazılanları okursan gerekli bilgileri orada bulabilirsin..

Kullanıcı avatarı
Re@lite
Kilobyte3
Kilobyte3
Mesajlar: 548
Kayıt: 28 Oca 2007, 22:24

Re: Kemalizm Nedir???

Mesaj gönderen Re@lite » 23 Ağu 2010, 23:48

yesilaygunes yazdı:kemalizm demokrasi ile zıt mıdır? yoksa aynı paralel demidir
kemalizm bir din midir veya bir idolojimidir
Kemalizm yaratılışı kabul eder mi yoksa bu konuyu önemsemez mi
şayet yaratılış varsa yaratıcı hüküm, kanun yönetmeyi istiyor mu? (egemenlik Allahın mı yoksa milletin mi?)
Eğer yaratılış varsa ve yaratıcı kanun koyuyorsa varsa kemalizm bir isyan mıdır :idea:
Kemalizm Demokrasiyle zıt değildir,Cumhuriyeti kurduktan sonra Demokrasiye geçişi amaçlamıştır.(Tarihsel diyalektik açıdan da böyle olması gerekir )
Fakat o döneme kadar demokrasiyle yönetilmeyen bir toplumda karşı devrimcilerin idareyi ele geçirmemesi açısından
tek parti ve tek adam şeklinde modern bir saltanata dönüşmüştür.Kemalizmin ikinci dönemini temsil eden İnönü döneminde çok partili hayata geçiş hedefi,dış konjonktüründe etkisiyle gerçekleşmiştir.

Kemalizm din değil bir devrim ideolojisidir.Eğer ideolojiler kendilerini çağın koşullarına göre yenileyemezlerde dogmalaşır ve doktrinleşirler.Kemalizmi din olarak algılamak yanlıştır.

Yaratılış konusunda Kemalistlerin farklı görüşleri olabilir.Kimisi Evrim i kabul eder,Kimisi Yaratıcının varlığını,Kimisi Agnostik yaklaşabilir.Bu tartışmaya açık bir konudur.Dünya var olduğundan beri tartışılmıştır ve tartışılmayada devam edecektir.

Hakimiyet kayıtsız şartsız Allahındır lafı Tayyip Erdoğan gibi din bezirganlarının yaptığı popülizmdir.Atatürk "Hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir derken"saltanatın yaratıcıyı kullanarak sürdürdüğü iktidarı(hilafet gibi ) yıkmayı amaçlamış ve din sömürüsüne son vermek istemiştir.

Kemalizm,Yaratıcıya değil Yaratıcının adını kullanarak saltanat sürenlere bir isyandır.

Saygılarımla...

Kullanıcı avatarı
modestus
Gigabyte4
Gigabyte4
Mesajlar: 3241
Kayıt: 23 Nis 2008, 15:57
cinsiyet: Erkek

Re: Kemalizm Nedir???

Mesaj gönderen modestus » 24 Ağu 2010, 07:50

realite teşekkürler..
bunları konuşmak anlatmak bana artık zulüm geliyor,baş ağrısı yapıyor.

Kullanıcı avatarı
yesilaygunes
Gigabyte2
Gigabyte2
Mesajlar: 2517
Kayıt: 24 Kas 2009, 14:40
cinsiyet: Erkek
Konum: MAZLUM AYAĞA KALKMADIKÇA, ZALİM DİZ ÇÖKMEZ!
İletişim:

Re: Kemalizm Nedir???

Mesaj gönderen yesilaygunes » 24 Ağu 2010, 20:32

Kemalizm Demokrasiyle zıt değildir,Cumhuriyeti kurduktan sonra Demokrasiye geçişi amaçlamıştır.(Tarihsel diyalektik açıdan da böyle olması gerekir )
Fakat o döneme kadar demokrasiyle yönetilmeyen bir toplumda karşı devrimcilerin idareyi ele geçirmemesi açısından
tek parti ve tek adam şeklinde modern bir saltanata dönüşmüştür.Kemalizmin ikinci dönemini temsil eden İnönü döneminde çok partili hayata geçiş hedefi,dış konjonktüründe etkisiyle gerçekleşmiştir.
Benim aklım ermez demokrasiye Tarkan abi bana demokrasiyi öcü olarak tarif etti :shock:

http://www.forumsordum.com/forum/viewto ... 5&t=101213

Kullanıcı avatarı
modestus
Gigabyte4
Gigabyte4
Mesajlar: 3241
Kayıt: 23 Nis 2008, 15:57
cinsiyet: Erkek

Re: Kemalizm Nedir???

Mesaj gönderen modestus » 24 Ağu 2010, 20:42

tarkanın bunu yazması bile demokrasinin ürünüdür,faşist veya teokratik bir devlet yapısında bu yazıların zaten bir hükmü olmazdı,örneğin iran muhalifleri şu anda kendi halklarına seslerini duyurabiliyorlarmı?? sıkar.

yeşilay kardeş ne olmasını isterdin...
1-bazı vatanseverler(!) gibi ingiliz mandasınımı kabul etseydi?.
2-vahdettin gibi kaçıp gitsemiydi? ("Atatürkü vahdettin gönderdi" safsatasına hiç girmeyelim,lütfen)
3-komunist bir devletin yörüngesinemi girseydi?
4-yoksa "amaaan banane beeaa" deyip hiç umursamasaydı

"bekara hanım boşamak kolay" derler oturduğumuz yerden Atatürkü eleştirmek kolay
o zamanın şartlarında bu kadarını başarabilmiş,bir tarafta dünya emperyalistleri ve kürtler bir tarafta yobazlar bir tarafta teslimiyetçiler,işi sıkı tutmak için ne yapmalıydı??????
balolar,eğlenceler yat gezileri vs.modern saltanat dediğin dışarıya karşı görüntüden ibaret bir aldatmacaydı,ne kadar gelişirsek o kadar çabuk dışardaki çakallara yem olmaktan kurtuluruz düşüncesinin bir ürünüydü.

ırak'a bak ne demek istediğimi anlarsın.


Kullanıcı avatarı
velociraptor
Yottabyte3
Yottabyte3
Mesajlar: 28581
Kayıt: 14 Mar 2006, 02:33
cinsiyet: Erkek

Re: Kemalizm Nedir???

Mesaj gönderen velociraptor » 02 Ağu 2011, 06:55

yahu mübarek günde herifin sülalesine dümdüz gittim , analarinin analarini tecavüzden kurtardi diye Atatürke bu yakistirmalari yapiyorlar.
Knowledge determines destiny, And ye shall know the Truth and the Truth shall make you free

Kullanıcı avatarı
Ensatech
Megabyte1
Megabyte1
Mesajlar: 924
Kayıt: 22 May 2006, 19:07
Konum: 34
İletişim:

Re: Kemalizm Nedir???

Mesaj gönderen Ensatech » 28 Ağu 2011, 00:42

Az önce yarışma vardı Laik kelimesinin kökenini ararken çıktı, okudum paylaşmak istedim..

Cevapla