Atatürk Nasıl Öldürüldü...

Cumhuriyet ve Atatürk ile ilgili bilgi paylasim forumudur
Kullanıcı avatarı
PeeRLeeSS
Megabyte1
Megabyte1
Mesajlar: 946
Kayıt: 15 Mar 2006, 18:12
Konum: Osmaniye
İletişim:

Atatürk Nasıl Öldürüldü...

Mesaj gönderen PeeRLeeSS » 19 Haz 2007, 10:38

BÖLÜM 1

Atatürk fani hayata veda edip gidiyor, herkes ellerini kavusturmus, büyük bir acz içinde duruyor, kimsenin elinden bir sey gelmiyordu...

İste son fotograflarından birisi sol altta, Ekim 1938 'de Atatürk'ün istegiyle çekilmistir.

Atatürk artık karacigersiz bir insan gibi büzüsmüs, karnı davul büyüklügünde seyir etmisti. Bazı günler Yatına giderdi bir çocuk mutlu olmayı beklercesine oda orada öylece yatar ve içinden '' keske iyilessem '' der gibiydi..







Atatürk'ün yanında onlarca emir kolu vardı. Atatürk'ün tek dayanakları onlardı. Kimse yanına koyulmazdı. Doktorları Atatürk'ü iyilestirmek için ellerinden geleni yapmıslardı...

Atatürk'ü geç teshisten yolcu eden doktorlardan bahsediyoruz...

Ama onlarında ellerinden bir sey gelmiyordu. Belki de onu yolcu edenler doktorlar degildi?

Belki de Atatürk siroz denen o mendebur hastalıktan ölmemisti? İste olay burada baslıyor ya!



Atatürk'ün Doktorları...

Atatürkün tedavisinde sorumlu olan doktorlar müdavi ve müsavir olmak kaydıyla 2 çesite ayrılıyordu. Müdavi doktorları Prof Dr. Neset Ömer İrdelp, Prof Dr. Nigad Resad Belgerdi. Müsavir doktorlarıda 5 hekimden olusmaktaydı. Müdavi hekimler Atatürkün saglık durumunu zamanı zamanına takip edenlerdi. Müsavirler ise Gerekli zamanlarda tedavi eden hekimlerdi.



Atatürk'ün Hastalıgı...

Atatürk 1916 yılında Akciger iltihabıyla yataga düsüyor, 1918'de böbrek rahatsızlıgıyla hastalanıyor, 1919'da sislideki evinde kulak ragatsızlıgı bas gösteriyor. 1921 yılında Atatürkün sol yanagında çıban çıkıyor. 1921 yılında Ata binerken 3 kaburgası kırılıyor. 1923 yılında bilindigi gibi ufak - tefek kalp rahatsızlıkları geçiriyor. 1936 Kasım ayında üsütme olayı geçiriyor. Asıl öldürücü hastalık 1936 Sonunda baslıyor...



Son dokuz saat... Koca bir tarih göçüyor bu diyardan...

10 Kasım 1938 Persembe saat: 00:05'te sonda ile 140 cc'lik idrar bosaltıldı. Saat 02,00'de yarım balon oksijen verildi. Saat 02,45'te 1.cc'lik Huile de Camphree sırınga edildi. Saat 3,30'da koltuk altından atesi alındı(Atesi normaldi) Aralıklarla oksijen verimi devam etti. Saat 06,25'te solunum yüzeysellesti ve hırıltı azaldı. Saat 07,45'te 37,7 cc, nabız 124 olarak kaydedildi. Saat 8.00 glikozlu serum verildi. Saat 8.00'i geçerken Atatürk'ün yüzü daha da soldu. Sapsarı oldu. Ve birden gırtlagından '' Hi, Hi, Hi...'' diye sesler çıkmaya basladı. Bu sırada oradaki doktorlardan Kamil Berk gözleri yaslı ve eli karyolaya dayalı olarak diger elindeki ıslatılmıs pamukla Atatürkün agzına su verme çabasındaydı. Prof. Dr. Süreyya Hidayet ile Dr. Abravaya Marmaralı, tabanla ilgili refleksleri kontrol etmektedit. Saat: 8,05'te 1 cc Huile Camphree ve 500 cc glikozlu serum yapıldı. Saat: 08,25'te toplar damar için 1/8mgr ouabaine sırınga edildi. Saat 8,30 da 500 cclik glikozlu serum tekrarlandı. Saat 09,00... Nabız 130... soluk alıp verme 34...Atatürkün gözleri kapalı gögsü sık sık inip çıkmakta. Basta bulundugu oda olmak üzere, bütün dolmabahçe sarayı derin bir sessizlik içinde...

Saat 09,05, Atatürk birden gözlerini açtı, basını sert bir hareketle sag tarafa çevirdikten sonra tekrar önceki durumuna getirdi. Son nöbet defterine su yazıldı:

Saat: 09,05 vefat etmislerdir...



Hastalıgın teshisi nasıl yapıldı? Kim yaptı?

Atatürke ilk teshisi koyan Prof. Dr. Nihat Resat Belgerdir.

''Atatürk geceyi teram oteldeki apartmanında geçirdi. Ertesi sabah otelde, kendine mahsus olarak yaptırılan banyo dairesine girdi ve beni çagırdılar. sikayetlerini bana bildirdi. Kasıntıya çare bulmasını istiyordu''

Doktor Atatürkü teshis eder. Atatürk ''kasınıyı buldunuzmu nedir?'' diye sorar. Doktor, evet efendim. Kasıntınızın tek nedeni karaciger rahatsızlıgıdır. Karacigeriniz sertlesmis ve biraz büyümüstür. Atatürk birden saskına döndü..Ama ne çare...Her doktor farklı teshis koyuyordu. Kimine göre ise Karınca ısırmasıdır...



Atatürk, gerçekten alkole baglı sirozdan mı ölmüstür?

Bu konudaki en büyük eksiklik Atatürk otopsisinin yapılmamaıs olmasıdır. Uzun yıllar görev yapan doktorlar bile bunun alkoldenmi oldugunu kestiremiyorlardı.

Atatürk'ün ölümüne yönelik iftiralar tümüyle deli saçmasıdır. Diger iftira, yalan, uydurmalarında oldugu gibi ciddiye alınacak yanı yoktur.

Biz, ana amaç olarak, bu saçmalıklara yanıt vermeyi degil, sözü edilen konularda bilgilendirmeyi esas alıyoruz. Kisiler; dogrularla, gerçeklerle donatılsın ki bu saçmalara kapılmasın diyoruz. Atatürk tarafından bedava kazanç yolları kapatılan din tacirlerinin tabanı haline gelinmesin istiyoruz.



BÖLÜM2



Atatürk'ün Ölümü Alkolden mi? (Bu bölüm digerlerine oranla daha detaylıdır. Lütfen sıkılmadan okuyunuz)

Atatürk düsmanları, Atatürk'ün ölümünü alkole baglarlar, içki içtigi için siroz hastalıgına tutuldugunu ve içkiden öldügünü islerler. Amaçları; İslam dinine göre içilmemesi gereken alkollü içkiyi Atatürk'ün içtigini, dolayısıyla iyi insan olmadıgına ve sonucunda da bunun karsılıgını ölümle bulunduguna inandırmak, böylece Atatürk düsmanlıgı yaratabilmektir.

Dinden geçinenler Atatürk düsmanlıgı yaratmak için, O'nun ölümünü bu sekilde islerlerken, diger yurttaslar da bilgi eksikliginden ve bu konunun yeterince islenmemesinden dolayı, genelde bu sekilde; Atatürk alkolden ölmüstür seklinde; bilirler. Bu nedenle, konunun ayrıntılı ele alınması ihtiyacı vardır.



Atatürk'ün ölüm sebebi, otopsi yapılmasına gerek olmadıgına yönelik düzenlenen raporda söyle belirtilir:

"... Atatürk'ün vefatına sebep olan müzmin karaciger hastalıgı 'cirrhose ascitogene' tabii seyrinde devam ederek karaciger büyük kifayetsizligine baglı derin koma ile husule geldigi ittifakla tesbit edilmis(tir)..."(karın içinde sıvı, asit toplanması)



Ölüm raporunda ise hastalıgın teshisi söyledir:

"... hastalıgın bir 'hepatite sclerocongestive ethylique' oldugu tesbit edilmistir..."(alkolle iliskili karaciger iltihabı)

Birinci raporda ölümün "cirrhose ascitogene" (karın içinde sıvı, asit toplanması)'ndan meydana geldigi; ikinci raporda da hastalıgın "hepatite sclerocongestive ethylique" (alkolle iliskili karaciger iltihabı) oldugu belirtilmektedir. İkinci raporda siroz hastalıgı alkolle iliskilendirilmektedir. Ölüm raporunda böyle denilince, ölümün alkolle iliskilendirilmesi yaygın kanı haline gelmistir. Oysa bugün, tıbbın ulastıgı düzey içinde, konunun uzmanları, biobsi yapılmadan, bazı tıbbi tahliller yapılmadan böyle bir kanıya varılamayacagı görüsündedirler. Ayrıca siroz, alkolden de olmus olabilir, sirozu meydana getiren diger nedenlerle de olmus olabilir; bugün bu konuda kesin bir yargıya varmak mümkün degildir; bir karar spekülasyon olur; kanısındadırlar.

Atatürk'e biopsi yapılmamıs, otopsi de yapılmamıstır. Sirozun nedenini belirlemek için bugün gerekli görülen tahliller o günlerde bilinmemektedir.

O halde sirozu alkole baglama, tamamen, siroz konusundaki genel bilgiden ve Atatürk'ün alkol almasından yola çıkılarak yapılan varsayımdan kaynaklanmaktadır. Yani tıbbi bir sonuç degildir, sadece gerekli tıbbi tahliller yapılmadan varılan bir sanıdır.

Bunun bir sanı oldugunu, karar olmadıgını, bu konuda ölümünden önce de degisik görüslerin ortaya çıkmıs oldugunu, 3 Agustos 1938 tarihli bir konsültasyon raporunda görüyoruz. Raporun konuyla ilgili maddeleri:

"1. Atatürk'te bir siroz vardır. Asit yapmıs, biraz süb-ikter (gözde sarılık) meydana getirmistir.

2. Bunun esaslı nedeni alkoldür.

3. Evvelden Atatürk'ün çektigi malaryanın (sıtma, ki Atatürk 2 kez sıtma geçirir) bir tesiri olmadıgını katiyetle (kesinlikle) söylemek mümkün degildir...

6... Eppinger'in (yabancı doktor), hepatit sirozu cay-ı sualdir (tartısmaya degerdir)"

Görüldügü gibi sadece bir raporda sirozun nedeni üzerine 3 ayrı görüs var. Birinci görüs alkolden, ikinci görüs sıtmadan, üçüncü görüs hepatit virüslerinden.

Atatürk'ün hastalıgını konu alan kaynakların incelenmesinden, Türk doktorlarının sirozu alkole bagladıkları, yabancı doktorların ise konuya farklı yaklastıkları görülmektedir. Yabancı doktorların iki ayrı yaklasımını 3 Agustos 1938 tarihli konsültasyon raporunda gördük. simdi bir baskasını verelim.



Atatürk'ün muayene ve tedavisi için dört kez getirilen Fransız Prof. Dr. Fissenger ise söyle diyor:

"Bu hastalıgın sırf içkiden geldigi yolundaki düsünce dogru degildir. Benim, Fas, Tunus ve Cezayir'den gelen birçok müslüman hastalarım var ki, ömürlerinde agızlarına herhangi ispirtolu bir içki koymamıslardır Dolayısıyla hastalıgın daha baska ve önemli sebepleri oldugunu kabul etmek lazımdır. Bence bunlar arasında özellikle dengesiz beslenme tarzı ve devamlı kabızlık gibi sebepler baslı basına yer tutmaktadırlar"

Bu açıklamadan sonra daha önce üç olan siroz nedeni aynı hasta için 4'e çıkıyor; alkol, sıtma, hepatit virüslerinin yanına bir de dengesiz beslenme ekleniyor.

Hastalık nedeni bunlardan hangisi veya hangileridir? Bu konuda zamanında bir tıbbi inceleme yapılmadıgı için bugün söylenecek her sey havada kalacaktır. Tıbbi bir dayanagı olmayacaktır. Bu nedenle ölüm raporunda,sirozun alkolle iliskilendirilmesini bir varsayım olarak görmüstük.

Klinik tanı alanındaki bu belirsizlikler nedeniyle Atatürk gibi bir kisiye, ölümünden sonra otopsi yapılarak kesin bir teshis konmaması, bugün bir eksiklik olarak karsımıza çıkmaktadır.

Günümüzdeki tıp, karaciger sirozunun pek çok nedeninin yanında baslıca sebebinin dengesiz beslenme oldugunu ve alkollü içkilerin, o da bazı hastalarda, sadece hastalıgı hızlandırdıgını ortaya koymustur.

Bu bilgiler dogrultusunda konuyu irdeleyelim. Atatürk'ün siroz hastalıgına sebep olarak gösterilen dört ayrı nedenin dördü de Atatürk'te vardır.



Sıtma:İki kez sıtmaya tutulur. Biri çocuklugunda, biri Mayıs 1919'da Samsun'da.

Hepatit virüsleri:Daha çok dis tedavisi sırasında kapıldıgı bilinir. Atatürk; birçok dis tedavisi yaptırmıs, dis çektirmis, üç altın dis taktırmıs ve sonunda üst damak protezi yaptırmıs, bir kisidir. Bunların birisinde hepatit virüsü kapma olasılıgı, o günkü kosulları düsündügümüzde çok yüksektir.

Dengesiz beslenme:Atatürk, askeri yasamında özellikle 12 yıllık savas ortamındaki yasamında buldugunu yemis ve buldukça yemistir. Cumhurbaskanlıgı döneminde de disiplinli yemek düzeni yoktur. Sabah kahvaltısı yapmaz, yalnız bir kahve ile sigara içer. Ögleyin çogu kez yemek yerine sadece bir dilim ekmekle ayran veya limonata içer. Aksam yemegini düzenli yer. Ancak dengeli beslenmis oldugunu söylemek zordur.

Alkollü içki:İçki içer. Gündüz içmez, aksam sofralarında küçük rakının (35 cl.) yarısını içer, sürekli içici degildir, ciddi konuların görüsülecegi sofralarda ve önemli devlet islerinin yürütüldügü günlerde içmez.

Bu durumda siroz nedeni bunlardan hangisidir? Sıtma mı, hepatit virüsleri mi, dengesiz beslenme mi, alkol mü? Yoksa dördü de birden mi? Bugün için sirozun gerçek nedenine ulasmak pek mümkün görülmüyor.

Dolayısıyla Atatürk'ün ölümü alkolden olmustur demek dogru degildir, gerçekçi degildir. Atatürk'ün ölümü sirozdandır ama siroz nedeni alkol degildir. Nedenini bir tıp adamının görüsü ile açıklamayalım



Prof. Dr. Utkan Kocatürk'ün Görüsü:

Prof. Dr. Kocatürk, Kaynakçalı Atatürk Günlügü'nün son baskısında, konumuzla ilgili bilinmeyen bir raporu ortaya çıkarır ve orijinalini de verir. Rapor 08 Eylül 1938 tarihli; Dr. Nihat Resat Belger, Prof. Dr. Neset Ömer İrdelp ve Prof. Dr. Fiessinger tarafından düzenlenmistir.

Prof. Dr. Kocatürk, raporda iki cümleye dikkat çeker ve bir tıp adamı olarak bunların yorumunu yapar



Raporda ön plana çıkarılan cümleler:

"... Bu vakada 'Laennec' tipinde bir skleröz hepatit söz konusu olamaz. Fakat söz konusu olan 'Hanot ve Gilbert' tipinde bir hipertrofi seklidir."

"Prof. Dr. Fiessinger söz konusu rapora ayrıca su notu koymustur:

'Teshis, Mart ayında formüle edilen teshistir: Hepatite Sclereuse hypertrophique, type Hanot et Gilbert'."



Prof. Dr. Kocatürk'ün yorumu:

"Bugüne kadar bilinmeyen bu rapor, Atatürk'e 07 Eylül 1938'de yapılan karın ponksiyonundan (su alınması) bir gün sonraki muayene bulgularına dayanılarak düzenlenmisti. Karacigerin küçülmeyip, yine Mart ayındaki muayenede belirlenen büyüklügü koruması ve üzerinin pürtüksüz olusu, Prof. Dr. Neset Ömer (İrdelp) ile Dr. Nihat Resat Belger'i de alkole baglı atrofik siroz tanısından bir ölçüde uzaklastırıp Prof. Dr. Fiessinger'in ileri sürdügü hipertrofik siroz tanısını kabule yönelttigi anlasılıyor. Tıp dilinde 'Laennec tipi skleröz hepatit' alkole baglı siroz demektir; 'Hanot ve Gilbert tipi skleröz hipertrofik hepatit' ise safra yollarındaki kronik tıkanma sonucu gelisen siroz (biliyer siroz) anlamını tasır.

Prof. Dr. Fiessinger, söz konusu rapora özel olarak kaydettigi notta 'Teshis, Mart ayında formüle edilen teshistir: Hanot ve Gilbert tipi skleröz hipertrofik hepatit' ifadesine yer verdigine göre, Mart ayındaki ilk teshisinde de Atatürk'teki siroz seklinin alkole baglı olmadıgını düsündügünü göstermektedir.

Prof. Dr. Fiessinger'in gerek Mart ayındaki muayenesinde, gerekse 08 Eylül 1938 tarihli raporda yer alan bu tanısına ragmen, sürekli ve danısman hekimler tarafından 10 Kasım 1938 tarihinde düzenlenen 'Atatürk'ün Ölüm Raporu'nda, mevcut sirozun alkole baglı bulundugunu ve Prof. Dr. Fiessinger'in de bu görüste oldugunu(!) belirtmek üzere '... Mart baslarında Paris'ten çagrılan Prof. Dr. Fiessinger ile Prof. Dr. Neset Ömer İrdelp arasında Ankara'da bir tıbbi danısma daha yapılarak büyük bir karaciger ve büyükçe bir dalak bir kere daha müsahade edilmis ve aynı teshis konularak, hastalıgın bir 'hepatite sclerocongestive ethylique' oldugu cümlesine yer verilmistir."

Prof. Dr. Kocatürk bu yorumunda, Türk hekimlerince düzenlenen 10 Kasım 1938 tarihli "Ölüm Raporu"nda, sirozun alkole baglı oldugu tanısına Prof. Dr. Fiessinger'in de ortak edilmesini nazik sekilde haklı olarak elestiriyor. Ortaya koydugu rapor ve yaptıgı yorum ile sirozun alkole dayalı olmadıgını açıklıga kavusturuyor.

Kendileri ile yaptıgım görüsmede edindigim bir bilgi ile konuyu sonuçlandıralım. "Alkole baglı sirozda karaciger küçülür, diger nedenlere baglı sirozda karaciger büyür ve büyüklügünü korur." Atatürk'ün ilk muayene raporlarında cigerin büyüdügü, son raporlarda, 08 Eylül tarihli raporda oldugu gibi, cigerin büyüklügünü sürdürdügü, küçülmedigi belirtilmektedir.

Dolayısıyla Atatürk'ün sirozu, alkole baglı bir siroz degildir. Çünkü karacigeri büyümüstür. Ölümü sirozdandır ama sirozu alkolden degildir. Ölümü alkolden olmamıstır.

Bu bölüme kadar Atatürk'ün ölümü üzerine konustuk, neden öldü, neydi hastalıgı, detaylarıyla verdik. Peki Atatürk ya öldürülmek istendiyse... Kesinlesen tek sey Atatürkün alkolden ölmedigidir!

Sır perdesini simdi aralıyoruz...



Bölüm 3

Atatürk'ün Ölümündeki Sır Perdesi

Atatürk acaba Masonlarca mı öldürüldü?

Atatürk bilindigi gibi İttihat ve Terakki partisinde bulunuyordu. Bu dönemler içerisinde dönmeler ve masonlarla sık sık karsılasmıstır. Atatürk'e Anadolu'da ki bazı kimseler ciddi bir tavırla ''mason'' ünavını koyuyorlardı. Atatürk masonlukla ilgili hiç konusmazdı. Atatürk 1935'lerde telgraf üstüne telgraflar alıyordu. Masonlar Atatürk'e hosgörülerini sunuyorlardı. Atatürk daha sonra bu masonların taksimat ve ahvaline iliskin bilgileri halk partisine vererek kapanmasına dalalet etmesini istiyordu. Atatürk 2 seyi sevmezdi bu konuda... Biri masonlar, digeri dönmelerdi... Çünkü masonluk Yahudi tarikatından baska sey degildi. Memleketimizde de olmamalı , ne gerek var? sözleri ülkede yankı buluyordu! Ve Atatürk'te sevmiyor ve saymıyordu! Daha sonraki günlerde meclise gelen Recep Peker ''Arkadaslar masonluk kalmamıstır, localar kapatılmıstır'' diyerek sözü noktalıyor ve salon alkısa boguluyordu. Artık Atatürk'ün, milletin ve Atatürk'ün yakın arkadaslarının istekleri de yerine basarıyla gelmis oluyordu. Anadolu ajansı 10 Ekim 1935'te gazetelerin merkezlerine '' Masonların mallarının, mülklerini her seylerinin sosyal kurumlara gönderildigini de beyan etti'' Ama gelin görün ki İnönü'nün emriyle 1948 yılında masonlar tekrar devreye giriyorlar...

Bu olay yurtdısında da yankı buldu. İstiklal Savası gazetesinde yayınlandı. Ardından yunan gazetelerine de sıçradı. Bu olayı ögrenen yurtdısında ki masonlar Atatürkü ortadan kaldırmak amacıyla girisimlere basladılar. 33 dereceli farmason Bulgar yahudi kıdemli komünist mübessiri varnalı Avram Benaroyas yazısında '' Mefkuremizi (Masonluguma anlamında) imha edici darbe vuranların akıbeti , feci sartlar altında ölümdür... ... Nihayet bir gün Kremlin kati kararını verdi. Onun ölümü esrarengiz olacak ve kendine göre esrar arz edecekti. '' İste Atatürk'e saldırı baslamıs oldu.

Doktorlar Atatürk'ün ani ölümünü asla kabul etmezler çünkü ülkede büyük bir tehlike yaratır ve suikast sonucu gittigi anlasılır diyerekten İsmini açıklamak istemedigi doktor Atatürk'e ilk vurucu darbeyi sinir organlarına yaptı. Ve maalesef basarılı olundu. Atatürk'ün sinir organları felce ugradı. Ve Atatürk'te zaman zaman burun kanamaları, bas dönmeleri, istifralar, karsısındakini tanımama gibi sorunlar bas gösterdi.

Evet, Atatürk Masonları sevmezdi. Ve zararlı oldukları için kapattırdı. Ardından masonlar Atatürk'ü yok etmek için girisimlere basladılar. Bu masonlar içinde Türk 2. Mason lideri Mustafa Hakkı Nalçaçı da vardı.

simdi elimizdekilere bir bakalım... Masonlar öldürdü meselesi : Masonların öldürdügü kesin degildir. Çünkü masonlar öldürseydi, Atatürk hiçbir hastalıktan ölmemis olacaktı. Bilindigi gibi Atatürke 4-5 adet hastalık teshisi koyuldu. Ve bu belirtiler Atatürk'te olustu. Yani Eger masonlar öldürseydi. Atatürk bu hastalıkları sag geçirmis olacaktı. Oysaki Atatürk onlarca hastalık atlattı. Ama yenildi...Atatürk masonlarca öldürüldü iddaası net olmamakla birlikte, doktorlarcada açık ve delilli bir sekilde söylenmektedir.



Bölüm 4

Atatürk'ün İste Asıl Ölüm Nedeni?

Elimizdeki her seyi bir kenara koyuyoruz ve iste asıl nedenini topladıgım farklı metinlerle size ispat ediyorum...

Atatürk'ün ölüm nedeni Alkole baglı Siroz degildir. Siroz'dan ölseydi Karacigeri sismis olmazdı. Farklı çesit bir sirozdan ölseydi de böyle farklı teshisler koyulmazdı. Atatürk böbreklerindeki iltihap ve sıtma hastasıdır fakat ölüm nedeni kendisine verilen civalı diüretikdir.Bu da onun öldürürdügünü bilimsel omxlarakta ortaya koyar

Atatürk Sıtma hastalıgına daha öncedende yakalanmıstı. Bu hastalık ilerledigi zaman siroz ve daha birçok pis hastalıga neden oluyor. Erken teshis edilseydi bu sıtma denen hastalık düzeltilebilirdi. Ama geç teshis edilmesinden ötürü hastalık ilerliyor ve akabinde sirozu , karaciger rahatsızlıklarını ve masonlar sorununu açıyor. Böylece Atatürk'ün ölümü esrarengiz bir olaya dönüyordu.

Ogün Deli'nin yazmıs oldugu Siyasi Suikast adlı eserde söyle yazmaktadır.

Atatürk’ün hastalıgının geç teshis edilmesi o günkü ve bugünkü tıp bilimiyle ilgilenen ve eli kalem tutanların hep dile getirdikleri ana temadır.Aslında bu konuyu teyit eder en önemli bilgilerin basında bizzat Atatürk’ün su sözleri de mevcuttur.Atatürk’ün Afet İnan’a 14 Haziran 1938 tarihli yazdıgı mektubunda;

“Afet, Vaziyetim sudur;bence doktorların yanlıs görüs ve hükümleri sebebiyle hastalık durmamıs ilerlemistir….” Demekteydi. Fakat yıllar sonra ortaya çıkacak olan bilgi ve belgelerin Atatürk’ün bir hastalık sebebiyle degil bir suikast sonucuyla öldügünün isaretlerini ortaya koymaktadır.Salyrgan ilaç Atatürk’ün karnında olusan asitin alınması yani tedavi edilmesi maksadıyla verildigi söylenmektedir.

Bu ilaç bir Diüretiktir.Diüretikler, idrar itrahını çogaltan ilaçlara verilen bir isimdir.Direk olarak böbreklere olan tesirleri bilinmektedir ki burada Atatürk’ün yukarda da anlattıgımız gibi Böbrek hastalıgı mevcuttur.Vücutta anormal toplanan mayi (asit-ödem) çıkarmak için yahut kanda toplanmıs olan toksin cisimlerin itrahını kolaylastırmak için kullanılırlar.Bunların kullanım çesitleri ise; A-Su B-Osmatik tesirli olanlar C-Xanthine türevleri;Kafein v.b…. D-Civalı Diüretikler,Civanın organik bilesikleri,Salyrgan,Novurit,Neptal E-Indırek Diüretikler,Kardiyotonikler,Dijital cisimler F-Dokuların su tutma kabiliyetini azaltan Troid Tozu Civalı Diüretiklerin kısa tarihine baktıgımız da 16. yüzyılda Paracelsus Kalomeli Diüretik olarak kullanılmıstır.Bu 1950’li yıllarda diüretik olarak kullanılan ilaçlar civanın organik bilesikleridir. Bunlar mevcut diüretiklerin en kuvvetlisidir Civanın büyük bir organik molekülle birlesmesinden meydana gelmistir. Cıvalı Diüretikler dokulardan çabuk imtisas olunurlar.Teofilin ilavesi imtisası siddetlendirir.İtrah tübülilerden pek çabuk baslar. % 70-80 ‘i ilk günde itrah olunur,gerisi organizmada tutulur.Bu kısmın itrahı yavas olur.

Vücutta bu bilesiklerden cıva iyonu yavas yavas serbest hale geçerek diüretik tesir gösterir. Bilindigi gibi cıva’nın diüretik tesiri toksin tesirinin en erken belirtisidir. Fakat 1928 yılında GOVAERTS direk böbreklere tesir ettigini gösterdi.su halde Bu ilacın tesiri direk böbrekler üzerinedir. Cıva’lı Diüretikler verildikten sonra,ödemli dokulara konulan kanülden mayiin akımı hızlanır ve çogalır ki bu da dokulara direk tesir lehinedir…cıvalı diüretiklerin renal tesirleri yanında ekstrarenal tesirleri vardır…cıvalıların teofilinle birlesmeleri ilacı daha az toksin kılar ve itrahı hızlandırır. Cıva’lı diüretigin tesiri adaleye sırıngasından iki saat sonra baslar.6-9 ncu saatte maksimuma erisir ve 12-24 saatte biter.Tek bir sırıngadan sonra,ödemli hasta da 3-5 ve bazen 10 lt. idrar çıkabilir.Lakin her diüretik gibi bazen tesirsizde kalabilir.Tesir sonra ki sırıngalarda hafifler,lakin tahammül husule gelmez.Cıva’lı diüretik tesiri ile tuz itrahı çogalır;günde çıkan tuz miktarı 30-80 gr. olabilir.

İste ince nokta , Atatürkün ölümü...

Cıva’lı diüretik kullanırken bazen cıva ile Akut zehirlenme arazına benzeyen belirtiler olur. Albüminuri, silendrüri,hematüri,salivasyon,stomatit,hemorajik ,kolit ve dolasım kollapsı gibi bazı sahısların cıva’ya karsı mutad dısı hassas olmaları veya cıva itrahının çabuk olmaması ve böbreklerin çalısmalarında evvelden mevcut olan bozukluk buna sebeptir….Bazı sahıslarda nadir tesadüf olunan cıvalılara karsı idyosen krızi,ates ve deride erüpsiyon ile kendini gösterir.

Civalıların damara sırıngalarında ventrikül fibrilasyonları ile ölüm vak’ası kaydedildi.

Bilhassa bu yoldan verildigi zaman,kalp üzerine olan fena tesiri elektrokardiyogram da ritim ve iletim bozuklukları ile kendini gösterir. Diger bir takım toksik belirtileri,Civalı diüretiklerin husule getirdikleri siddetli diürez ve tuz kaybı neticesi olarak meydana gelen elektrolit muvazenesi bozulmasından ileri gelir. Bu hallerde sodyum kaybına (depletion of Sodium) ait belirtiler; ZAFİYET,BULANTI, KUSMA,ADELE KRAPLARI, KARIN KOLİKLERİ,APATİ UYUKLAMA,DELİR, NİHAYET KOMA DA ÖLÜM görülür. Dıjıtalin tedavisinde bulunan yaygın ödemli bir hasta da dijıtal mobilizasyonu ile birden ölüm,nadir de olsa görülebilir. İste bu kadar tehlikeli olan ilacı 3 Agustos 1938 tarihinde yapılan konsültasyondan sonra hazırlanan raporun “Tedavi kısmında söyle geçmektedir: “ a-Asiti Salyrgan sırıngalarıyla giderilmeye çalısılmalıdır. b-2-3 defa dan sonra Ponksiyon yapılacaktır.Salyrgan’dan evvel chloryre d’ammonium’la hazırlanmalıdır.” Yine Fransız doktor Fissinger’ın karsı olmasına ragmen. “ c- Oubaine sırıngaları (Kalbi güçlendirecek igneler) yapılacaktır.” Bu vücuttaki asidin atılmasına dair verdigimiz cıvalı diüretiklerin yanında birde karından ponksiyon yapılması yani su alınması da gündeme gelmektedir.

ATATÜRK SİYASİ BİR SUİKAST SONUCU MU ÖLDÜRÜLDÜ? Maalesef Atatürk siyasi bir suikast sonucu öldürülmüstür! Bununla ilgili ipuçlarına baktıgımızda karsımıza pek çok delil çıkmaktadır.Bunlardan ilki,1 Agustos 1948 tarihli ve 685 sayılı Yunan Komünist halk Cumhuriyeti,E.L.D’nin Erkani Harbiye organı “Halkın sesi”,Laiki foni gazetesinde,Bulgar Yahudilerinden 33 dereceli Farmason Avram Benaroyas’ın yazısında; “Mefkûremizi imha edici darbe vuranların âkıbeti, feci sartlar altında ölümdür. Türkiye’nin magrur Sarı Diktatörü Mustafa Kemal Atatürk, 10 Ekim 1935 tarihinde Ankara’da Çankaya köskünde Doktor Mim Kemal Öke’ye hitaben, ‘Mason cemiyetinin faaliyetini inkılâplarıma muarı z gördügüm için kapatılmasını elzem gördüm. Bu dakikadan itibaren bu cemiyeti ölmüs biliniz ve diriltmeye tesebbüs etmeyiniz” demisti. Diger bir Yunan basınında çıkan yazı da ise,Halk cephesi,Laiko Metopa gazetesinde,1-2-3-4-5 Eylül 1949 tarihli yazı Apostolos Grazos kalemiyle nesredilmistir.Bu yazıda ise; “Filistin Siyon kolonilerini meydana getirmek için, Osmanlı İmparatorlugu’nu parçaladık. Bundan sonra yapılması elzem olan, ikinci, üçüncü ve dördüncü vazifeler geliyor ve bunları seri olarak tatbik etmek isteniyordu ki ; Doktor Abravaya ve Fissenger cidden bu iste fedakarâne çalıstılar. Bazı Avrupalı tıp dahileri, siroz mütehassısları, Sarı liderin hastalıgı ile mesgul olmak istediklerini bildirmislerse de; Türkiye’deki mukaddes üçgenimizin meydana getirdigi muhkem mevki ve selâhiyetlerini cemiyetimize muhalif olanlara Sarı liderin tedavisinde vazife vermemekle bize pek âlâ ispat ettiler. Sarı liderin ölümü bir gün meselesi hâline gelmisti. Onun ölümünden her suretle istifade etmeliydik.” Burada dikkat çekilen konular Türkiye’de faaliyet gösteren Masonların Atatürk’ün emriyle cemiyetlerini kapatmaları,kurulması uzun yıllardan beri belirli bir program dahilinde yürütülen İsrail Devletinin kurulma asamasını anlatmakta. Öncelikli olarak Masonluk ve Masonların Atatürk ile olan iliskilerine bakmak gerektir.Atatürk’ün çevresinde yer alanların büyük bir çogunlugunun mason cemiyetine üye olduklarını izlemekteyiz.Aslında Masonların Atatürklede ciddi bir sorunları yok gibi gözükmektedir.Ya da öyle gözükmektedir.Konuyu daha iyi anlaya bilmek için granda’nın aktardıklarına bakmak gerekiyor; “...Adliye vekili Mahmut Esat (Bozkurt) Karsıyaka’daki Mason Cemiyetinin camlarını tabancayla tuzla buz ettirmis.Galiba iki el ates edilmis Cemiyet üyeleri korku içindeler”Salih Bozok’un bu sözlerinin ardından öfkelenen Atatürk bir süre sofrada bulunanların Masonluk üzerine yaptıkları konusmayı sessizce dinledikten sonra, “Bir zamanlar bende Mason olmustum” sözleri masada derin bir sessizlik olusmasına neden oldu. Atatürk burada locaya nasıl girdigini ve yasadıklarını anlatır.Bu sohbetten bir zaman sonra tekrar kurulan bir sofra da bulunan ,Masonların Büyük Üstadı ,Mim Kemal Öke’ye Atatürk dönerek “ Kemal Bey,simdi sıra sizin,Bize Masonlugu anlatacaksınız.Önce söyleyiniz masonlugun prensipleri nelerdir?”diye sordu. Mim Kemal tek tek anlattıktan sonra Atatürk; “Peki,anlasıldı.Reisiniz kim”diye sordugunda,Mim kemal kimsenin söylemege cesaret edemedigi su sözleri söyledi; “Memlekette barıs ve huzur isteyen ve bütün dünyaya seslenerek bu idealin gerçeklestirilmesine çalısan zatı devletleridir” Atatürk’ün birden kasları çatıldı.Sesinin tonunu sertlestirerek;

“Ben Mason Cemiyetine girmem.Baskalarının yaptıgı prensiplere degil ancak kendi prensiplerime uyarım.(Granda,293-296) Bu sözlerin ardından Mason cemiyetinin kapatıldıgı anlasılmaktadır.Ama bu Yunan basınında farklı tarihlerde yayınlanan haberler dikkate alınarak “katiller sunlardır”dır demek bugün için mümkün degildir.Öyle ki Agoni de biyografileri verilen doktorlar (sayfa 33’den 50’ye ) hedef gösterilerek gerçek suçluların ortaya çıkmasına engel teskil edecektir. Diger bir konuda 1933 yılında Türkiye’yi ziyaret eden Amerika Genel Kurmay Baskanı Mc Artur’a bizzat Atatürk tarafından ikinci Dünya savasının tüm cepheleri anlatılmıs olması onun beklenilen bu savasta olmasını istemeyenlerin mevcudiyetini ortaya çıkarmaktadır.Ya da söyle bir soru atacak olursak.Atatürk’ün saglıgı yerinde bulundugu bir zamanda ikinci Dünya savası çıkar mıydı? Atatürk’ün vefatına iliskin,neden-sonuç iliskisine baktıgımızda su ilginç olayla da karsılasmaktayız ki bu İsrail Devletinin kurulmasıdır.İkinci Dünya savasının hemen ardında , Filistin topraklarında kurulan İsrail Devleti,İkinci Abdülhamit’in karsı çıktıgı gibi Atatürk’ünde karsı oldugu bir durumdur. Nitekim Dahiliye Vekaleti Matbuat Umum Müdürlügü 20 Agustos 1937 tarih ve5476/7/1/K SAYI numarası ve dahiliye Vekili sükrü Kaya imzası ile Basvekalet yüksek makamına gönderilen tercüme metnin bas tarafında söyle bir ifade var"Türkçe Hâkimiyet-i Milliye Gazetesi, Kemal Atatürk''ün Türkiye Millet Meclisinde irad etmis oldugu bir nutuktan bahsediyor.

Asagıdaki satırlar bu nutkun Filistin''e taalluk eden kısmından alınmıstır" Bu ifadeden; Bombay Chronick Gazetesi''nin, Gazi''nin nutkunu Hâkimiyet-i Milliye''den iktibas ettigi anlasılıyor.” Demektedir.

Metin aynen söyle: Beyanat 27 Temmuz 1937 tarihli Bombay Chronick Gazetesi''nde "Filistin''e el sürülemez Kemal Pasa Avrupa''ya ihtar ediyor! Türkler mukaddes topraklarda yabancı hâkimiyetine tahammül etmeyeceklerdir" baslıkları altında yayınlanmıs.

"Arapların Avrupa siyasetine nüfuz edemeyip, bu sözde istiklâl kelimesine inandıkları ve bu ugurda Arap memleketlerini Avrupa emperyalizmine esir kıldıkları çok sayan-ı teessüftür. Kemal Atatürk'', Filistin’in, Arabistan’a vuku bulacak harekâtın merkezini teskil ettigi takdirde bura Araplarına yapılacak herhangi bir fenalıga Türklerin de tahammül edemeyecegini söylemektedir. Arapların arasında mevcut olan karısıklıgı ve hosnutsuzlugu kimse bizim kadar bilemez.Biz vakıa birkaç sene Araplar''dan uzak kaldık.Fakat simdi kendimize kâfi derecede güvenip ve kudretimizi bildigimiz için, İslamiyet'in mukaddes yerlerini Musevilerin ve Hıristiyanların nüfuzunun altına girmesine mâni olacagız.Binaenaleyh sunu söylemek istiyoruz ki buraların Avrupa emperyalizminin oyun sahası olmasına müsaade etmeyecegiz.

Biz simdiye kadar dinsiz ve İslamiyet'e lakayt olmakla itham edildik.Fakat bu ithamlara ragmen Hazret-i Peygamber'in son arzusuna yani, mukaddes toprakların daima İslam hâkimiyetinde kalmasını temin için hemen bugün kanımızı dökmeye hazırız.Cedlerimizin Selahattin'in idaresi altında ugrunda Hıristiyanlarla mücadele ettikleri toprakların yabancı hakimiyet ve nüfusunun tahtında bulunmasına müsaade etmeyecegimizi beyan edecek kadar bugün Allah'ın inayeti ile kuvvetliyiz.Avrupa bu mukaddes yerlere temellük etmek için yapacagı ilk adımda bütün İslam aleminin ayaklanıp icraata geçecegine süphemiz yoktur." İste bu nutuk ve Atatürk''ün, hemen hemen tamamı İngiliz isgali altında bulunan İslam dünyasının istiklâliyle ilgisidir ki, İngiltere kralı 8.Edwartın Gazi''nin ayagına gelmesini saglamıstır.Atatürk’ün bu sözleri söyledigi tarihe dikkat edecek olursak,1937’nin Agustos ayıdır.Buna da bir tesadüf müdür gözüyle bakmamız gerekiyor?

SONUÇ (Siyasi Suikast adlı kitabın sonucunda yazılır)



Mustafa Kemal Atatürk,fenni raporlarına geçtigi sekliyle ,”Alkole baglı sirozdan ölmüstür” demek çok büyük bir hata olur.Prof.Dr.Nes’et Ömer ,Atatürk’ün vefatından sonra yaptıgı bir açıklamada, “Atatürk’ün hastalıgı rakıdan mı idi?bunu kat’i olarak kestirmek mümkün degildir.” Demekte.Atatürk’ün devamlı süratte hastalıgı iki sekilde sınırlandıra biliriz.Bunlar Böbrek iltihabı ve Sıtma hastalıgıdır.Bu konu da yazılar ve açıklamalarda bulunan Dr. Aytekin Ertugrul,Atatürk’ün vefatını,Alkole baglı siroz olmayıp,Sıtmaya baglı siroz oldugunu ileri sürmüstür. Agoni isimli kitabımıza koydugumuz belgelerden birisi olan ilaç listesinde de sıklıkla kinin ilacın alınmıs olması bu dönemde sıtma hastalıgına karsı kullanılan bu ilacın Atatürk’e de kullanılması Atatürk’ün,Sıtmaya baglı siroz hastası oldugunu ortaya koymaktadır.Ama bu hastalık Atatürk’ün vefatına neden teskil etmez.

Atatürk’ün vefatında etkili olan bir ilaçtır ki bugün Dünya Saglık Örgütünün yasakladıgı cıvalı ilaçlardır.Bu ilaçlardan birisi olanda SALYGRAN isimli ilaçtır.Atatürk’ün tedavisi amacıyla 3 Agustos’tan,27 Eylül tarihine kadar verilen bu ilacın yan tesirleri bilinmis olması ve etkilerinin direk böbrek üzerinde bulunması ki Atatürk Böbrek hastasıdır.Konunun uzmanları bu konuda gerekli açıklamaları yapacakları düsünülerek ayrıntıya girmiyorum.Ama litarütürlere 10 gün içinde kesin ölüm getiren bu ilacın ne amaçla kullanıldıgının aydınlatılmaya muhtaç oldugunu görmekteyim.Dogaldır ki bir milletin kaderini yeni bastan yazan Mustafa Kemal Atatürk,sadece Türk Milletinin degil,bagımsızlık mücadelesi vermekte olan tüm milletlerin dogal lideri olmus ve bundan sonra da böyle olmaya devam edecektir.Böylesine büyük bir deha’nın bu sekilde “Siyasi suikast”sonucu kaybedilmesi gerçekten kabulü çok zor ve anlasılmaz olabilir.Ama tarih boyunca İlahi dinleri yaymakla sorumlu Peygamberlerin bile öldürüldüklerini düsündügümüzde konu aydınlıga kavusmaktadır.Maalesef ölen bir bedeni diriltmek mümkün olmuyor.Fakat Atatürk’ün 1923’ten , 1938 tarihine kadar çizdigi ilke ve Programların bileskesi olan TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİ içinde asırlardır barındırdıgı ve kıyamete dek de anaların bagrında yetisecek olan Türk gençligi Atatürk’ün takipçisi olmaya ant içmistir.

"Atatürk'ümüz milletini kurtarmak ve çagdas uygarlıga götürmek için cepheden cepheye kosarken iki defa yakalandıgı sıtma hastalıgından ve tedavisi için kullanılan ilaçların bir komplikasyonu olan Banti Sendromu’ndan ölmüstür. Yoksa bazı doktorlar tarafından uydurulan alkolik sirozdan ölmemistir."

"Alkol içmeye baglı siroz olması riski en az 10 - 15 yıl günde rakı biriminde 3 bardak ve her gün içilmesi kosuluyla olabilir. Oysa Atatürk bu sıklıkla ve sürede içmiyordu. Ülkemizde çok daha fazla alkol tüketilmekle birlikte alkole baglı siroz hemen hemen sıfıra yakındır."

Atatürk’e konulan alkole baglı karaciger sirozu teshisinin, o dönem elde bakteriyolojik veriler olmadan konuldugunu, sirozda sıtmanın da etkili oldugunu söyledi. (Milliyet)



Opr. Dr. Aytekin Ertugrul'un bu konuda yaptıgı doktora tezi vardır. Orada Atatürk’e yanlıs tedavi uygulandıgı anlatılmaktadır. Atatürk sanıldıgı gibi siroz hastası degildi. Atatürk’e sıtma tedavisi yapılmıs, asırı “kinin” yüklenmis ve karacigeri bu yüzden iflas etmis, siroza dönüsmüstü. Tedaviyi yapan doktor mason locası üstadı azamlarından doktor Mim Kemal’dir.

Durumu iyice fenalastıktan sonra Celâl Bayar’ın ısrarı ile dısarıdan bir doktor getirilir. Yanlıs tedavi yapıldıgını, karacigerinin bu yüzden iflas ettigini rapor eden bu yabancı doktordur.

İstirahat için 2 ay kadar kaldıgı Savarona’da nemli sıcaktan durumu daha da kötülesmis, son günlerinde Dolmabahçe Sarayı’na götürülmüstü.

Peki, nasıl oldu da sirozdan öldügü açıklandı ve bütün yazılı kaynaklara da böyle girdi?

Büyük Millet Meclisinde ölüm raporu gündeme getirildi. Mason locaları 1935’de kapatılmasına ragmen Mecliste hala mason milletvekilleri vardı. “Efendim, gençlerimize terbiye olur, onun alkol ve sigaradan öldügünü duyuralım…” denir ve kabul edilir. Arkasından Yesilay icad edilir, tarih kitaplarına da böyle girer…





Sansasyon yaratan uydurmalar...

* Ölümü çok içki içmesindenmis (!)

* Ölürken iman etme tesebbüsü de pek ise yaramamıs, ebediyen cehennemlik olmus (!)

* Ölüm saati olan 09.05 tamamen uydurmaymıs (!)

* Öldükten sonra, Hristiyanlık dini geregi elbiseler giydirilerek tabuta konmus (!)

* Ölürken cenaze namazı kılınmasını istememis (!) ve cenaze namazı kılınmamıs (!)

* Katafalkın önünden geçen bazı vatandasların belgesellerde, fotograflarda görülen aglamaları, üzüntüden degil, zorla getirilmeleri sırasında Jandarmanın vurdugu dipçik acısındanmıs (!)

* Gömülürken toprak bile kabul etmemis (!)

* ''Kemal'' ismi kemale erecegi düsünülerek verilmis (!)

* Diktatör, Dinsiz, İmansız, Komünist denilmesinde mahsur yokmus (!)



Gerçekler





Atatürk'ün Ölümü Alkolden Degildir!

- Saat 09.05'te Vefat Etmistir!

- Cenaze Namazı Kılınmıstır!

- Kefen İle Tabuta Konmustur!
Dert Çekmeye mi Geldik Biz Bu Dünyaya...



Kullanıcı avatarı
yazgüneşi
Kilobyte4
Kilobyte4
Mesajlar: 677
Kayıt: 13 Şub 2007, 08:56
Konum: Arizona/Finiks

Mesaj gönderen yazgüneşi » 19 Haz 2007, 10:51

yanlıs tedavi diye bahis eiliyor yazında yani sıtma teshisi ile fazla kinin uygulamasından dolayı peki kara ciger bozuklugunda vucudun tepkisi alerjik gibi kasıntılara sebep olmazı :?: ayrıca payulasım için tesekkürler baya uzunca bir paylasım inan hepsini tektek okudum tesskürler paylasım için
altın değerinde forum Resim
______________________
O kadar soru sordum bi kere bile ' O F ' demedin forum Sordum.com

Kullanıcı avatarı
PeeRLeeSS
Megabyte1
Megabyte1
Mesajlar: 946
Kayıt: 15 Mar 2006, 18:12
Konum: Osmaniye
İletişim:

Mesaj gönderen PeeRLeeSS » 19 Haz 2007, 11:08

Tarihi bildigim için bende okudum benim bilgilerimle karsılastırdım ve bildiklerimle %80 ına katılıyorum %20 sinide yeni okudugum için yorum yapamam ama %80 ı tutuyorsa %20 side dogrudur..
Dert Çekmeye mi Geldik Biz Bu Dünyaya...

Kullanıcı avatarı
daddy_cool
Megabyte3
Megabyte3
Mesajlar: 1389
Kayıt: 14 Nis 2006, 15:03
cinsiyet: Erkek
İletişim:

Mesaj gönderen daddy_cool » 19 Haz 2007, 12:23

Resimleri göremedik ama nyse canın sagolsun. :D
Resim

Kullanıcı avatarı
Re@lite
Kilobyte3
Kilobyte3
Mesajlar: 548
Kayıt: 28 Oca 2007, 22:24

Mesaj gönderen Re@lite » 19 Haz 2007, 15:58

kanıtı olmamıs bir bilginin
kanıtı olmayan bir baslıkla paylasımı
her konuda kaynak belirtmek gerekirken
atatürk gibi hassas bir konuda
bu bilgilerin
ve açılan baslıgın
tamamınındogrulugumu kanıtlayamazsınız
iddiarımızı kanıtlarıyla birlestimek gereklidir
hele hele konu atatürkse :!: :!: :!:

Kullanıcı avatarı
PeeRLeeSS
Megabyte1
Megabyte1
Mesajlar: 946
Kayıt: 15 Mar 2006, 18:12
Konum: Osmaniye
İletişim:

Mesaj gönderen PeeRLeeSS » 19 Haz 2007, 16:01

arastırma sansın var bilgi heryerde vardır ama resmi yerlerden bakarsan sadece yüzeysel olarak bakma imkanın var sana hiç padisahların sarayın arkasında ölü bulundugu yeni çerilerin isyan çıkarıp padisah degistirdikleri sonra 4. muradın anadoludan 6 tane topçu getirerek yeni çerilerin köklerini kazdıgını anlatan bir kitap veya bir yerde yazı duydun mu bunlarda gerçek arastırmak için önünde birüsürü yöntem var...
Dert Çekmeye mi Geldik Biz Bu Dünyaya...

Kullanıcı avatarı
velociraptor
Yottabyte4
Yottabyte4
Mesajlar: 30115
Kayıt: 14 Mar 2006, 02:33
cinsiyet: Erkek

Mesaj gönderen velociraptor » 19 Haz 2007, 17:50

1.Anadolu ajansı 10 Ekim 1935'te gazetelerin merkezlerine '' Masonların mallarının, mülklerini her seylerinin sosyal kurumlara gönderildigini de beyan etti'' Ama gelin görün ki İnönü'nün emriyle 1948 yılında masonlar tekrar devreye giriyorlar...

2.Doktorlar Atatürk'ün ani ölümünü asla kabul etmezler çünkü ülkede büyük bir tehlike yaratır ve suikast sonucu gittigi anlasılır diyerekten İsmini açıklamak istemedigi doktor Atatürk'e ilk vurucu darbeyi sinir organlarına yaptı. Ve maalesef basarılı olundu. Atatürk'ün sinir organları felce ugradı. Ve Atatürk'te zaman zaman burun kanamaları, bas dönmeleri, istifralar, karsısındakini tanımama gibi sorunlar bas gösterdi.
Evet, Atatürk Masonları sevmezdi. Ve zararlı oldukları için kapattırdı. Ardından masonlar Atatürk'ü yok etmek için girisimlere basladılar.

3.Atatürk'ün ölüm nedeni Alkole baglı Siroz degildir. Siroz'dan ölseydi Karacigeri sismis olmazdı. Farklı çesit bir sirozdan ölseydi de böyle farklı teshisler koyulmazdı. Atatürk böbreklerindeki iltihap ve sıtma hastasıdır fakat ölüm nedeni kendisine verilen civalı diüretikdir.Bu da onun öldürürdügünü bilimsel omxlarakta ortaya koyar

4.Atatürk’ün Afet İnan’a 14 Haziran 1938 tarihli yazdıgı mektubunda;
“Afet, Vaziyetim sudur;bence doktorların yanlıs görüs ve hükümleri sebebiyle hastalık durmamıs ilerlemistir….” Demekteydi. Fakat yıllar sonra ortaya çıkacak olan bilgi ve belgelerin Atatürk’ün bir hastalık sebebiyle degil bir suikast sonucuyla öldügünün isaretlerini ortaya koymaktadır.Salyrgan ilaç Atatürk’ün karnında olusan asitin alınması yani tedavi edilmesi maksadıyla verildigi söylenmektedir.

5.Opr. Dr. Aytekin Ertugrul'un bu konuda yaptıgı doktora tezi vardır. Orada Atatürk’e yanlıs tedavi uygulandıgı anlatılmaktadır. Atatürk sanıldıgı gibi siroz hastası degildi. Atatürk’e sıtma tedavisi yapılmıs, asırı “kinin” yüklenmis ve karacigeri bu yüzden iflas etmis, siroza dönüsmüstü. Tedaviyi yapan doktor mason locası üstadı azamlarından doktor Mim Kemal’dir.
Durumu iyice fenalastıktan sonra Celâl Bayar’ın ısrarı ile dısarıdan bir doktor getirilir. Yanlıs tedavi yapıldıgını, karacigerinin bu yüzden iflas ettigini rapor eden bu yabancı doktordur.

6.Mason locaları 1935’de kapatılmasına ragmen Mecliste hala mason milletvekilleri vardı. “Efendim, gençlerimize terbiye olur, onun alkol ve sigaradan öldügünü duyuralım…” denir ve kabul edilir. Arkasından Yesilay icad edilir, tarih kitaplarına da böyle girer…
Yazida benim dikkatimi ceken alintilar üsttedir , nasil öldügünü bir kenara birakalim , bu yazida asil dikkatimi ceken inönü (ki cok yanlis olarak tanitilir) , Türkiye cumhuriyeti tarihindeki ilk enflasyon inönü ile baslamistir , mason localarini inönü acmistir , yapilan inönü savaslarinin hicbirinde orada olmadigi iddialari hakimdir .... bunlardan cok daha agir ithamlari burada yazmayacagim ama atatürk tarafindan sevilmedigini de belirtmek isterim , bir ikinci husus ise Masonlardir , günümüzde kendilerini Lions kulübü vs gibi adlarla gizleyip sözde yardim kampanyalari düzenleyen bu tehlikeli örgüt ne yazikki ülke yönetimlerini kendi cikarlari dogrultusunda kullanmaktadir , günümüz amerikasinda da durum bire bir aynidir , ikiz kulelere saldiri gününde orada calisan tüm yahudilerin o gün izinli olmalari da oldukca düsündürücüdür , ve ne yazikki bircok türk onlarin masasi haline gelmis ve bilmeden vatana ihanet etmektedirler ...
Knowledge determines destiny, And ye shall know the Truth and the Truth shall make you free

Kullanıcı avatarı
Mu®aT
Kilobyte4
Kilobyte4
Mesajlar: 778
Kayıt: 01 Nis 2007, 11:36

Mesaj gönderen Mu®aT » 19 Haz 2007, 19:27

tarihe çok ilgili ve duyarlı bir Türk genci olarak...
bu tarz bilgileri bende duymustum

ama!!

bunlar sadece TEORİ!!!


Rahmetli Atamız en büyük yanlısı Beni Türk Hekimlerine emanet ediniz
demesidir..
Türk doktorları o zaman ne biliyorlardıki...
daha hastalıgın tam teshisini bile koyamadılar..
ve
Atamızı ölüme bıraktılar

Kullanıcı avatarı
Re@lite
Kilobyte3
Kilobyte3
Mesajlar: 548
Kayıt: 28 Oca 2007, 22:24

Mesaj gönderen Re@lite » 19 Haz 2007, 19:52

Mu®aT yazdı:tarihe çok ilgili ve duyarlı bir Türk genci olarak...
bu tarz bilgileri bende duymustum

ama!!

bunlar sadece TEORİ!!!


Rahmetli Atamız en büyük yanlısı Beni Türk Hekimlerine emanet ediniz
demesidir..
Türk doktorları o zaman ne biliyorlardıki...
daha hastalıgın tam teshisini bile koyamadılar..
ve
Atamızı ölüme bıraktılar
ATATÜRK'ün doktorları TÜRK'tü ama tek bi farkla
bashekimi olan zat-ı muhterem
anasının ak sütü gibi Fransızdı
ve ismide Fİssenger'di
Ata'ya bu ısrarı basyardımcısı CELAL BAYAR yapmıstı

Kullanıcı avatarı
artung
Kilobyte1
Kilobyte1
Mesajlar: 286
Kayıt: 15 May 2006, 19:18
cinsiyet: Erkek

Mesaj gönderen artung » 19 Haz 2007, 19:54

hassas,hassas oldugu kadar su götürür vede ispat isteyen bir konu sadece okumak yeterli bence.

Kullanıcı avatarı
Mu®aT
Kilobyte4
Kilobyte4
Mesajlar: 778
Kayıt: 01 Nis 2007, 11:36

Mesaj gönderen Mu®aT » 19 Haz 2007, 19:55

bcu35 yazdı:bashekimi olan zat-ı muhterem
anasının ak sütü gibi Fransızdı
ve ismide Fİssenger'di
Ata'ya bu ısrarı basyardımcısı CELAL BAYAR yapmıstı
yaa dogru fransızdı ama
onlarda aynı canım
haa türk doktor haa fransız doktor :D

bu arada celal bayar
yine yapmıs yapacagını :evil:

Kullanıcı avatarı
Kripteks®
Terabyte1
Terabyte1
Mesajlar: 3755
Kayıt: 12 Ara 2006, 12:44
cinsiyet: Erkek
Konum: Pc Hekimi 24 Saat Online ım Sorunlarınızın Çözümü İçin
İletişim:

Mesaj gönderen Kripteks® » 19 Haz 2007, 20:22

türk hekimlerine laf etme murat

günümüz dünyasında sirozun tedavisi hemen hemen yok sen neden bahsediyorsun 1938 yılından

degil türk amerikalı dr olsadı bisi degismezdi ki iyi ki de o sözü söylemis atamız... :lol:
Tabular Yıkılmaz

Kullanıcı avatarı
PeeRLeeSS
Megabyte1
Megabyte1
Mesajlar: 946
Kayıt: 15 Mar 2006, 18:12
Konum: Osmaniye
İletişim:

Mesaj gönderen PeeRLeeSS » 19 Haz 2007, 20:26

Türk hekimlerine lafımız elbette yok ama devamlı Atatürkün saglıgını kontrol ediyorrlardı ve erken teshis herseyden önemlidir..
Dert Çekmeye mi Geldik Biz Bu Dünyaya...

Kullanıcı avatarı
Kripteks®
Terabyte1
Terabyte1
Mesajlar: 3755
Kayıt: 12 Ara 2006, 12:44
cinsiyet: Erkek
Konum: Pc Hekimi 24 Saat Online ım Sorunlarınızın Çözümü İçin
İletişim:

Mesaj gönderen Kripteks® » 19 Haz 2007, 20:27

abi ne teshis koyarlarsa koysun lar kurtulaması mucize idi...mantıklı olun
Tabular Yıkılmaz

Kullanıcı avatarı
Re@lite
Kilobyte3
Kilobyte3
Mesajlar: 548
Kayıt: 28 Oca 2007, 22:24

Mesaj gönderen Re@lite » 19 Haz 2007, 20:30

bana kalsa bu ispatsız ve bütün internette
googlada ilk sayfada çıkan bu baslıgın açılması
ambiyane tabirle abesle istigal
neyi tartıstıgınızı anlayamadım
kanıtlarla konusalım
atatürk'ün sirozdan öldügünü bütün alem-i cihan biliyor
yasamıs gibi anlatmıssınız
masaallah
bir atatürkçü olarak açılan baslıgı kınıyorum
:!: :!: :!:

Cevapla